89#Kalp neden mühürlenir?

Bizi instagram ve facebookta takip edebilirsiniz:

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

Bakara 7: “Allah, onların kalpleri ve kulakları üzerine mühür vurmuştur; gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Büyük azap da onlar içindir.”

Soru: Allah neden kalpleri mühürler?

Cevap: Allah, kişinin günahlarından, azgınlığından ve isyanından dolayı kalpleri mühürler. Yani kalplerin mühürlenmesinin ilk sebebi kulun azgınlığıdır. Bu aslında birçok ayette anlatılmıştır. Fakat Kuranı bilmem kaç defa okuduğunu iddia eden ateist arkadaşlar bu ayetlere gelince gözlerine perde çekilmiş gibi göremeden gitmekteler.

ARAF 100-101: … Eğer biz dilemiş olsaydık onlara GÜNAHLARI NEDENİYLE bir musibet isabet ettirirdik; ve kalplerine damgalar vururduk da onlar böylelikle işitmeyenler olurlardı. İşte bu ülkeler, sana onların `haberlerinden aktarmalar yapıyoruz.` Gerçekten, onlara elçileri apaçık belgelerle gelmişlerdi. Ama daha önceden YALANLAMALARI NEDENİYLE iman eder olmadılar. İşte Allah, inkâr edenlerin kalplerine böyle damga vurur/mühürler.

YUNUS 74: Sonra onun ardından kendi kavimlerine elçiler gönderdik; onlara apaçık belgeler getirmişlerdi. Ama daha önce onu yalanlamaları nedeniyle inanmadılar. İşte biz, haddi aşanların kalblerini böyle damgalarız/mühürleriz.

ENAM 107-108: Bu, ONLARIN DÜNYA HAYATINI AHİRETE GÖRE DAHA SEVİMLİ BULMALARINDAN ve şüphesiz Allah`ın da inkâr eden bir topluluğu hidayete erdirmemesi nedeniyledir. Onlar, Allah`ın, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Gafil olanlar onların ta kendileridir.

MÜNAFİKUN 3: Bu, ONLARIN İMAN ETMELERİ SONRA İNKÂR ETMELERİ DOLAYISIYLA BÖYLEDİR. Böylece kalplerinin üzerini mühürlemiştir, artık onlar kavrayamazlar.

SAFF 5: Ne zaman ki ONLAR EĞRİLİP-SAPTILAR Allah da onların kalplerini eğriltip saptırdı. Ve Allah, fasık bir kavmi hidayete erdirmez.

TEVBE 87 : (Savaştan) GERİ KALANLARLA BİRLİKTE OLMAYI SEÇTİLER. Onların kalbleri de mühürlendi. Bundan dolayı kavrayıp-anlamazlar.

MUMİNUN 35: “Onlar kendilerine gelmiş hiçbir delil olmaksızın, Allah’ın ayetleri hakkında tartışan kimselerdir. Bu ise Allah katında ve iman edenler katında büyük öfke ve gazap gerektiren bir iştir. Allah, her kibirli zorbanın kalbini işte böyle mühürler.”

GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ KALPLERİN KİRLENMESİNE ve MÜHÜRLENMESİNE SEBEP OLAN İNSANIN KENDİ GÜNAHLARIDIR, İNKÂRLARIDIR, DOĞRULUKTAN ISRARLA SAPMALARIDIR.

Bunu şu örnekle daha net anlayabilirsiniz. Örneğin sizin bir ağaç bahçeniz var ve hergün su arkının önünü açıp suluyorsunuz. Böylece ağaçlar can buluyor. Fakat sonradan arkın önünü açmayı bıraktınız ve ağaçlarınız kurumaya başladı. Burada kurumayı yapan Allah’tır. Çünkü ağacın kuruması da basit bir iş değildir. Ağacın büyümesini biz yapmadığımız gibi kurumasını da biz yapmıyoruz. Fakat büyümesinin de kurumasının da sebebi bizim kendi fiilimizdir. Aynı şekilde kalbin açık olması da mühürlenmesi de insanın fillerinin doğal sonucudur.

