Daha önceki bir paylaşımımda Kuran’ın, üstümüzde bulunan atmosfer ve tüm uzay için gökler tabirini kullandığını örnekleriyle anlatmıştım. O yüzden o bahsi burada tekrar açmayacağım. İndirildiği zamandaki muhataplarının diliyle konuşan Kuran, bu sadeliği içinde yine de gelecek asırlarda anlaşılabilecek çok önemli gizli gerçekler barındırıyor. Örneğin;
Yeryüzü bilimcilerine göre, yer kabuğu sadece katı materyalleri (6 ila 70 km) değil aynı zamanda hidrosferi (denizler, yerüstü ve yer altı suları) ve atmosferi de kapsamaktadır. Çünkü atmosfer de bu kabuktan oluşmuştur üzerinde asılı durmaktadır ve kabukla bağlantısını koparmamıştır. Sürekli etkileşim halindedirler. Kısacası atmosfere yer kabuğunun uçucu bileşenleri olarak bakarlar [1]
Bilim insanlarına göre ilk atmosfer volkan bacalarından çıkan metan ve amonyak ve karbondioksit gazlarıyla oluşmaya başladı. Yani ilk atmosfer Dünya’mız üzerinde tam bir duman perdesi idi. Daha sonraki devirlerde bitkilerin fotosentez yapmasıyla birlikte karbondioksit seviyesi düşüp oksijen seviyesi yükselmeye başladı ve atmosfer bugünkü halini aldı. [2]

Şekil 1: Volkan bacalarına bir örnek. Yeryüzünün ilk hali bu dumanlardan dolayı görünmeyecek seviyedeydi.
Atmosferin Dünyamız üzerinde yükselmesi gazların uçuculuğundan dolayıdır. Gazların uçup uzaya dağılmaması ise Dünya’nın yerçekimi etkisinden dolayıdır. Hidrojen gibi hafif gazlar yerçekiminden daha kolay kurtulduğu için atmosferi oksijen gibi daha ağır gazlara terk ederler, bu ise yaşamın devamlılığını sağlar. Peki, Dünya’nın yerçekimi daha fazla olsaydı ne olurdu? Cevap: Gazlar yer kabuğundan ayrılamazdı ve şu an olduğundan çok daha ince bir atmosfer olurdu veya atmosfer hiç oluşamazdı, yerkabuğu ile birleşik olurdu. Mars’ın atmosferinin olmamasının sebeplerinden biri de ağır kütle çekimidir. İnce tabakalı oluşan son atmosferi de milyarlarca yıl önce bir güneş fırtınasında savrulup uzaya uçmuştur.
Bu ön bilgiler ışığında şu ayetlerin harikalığına bir bakalım:
“Göğü de, kendi izni olmadıkça yerin üzerine düşmekten korur.” Hacc 65
Atmosferin yerin üzerine düşmemesinin nedeni Dünya’nın hafif kütle çekimi etkisi olduğunu söylemiştik. Yani daha ağır olsaydı atmosfer yer üzerine çökmüş olacaktı. Peki, 1450 sene önceki bir kitabın bugünün bilimine tıpatıp uymasını ve hiçbir bilimsel çelişki barındırmamasını ne ile izah edebilirsiniz? İnsanların dehası ile mi, yoksa o kitapta konuşanın âlemleri yaratan ile aynı olduğu gerçeği ile mi?
Devam edelim, şu ayete bakın:
“İnkâr edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?” Enbiya 30
Burada da, bilimin tıpatıp söylediği gibi göklerin ve yerin başlangıçta bitişik olduğu sonradan ayrıldığı söyleniyor.