Bir kişi sulamayı bırakıp ağacın kurumasına sebep olduğunda “Allah bunu neden kuruttu ki bir gün sulardım elbet” diyemeyeceği gibi “Allah neden kalpleri mühürlüyor ki, birgün belki anlardık gerçeği” de diyemez. Çünkü kabin mühürlenmesi de ağacın kuruması gibi özgür iradeyle yapılan fiillerin kaçınılmaz sonucudur, bir fıtrat kanunudur.

Buna rağmen insan iman edip tövbe ederse kuruyan ağaçların bazen yeşermesi gibi Allah kalpleri tekrar açabilir:

CASİYE 23: “De ki: “Gördünüz mü/düşündünüz mü hiç; eğer Allah sizin işitmenizi ve görmenizi alır ve kalplerinizi mühürlerse, onları size Allah`tan başka getirebilecek ilah kimdir?” Bak, biz ayetleri nasıl açıklıyoruz da onlar yine sırt çevirip-engelliyorlar?”

Ömrünü küfürle geçiren bazı insanların sonradan hidayet olmaları ise muhakkak onların tekrar düşünmeye başlamaları, inadı bırakıp insafla yaklaşmalarıdır. Böylece kalplerin kilidi tekrar açılıp Allah’ı anlayabilirler.

ENFAL 53: “Bu, bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah’ın, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici olmayışı nedeniyledir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir.”

Ek olarak, Kalplerin düşünme ile ilişkisini ise şu yazıda açıkladım:

https://ateizmdenkurtul.wordpress.com/2018/07/05/44-kalp-dusunur-mu-kuran-ve-bilim-bu-konuda-ne-diyor/

heart-864605_960_720

75# Kuran apaçıksa neden her ayeti tam anlayamıyorum?

Bazı gençlerin akıllarını şu soru ile bulandırmaya çalışıyorlar: “Böylece biz Kur’an’ı apaçık âyetler hâlinde indirdik. Hacc 16” ayetine göre Kuran apaçıktır. Kuran apaçıksa neden herkes aynı şekilde bir din anlayışına sahip değil? Kuran’ı anlatmak için neden tefsirler yazılıyor?

Cevap: Kur’an’ın açık bir beyana sahip olması, herkesin her ayeti tam anlayacağı anlamına gelmiyor. Kuran’ın bazı ayetleri, ancak bahsedilen meseleyi bilenlere apaçıktır. Örneğin bilimsel bir gerçekten haber veriyorsa o meseleyi yarım yamalak bilen bir kişiye apaçık değildir. Ancak o konuya tam hâkim olan bilim insanları meseleyi tam anlayabilir. Bir ayet bu konuyu bize şöyle hatırlatır;

Al-i İmran 7 : Sana kitabı indiren O’dur. Onun bazı âyetleri muhkemdir (anlamları tam bilinen olduğundan) kitabın esasını teşkil ederler; diğerleri de müteşâbihtir (araştırılarak manaları bilinecek olan tabiat kanunları gibi). Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu açıklamak için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Hâlbuki onun açıklamasını ancak Allah ve “ona inandık, hepsi Rabbimiz tarafındandır” diyen ilimde yüksek payeye erişenler bilir. Ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.

Bu ayet bize Kuran’daki bazı ayetlerin muhkem olduğunu ve herkesin anlayabileceğini söylüyor. Bir kısım ayetler ise müteşabihtir, gerçek manasını ancak Allah ve o işin ilmini okumuş kişiler biliyor ve ayetin hak olduğunu ve Allah’tan geldiğini anlayabiliyorlar. Çünkü ellerindeki bilimsel veriler ile ayet tam denk düşüyor. Bu ayetler sadece fen bilimleri için geçerli değil her alandaki bilim için geçerlidir. Örneğin bazı ayetleri sadece o konuda iyi çalışmış iyi bir sosyolog tam olarak anlar ve Allah’ın neden böyle emrettiğini bilir. Bazı ayetleri ise sadece bahsedilen konuda çalışmış iyi bir psikolog tam anlar ve diğer insanların anlamakta zorlandıkları meselenin özünü kavrar.

Kuran’ın apaçık olması söylediği ayetler için aslında onu kast etmemişte şunu kast etmiş demeye gerek olmamasındandır. Ama maalesef açıklayan kişide meseleyi tam bilemeyince “aslında onu değilde şunu kast ediyor” demeye başlıyor. Örneğin Kuran “göğüslerdeki kalp düşünür” diyorsa son tıbbi gelişmelerden haberdar olmayan kişiler bunu şöyle açıklıyorlar “Ya aslında orada kast edilen beyindir”. Halbuki “Kalp düşünür mü?” paylaşımımızda belirttiğimiz gibi son tıbbi gelişmeler kalbin düşündüğünü bildiriyor, hem de beyinden 100 kat daha kuvvetli bir frekansla. Sonra Zülkarneyn ayetlerinde “Güneşin battığı yere ulaşmak” ve “kara bir göz içinde batan bir güneş bulmak” durumlarını “aslında Zülkarneyn’in gözüne öyle göründü” diye yorumlamaya hiç gerek yok. Çünkü bölgede çıkarılan “İmago mundi” adlı tablete göre güneşin battığı yer denen bir ülke zaten var. Ve bu ülkede güneşin battığı kara bir göze insanlar secde ediyorlar. Bunu da Zülkarneyn paylaşımımızda açıklamıştık. Kısaca Kuran ne demişse apaçık demiştir ve doğrudur. Bilmediğimiz meseleleri “aslında öyle demek istemedi” şeklinde yorumlamaya hiç gerek yok. Zamanı gelince herşey birer birer anlaşılıyor. Bu kuralı unutup yarın bende aynı hataya düşebilirim ama ne benim ne başkasının hatası Kuran-ı Kerim’i bağlamaz.

Ayette ikinci bir konu ise kalplerinde eğrilik bulunanların bu müteşabih ayetlerin arkasına düşüp onlarla fitne çıkarmaya çalıştığıdır. Şu anda dine saldıran web sitelerinde bu şekilde yirmiye yakın ayetin arkasına düşmüşler ve işin aslını bilmeden akıllarınca Kuran’da bilimsel yanlışlar olduğunu dile getiriyorlar. Oysa söyledikleri konuyu tam bilseler, biraz derin araştırsalar bilime ters düşüyor dedikleri ayetlerin her birinin altında bilimsel bir mucize yattığını göreceklerdi. Araştırmak istemiyorlarsa sorun yok, çünkü biz onlar yerine araştırıp bu ayetlerin bilimsel verilerle nasıl tam olarak nasıl örtüştüğünü gösteriyoruz. Bari sayfamızda görünce kabul etselerdi. Ama ayetin belirttiği gibi bu insanların asıl sorunu kalplerinde bulunan eğrilik olduğu için doğrunun gösterilmesiyle hemen kabul edecek değillerdir. Önemi yok, burada yazılanlar Kuran’dan ve ilimden bir pay almak ve imanını derinleştirmek isteyenler içindir.

Bakara 26: “Şüphesiz Allah, bir sivrisineği de, ondan üstün olanı da, (herhangi bir şeyi) örnek vermekten çekinmez. Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler; inkâr edenler ise, “Allah, bu örnekle neyi amaçlamış?” derler. (Oysa Allah,) Bununla birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir. Ancak O, çok günahkarlardan başkasını saptırmaz.”

Son söz; Kuran’ın muhkem ayetleri herkes için, müteşabih ayetleri ise ilim sahipleri için apaçıktır.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

 

evrim_yaradilis_kuran_mucize_ayet_kanit_bilim_2.jpg

73# Sekiz çift hayvan az değil mi? (Zümer-6)

Kuran’ı sözde eleştirmeye çalışan bir sitede şöyle bir yorum gördüm.

“Zümer-6. Sizi bir tek nefisten yaratmış, sonra ondan eşini var etmiştir; sizin için hayvanlardan sekiz çift meydana getirmiştir. (…)

İnsanların faydalandığı hayvan sayısı sekizden çok daha fazladır. Bazı İslamcılar, ayetin çiftlik hayvanlarını kastettiğini öne sürerse de 8 çift hayvan yine çok azdır. İnsan daha fazla hayvandan yararlanır.”