Buyurun bakalım ne ile izah edeceksiniz? Devam edelim;
Dünya’da bulunan kütle çekimi gücünün etkisinden dolayı Dünya (ve diğer gezegenler) küremsi şekle sahiptir. Dünya’nın ve diğer gezegenlerin başka şekil almaları mümkün değildir. Yani bir gezegen bir yıldızdan koptuğunda eğri büğrü bir şekli varsa da zamanla ister istemez küremsi veya geoit olacaktır. İstese de istemese de şekli buna dönüşecektir. Yine atmosfer Dünya’nın kütle çekiminden dolayı istese de istemese de orada asılı kalacaktır. Çünkü fizik sabitleri hassas bir şekilde bu sonucu verecek şekilde ayarlanmıştır. Ne atmosferin uçuculuğu yerden kopmasını sağlayabilir, ne de yer kendine tamamen çekip onun oluşumunu engelleyebilir. Çok hassas ayarlarla atmosfer Dünya üzerinde asılı kalmıştır. Peki şu ayete bakalım:
Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. İkisi de, “İsteyerek geldik” dediler. Fussilet 11
Daha önceden ilk atmosferimizin duman halinde olduğunu söylemiştik. Sonra fizik ve kimya sabitlerinin etkisi ile Dünya kaçınılmaz hali olan bu halini almıştır. Yani burada üç harika gerçek var. Birincisi atmosferin ilk halinin duman olduğunun bildirilmesi, ikincisi ise “isteyerek veya istemeyerek” derken fizik sabitlerinin evreni oluşturan gücünü göstermesi. Üçüncüsü göklerin ve yerin sonradan bu hale döndüğünü belirtmesi. Buradaki isteyerek veya istemeyerek kelimesinin başka derin anlamları da var. Bunları da insanlık ileride mutlaka öğrenecek ve şaşıracaktır.
Bütün bu harika ayetleri ne ile açıklayacaksınız. Buyurun hadi bakalım. Kuran meydan okuyor. Şimdi bize on tane çok garip gelecek bilimsel teoriler söyleyin, söylediklerinizle şaşırtın bizi ve 1450 sene sonraki teknoloji ile anlayalım ki söylediklerinizin hepsi doğruymuş. İşte Kuran’ın nasıl bir meydan okuma yaptığını şimdi anlayabildiniz mi?
“Yoksa “onu (Kur’an’ı) uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Allah’tan başka gücünüzün yettiklerini de (yardıma) çağırıp, siz de onun gibi uydurma on sûre getirin.” Eğer size (bu konuda) cevap veremedilerse, bilin ki o (Kur’an) ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir ve O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Artık müslüman oluyor musunuz?” Hud 13-14
İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/
Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/
KAYNAKLAR
- (https://www.britannica.com/topic/evolution-of-the-atmosphere-1703862).
- (http://www.bbc.co.uk/schools/gcsebitesize/science/aqa_pre_2011/oils/changesrev5.shtml).

Merhabalar,
Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. İkisi de, “İsteyerek geldik” dediler. Fussilet 11
Buradaki “gelin” kelimesi ne anlama geliyor? “oluşun” mu? “birbirinize yakınlaşın” mı?
Gökyüzünün eskiden duman halinden bahsetmesi gerçekten düşündürücü. Fakat anlayamadığım birkaç yanı var bu ayetin. Ayete göre Allah gelin derken:
1. Gök halihazırda mevcut, yani yaratılmış ve duman halinde bekliyor.
2. Önceki ayete bakarsak dünya da yeni yaratılmış.
O zaman “gelin” kelimesinin anlamı “oluşun” olmuyor çünkü zaten mevcutlar.
“Yakınlaşın, gök dünyanın gökü olsun” anlamına mı geliyor? Bu olamaz çünkü atmosfer dünyada bulunan etkenlerle meydana geldi (volkan patlaması, bitki fotosentezi, vs…) Yani dünyadan uzak bir atmosfer dünyaya gelip yapışmadı.
Yoksa “gelin” kelimesinin anlamı “biçim değiştirin de insanlar için işlevsel hale dönüşün” anlamına mı geliyor? Eğer öyleyse Allah niye bu zengin anlamı alakası olmayan bir kelimeye, “gelin”e indirgiyor?
Burada atmosferden bahsettiniz. Ama aynı şeyi dünyaya da söylüyor, sadece atmosfere değil. Dünyaya da “gel” dedi yani.
Fikirlerinizi bekliyorum.
Teşekkürler.
BeğenBeğen
Buradaki gelin kelimesinin ne anlama geldiğini henüz bilemiyorum. Muhtemelen ileride anlayacağımız bir bilimsel gerçek olabilir. Örneğin gelin kelimesinden maksat kararlı bir hale dönüşün olabilir. Çünkü duman halindeki atmosferde hafif gazlar vardı. Bunlar uzaya saçıldılar. Daha sonra bitkilerin ürettiği oksijen artmaya başlayınca oksijen, ağır olduğu için uçamadı ve dengede kaldı böylece daha kararlı bir atmosfer oluştu. Yani gelin kelimesi kararlı bir duruma geçin olabilir. Ama burada kesin olan birşey varki ilk atmosfer dumandı ve Allah duman halindeki göğe hitap ettiğini bildiriyor. Diğer sorularınızı da vakit buldukça cevaplayacağım.
BeğenBeğen