Cevap: Burada hayvanlar derken En’am kelimesini kullanmıştır. Aynı kelimeyi başka bir ayette şöyle kullanır:

Hacc 34: “Her ümmet için bir kurban ibâdeti kıldık ki, (O’nun) kendilerine rızık olarak verdiği sağmal hayvanlar (davar) üzerine Allah’ın ismini zikretsinler! …

En’am kelimesi Arapça’da özellikle sağmal hayvanlar yani davar hayvanları için kullanılan bir kelimedir.

Zaten başka bir ayette bu hayvanların ne olduğu da açıklanıyor.

Enam-143. Sekiz çift yarattı: Bir çift koyun, bir çift keçi. (…)

Enam-144. Deveden bir çift, sığırdan da bir çift (…)

Hacc 34 ayetinde kurban edilecek hayvanları En’am olarak tanımlamıştı. Burada da En’am ın neler olduğunu açıkça bildirdi.

Başka bir ayette de bu En’am hayvanlarının süt verdiğini belirtiyor.

Nahl 66: “Şüphesiz sağmal hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından (süzülen) içenlere halis ve içimi kolay süt içiriyoruz.”

At gibi hayvanları da sağıp içen kavimler var diye düşünülebilir. Ama Kur’an bu sekiz çift hayvanı sağın ve için diyor. Şu anda 21. yüzyıl medeniyetinde Dünya’nın neresine giderseniz marketlerde bu hayvanların süt ve süt ürünlerini bulursunuz. İslam’ı henüz tanıyamayan ülkeler bile diğer hayvanların sütünü pek kullanmaz.

Demek ki Kuran-ı Kerim sağmal hayvanların insanın beslenmesine ve geçimine olan katkısını özellikle öne sürüyor. Bu azim faydalarından dolayı insanlar bu hayvanlara taparcasına bir sevgi göstermesinler diye de yılda bir defa Allah için kurban kesmelerini istiyor. Böylece insanlar Hindu’larda olduğu gibi veya Musa’nın kavminde olduğu gibi hayvanları Tanrı’laştırmasın. Bu kurbanın adını da bir cezalandırma koymamış, bayram koymuş ki insanlar yesin, içsin; Allah’ın nimetleri ile sevinsin. (Kurban’ın yararları hakkında bir paylaşımımız da var.)

Kuran, sağmal hayvanlarla birlikte gelen nimetten bahsediyor. Yoksa diğer hayvanlardan yararlanmıyorsunuz demiyor. At, eşek, tavuk gibi diğer hayvanlar, Kuran’ın indirildiği dönemde de vardı, yani zaten bilinen ve yetiştirilen hayvanlardı. ‘Kuran diğer hayvanlardan habersizdi’ yorumunu buradan nasıl çıkarmışlar, anlayabilene aşk olsun. Ayet özellikle belirttiği sağmal hayvanların insanlık için azim faydasını belirtirken bu ayette bir hata aramak hangi mantık iledir, asıl çözülmesi gereken soru bu olmalıdır.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

hqdefault.jpg

68# DABBE-TÜL ARZIN ÇIKIŞI

Soru: Neml 82 ayetinde belirtilen ve kıyamete yakın çıkacağı söylenen dabbe hakkında bilgi verirmisiniz?

Neml 82: “Tehdit edildikleri şey başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir dâbbe çıkarırız da, insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını kendilerine söyler.”

Ayette geçen dabbe kelimesi “debelenen” yani hareketli canlı manasındadır. Kuran’da 14 defa tekil halde ve 4 defa çoğul halde geçer. Örneğin:

“Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların (her dâbbenin) rızkı ancak Allah’a aittir.” (Hûd, 11/6)

“Her canlının (dâbbenin) dizgini Allahın elindedir.” (Hud, 11/56)

“Allah her canlıyı (dâbbeyi) sudan yaratmıştır. Bunlardan kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayakla yürür, kimi de dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır. Allah, şüphesiz her şeye kadirdir.” (Nûr, 24/45)

Sebe suresi 14. Ayetinde ise şöyle buyrulur:

“Eceli gelip de Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimizde asasını kemirmekte olan bir dâbbetü’l-arz (ağaç kurdu) ölümünü onlara fark ettirdi. Süleyman yere düşünce, cinler anladılar ki, eğer kendileri gaybı bilselerdi, o meşakkatli işe devam edip durmazlardı.” (Sebe, 34/14).

Burada Hz. Süleyman’ın asası içinde bulunan bir ağaç kurdunun asayı yediğinden bahsederken bu canlıya dabbe denmiştir. Eğer bu ayeti bir ipucu olarak değerlendirirsek insanlar için ortaya çıkacak olan dabbe’de insanların vücuduna yerleşip vücutlarını zayıf düşürecek ve sonunda ölümüne neden olacak bir mikrop olabilir. Bu mikrobun eski zamanlarda insanlara musallat olmaması ve çok sonraları yani inançsızlık artmaya başladığı zaman musallat olması onun özelliğidir.

Bu tanımlara uyan bir mikrobu geçtiğimiz yıllarda tanıdık. Tahmin ettiğiniz gibi AIDS hastalığı ve HIV virüsü. Bu hastalık ilk olarak 1980 yılında Amerika’da eşcinseller arasında rapor edildi. [1] Daha sonra aynı şırıngayı kullanan uyuşturucu bağımlılarında görüldü. [1] Hastalık muhtemelen maymunlarla ilişkiye giren Afrikalı göçmenlerden gelmişti. Çünkü HIV virüsünün değişik tipleri bu maymunlarda bulunuyordu. Virüs, vücudun her yerinde bulunan lenf ağına yerleşir, böylece bağışıklık sisteminin çökmesine neden olur.[2]

Hastalık, daha önceki LGBT paylaşımımda belirttiğim gibi, eşcinseller arasındaki yayılma hızı bazı ülkelerde 15 kat daha fazladır.[3] Yine eşcinsel olmasa da rastgele çok eşlilik yani zina, AIDS hastalığının artmasına neden olmaktadır. Toplumda inançsızlık ve bunun sonucunda uygunsuz çok eşlilik arttıkça da AIDS hastalığı oranının artması kaçınılmaz görünüyor.

Bu hastalığın Allah’ın yasak ettiği çarpık ilişkilerin artması sonucunda yayılması ve çarpık ilişkilere bulaşmayan insanların bu hastalıktan daha çok korunuyor olması düşündürücüdür. Ayette belirtildiği gibi insanların Allah’a inançlarının zayıf olduğunu böylece çok günahkâr işlere giriştiğini gösteren bir hastalık olarak karşımıza çıkmıştır. Dabbenin insanlarla konuşması meselesine gelirsek evet AIDS hastalığı da kendi diliyle bize insanlığın bozulduğunu, Allah’tan uzaklaştığını söylemiyor mu? Bunu zaten insanların kelimeleriyle konuşacak diye anlayamayız, çünkü insanlar değişik diller konuşacak, öyleyse dabbe hangi dili konuşuyor? Ayetten anlamamız gereken konuşma ise dabbenin kendi diliyle konuşmasıdır. Yani bizlere nasıl günahkâr insanlar olduğumuzu düşündürecek.

Başka bir tahminimde yanlış yorumlanıp büyük kitlelerde dinsizliğe yol açan evrim teorisinin, ileride yer altından çıkarılacak ve çok yankı uyandıracak bir dabbenin fosili ile tekrar sorgulanmaya açılması ve evrim teorisinin bugünkü bilinen şekliyle olmadığını, çok daha muazzam bir gerçek barındırdığının anlaşılması ile bu ayetin tezahür edeceğidir. Bu sayede insanlar Darwinci evrim teorisi yüzünden boş yere dinsizliğe sürüklendiklerini anlayacaklar.

Bazı kişiler bu olayın kıyametten sonra olacağını çünkü ayette “Tehdit edildikleri şey başlarına geldiği zaman” diye yazdığını belirtirler. Ama bu tehdit edildiklerinden maksadın kıyamet olduğunu tam bilemeyiz. Farklı manalara da geliyor olabilir. Çünkü birçok ayette kıyamet sözcüğü kullanılmışken (örneğin Bakara 85, 113) burada kıyamet sözcüğünü kullanmıyor.

Sonuç olarak bu konuda şu anda tam bir kesinlik yoktur. Yine de Dünya hayatında iken bir hayvanın çıkıp açık açık siz Allah’a inanmıyorsunuz demesi de imtihan sırrına aykırı görünüyor. Bu yüzden bizim dilimizi kullanarak açık açık konuşması çok uygun görünmüyor. Ama en doğrusunu Allah bilir.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

KAYNAKLAR

  1. https://www.britannica.com/science/AIDS.
  2. Granich, R., et al., Trends in AIDS deaths, new infections and ART coverage in the top 30 countries with the highest AIDS mortality burden; 1990–2013. PloS one, 2015. 10(7): p. e0131353.
  3. Beyrer, C., et al., Global epidemiology of HIV infection in men who have sex with men. The Lancet, 2012. 380(9839): p. 367-377.

van_golu_canavari_h20097.jpg

51# İYİLİKLER ALLAH’TAN KÖTÜLÜKLER NEFSİNİZDEN Mİ, YOKSA HER İKİSİ DE ALLAH’TAN MI?

Kuran’da bir ayette iyiliklerin ve kötülüklerin Allah’tan geldiğinden bahsedilirken, başka bir ayette ise iyiliklerin Allah’tan kötülüklerin ise insanın kendisinden olduğunu yazar. Bunu açıklar mısınız?

Cevap: Bu iki ayet Nisa suresinde peş peşe gelmektedir.

Nisa suresi 78: Nerede olursanız olun, (hattâ) yüksek kalelerde bile olsanız, ölüm size yetişir. Hâlbuki onlara (münâfıklara) bir iyilik gelirse: ‘Bu, Allah katındandır!’ derler. Ama onlara bir kötülük gelirse: ‘Bu senin yüzündendir!’ derler. (Onlara) de ki: ‘Hepsi Allah katındandır’ Böyleyken, bu kavme ne oluyor ki, hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar!

Nisa suresi 79: Sana isâbet eden her iyilik Allah’dandır; sana isâbet eden her kötülük ise nefsindendir. (Habîbim, yâ Muhammed!) İşte seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. (Buna) hakkıyla şâhid olarak ise, Allah yeter!

Bu ayetlerin peşpeşe gelmesi ise bir kasıt taşıdığını gösterir. Yani Allah kasıtlı olarak bize bir “Yaratıcı iradesi-Kul iradesi” dersi veriyor. Buna, kader-1 paylaşımımda hatırlarsanız “başlatıcı tercih-oluşturucu tercih” adını vermiştim. Ayetler ne demek istiyor bir örnekle açıklayalım.

Bir meyve bahçeniz olsun, bu bahçeye ulaşan bir su arkı var. Siz her gün bu arkın önünü açıp ağaçlarınızı suluyorsunuz. Ağaçlarınız büyüyor meyve veriyor. Fakat arkın önünü açmayı bir gün bıraktınız, su gelmedi ve ağaçlarınız kurudu.

Şimdi bu ağaçları, su verdiğiniz zaman büyüten kimdi, siz mi? Hayır, bahçivan ağacın biyolojisini bilmez, onları büyütüp meyve verdiren Allah’tı. Peki, siz kendi iradenize taalluk eden arkın önünü açma gibi küçük bir görevi yapmayınca ağacın kurumasına kim sebep oldu? Cevap: Siz sebep oldunuz. Bu durumda iyiliklerin sebebi Allah oldu kötülüklerin sebebi ise nefsimiz oldu. Bunu hayatın tamamına uygulayabilirsiniz.

Konuyu toparlayalım.

Fiili yaratma açısından, iyilikleri de yaratan, kötülükleri de yaratan yine Allah’tır, yani iyilikler de kötülükler de Allah’tandır.

Sebep olma açısından, iyiliklerin sebebi Allah’tır, kötülüklerin sebebi ise insanın kendisidir.

Konu net ve anlaşılır ama inanmamak için bahane arasanız gözünüzü kapatıp hani güneş yok diyebilirsiniz.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

15007105830.70269200

41# UZAYLILARIN DÜNYA’DA AKILLI YAŞAM ARAYIŞI?

Dünya dışı bir gezegenden gelen ve Dünya’daki hiçbir nesneyi daha önce görmemiş akıllı bir varlık aniden Dünya’da boş bir araziye iniş yapıyor, ve Dünya’da akıllı yaşam formları arıyor. Akıl bulunmasının kanıtı ise tasarımdır. Bu yüzden tasarım arayacak.

Biraz yürüdükten sonra basit bir tasarım gördü; bir kuş yuvası. Şüpheci aklı, kuş yuvasının, sellerin çöp yığınlarını getirip biriktirmesi ile olabileceğini iddia etti. Birkaç adım ötede bir örümcek yuvası gördü biraz daha mükemmel dizayn edilmiş. Bunun da tesadüf olabileceğini düşündü. Biraz daha ileride bir el süpürgesi gördü. Yerleri süpürme görevi olduğu ve bunun için dizayn edildiği belli. Tesadüf ihtimali zorlaştı. Ama buna da bir açıklama getirerek savuşturdu.

Sonra ileri de bir bisiklet gördü. Tekerleklerin konulması hiç şuursuz bir işe benzemiyor. Gördükleri karmaşıklaştıkça artık tesadüflere bağlama hakkının kaybolduğunu anladı. Sonra ileri de bir araba gördü, kapıları yerine ustaca ve akıllıca yerleştirilmiş, direksiyon yön vermek için, aynası ise arkayı görmek için en doğru yere yerleştirilmiş. Böylece artık Dünya’daki tasarımların ancak bir akıl tarafından üretilebileceğini, dolayısıyla bu işlerin arkasında bir aklın var olduğunu anladı.

Biraz ileri de bir akıllı, android telefon gördü. İçinde oluşturulan programlara baktı, bunun teknolojisi arabanın teknolojisinden de ileride olduğunu gördü. Artık bu uzaylı için Dünya’da akıllı varlıkların hüküm sürdüğüne dair bir endişe kalmadı. Bulduğu delilleri kendi gezegenine götürdü ve incelemeye başladılar.

Orada bir kısım bilim adamları bu eşyaların yapılış aşamalarını çözdü ve “bunların yapılış aşamalarını açıkladığımıza göre artık bunların arkasında akıllı bir tasarımcı aramamalıyız” dediler. Diğer bilim adamları da onlara cevap verdi “Bunların oluşum mekanizmalarını keşfetmemiz ve açıklamamız onların bir tasarımcı tarafından yapıldığı gerçeğini değiştirmez.

Bunları tasarlayan kişi, bizim bildiğimiz yöntemlerle çalışmadığı belli. Bizim tasarım yöntemlerimizle tasarlanmamış olması gözünüze bir perde olmuş ve tasarlanmadığını düşünüyorsunuz. Oysa ki şu son iki malzemede ki tasarım bizim seviyemizin dahi çok üzerinde. Biz akıllı varlıklar dahi böyle bir tasarım seviyesine ulaşamamışsak, sırf bizim bildiğimiz yöntemlerle değil de kendine özgü yöntemlerle tasarlanmış diye gerçeği görmezden mi geleceğiz?”

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

UFO-and-Alien-Landing-on-earth-claims-scientist-660x330

40# Tanrı bizi daha mükemmel yaratamaz mıydı? (Kısa)

Diyorlar ki insan gözü geniş açılı göremiyor, geniş açılı da göremiyor. Demek ki Allah üstün bir tasarımcı değildir (Affet Allah’ım).

Böyle diyen kişiler şu muhakemeyi yapmaktan aciz midir? Kafaları mı çalış mı yor? Yoksa maksatları gerçeğe gözlerini yummak mıdır? Şöyle ki;

Allah’ın yarattıklarına baktığınızda daha iyilerini de kolaylıkla yaratabileceğini anlarsınız. Mesela daha keskin gözü kartallarda yaratmış, 360 derece dönen göz bukalemunlarda da var. Oturmadan dinlenen bacaklar atlarda var, hızlı koşan bacaklar çitalarda var. Daha bu örnekleri sayısız uzatabilirsiniz. Bunları yaratıyorsa insanda da yaratabilirdi. Vermemiş ise demek ki insanın şimdiki şekliyle olmasını istemiş. Yani eksik gördüğünüz bir yönümüz var ise bu, yaratıcının güçsüzlüğünden değildir. Bilebildiğimiz ve bilemediğimiz sayısız hikmetlerinden dolayıdır.

Sık sık sorulur: “Dünya mükemmel bir yer ise neden hastalıklar var, neden bozulma, çürüme, kokuşma var?”

Cevap: Dünya sınav için mükemmel bir yerdir ve hastalıkların, aksaklıkların, çürümelerin olmasını gerektirir. Siz hiç okulda zorlanmadığınız bir sınava girdiniz mi? Okullardaki sınavlar çok basit olsa hiç zorlamasaydı, gelişiminize bir katkısı olur muydu?

Cennet ise yaşamak için mükemmel bir yerdir. Orada hastalık yok, dert yok, çürüme ve kokuşma yok. Eğer Cennet’in mükemmelliği Dünya’da olsaydı zaten Cennet’e ihtiyaç kalmazdı. Fakat, Allah’ın yeryüzünde yarattıklarına bakılırsa çok daha görkemlilerini yaratabileceği akıl gözüne kolaylıkla görünüyor.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

Perfect-Anatomy-Of-Human-Foot-98-On-t-9-vertebra-with-Anatomy-Of-Human-Foot.jpg

14# Allah, neden insanların iman etmesini istiyor?

0x0-4

İnsan kesin olarak görmediği bir olguda daima bir miktar tereddüt yaşamaz mı? Eğer tereddüt olursa, Tanrı’ya kesin iman hiçbir zaman mümkün olmayacaktır.

Cevap: Tanrı bu Dünya’ya kendisini tanımamız ve nimetlerine karşı şükür, büyüklüğüne karşı saygı ile karşılık vermemiz için yaratmıştır biz insanları. İnsan ise mücadele ile kazandıklarının kıymetini iyi bilir. Mücadele etmeden kazandıklarının ise insan için kıymeti çok yoktur. Örneğin uzun zamanlarını okullarda dirsek çürütüp bilgi toplayarak ömrünün üçte birini harcamış bir insan için elde ettiği mühendislik veya doktorluk ünvanı çok değerlidir ve bir mana ifade eder. Fakat bu unvan herkese zaten verilmiş olsaydı, insan bu verilenlerin büyüklüğünün farkına bile varamazdı. Kıymetini anlayamazdı. Veya, alnının teriyle kazandıklarının kuruşunu israf edemezken kumardan gelen parayı bir günde bitirmek eğilimindedir. Bu gerçeği aslında tüm insanlar az çok yaşamaktadırlar. Nasıl mı? Örneğin Allah kendi yediklerimizi sindirme ve uygun olarak organlara ve hücrelere dağıtma işini eğitim alarak öğrenmemizi ve belirli bir yaştan ve eğitimden sonra bizim yapmamızı dilemiş olsaydı, bunu yapabilenler büyük âlim olurdu, fakat şu anda bunu herkes yapabildiği halde bunun değeri günde kaç kişinin aklına geliyor. Örneğin, insanın ışınlanma özelliği olsaydı yani arabalara ve uçaklara ihtiyacı olmasaydı, kendi ilmiyle sürekli geliştirdiği arabalarla biraz daha zahmetli yaptığı yolculukların tadını nasıl bilebilirdi ve bir arabayı ortaya çıkarmış olmanın mutluluğunu insan nasıl yaşayabilirdi? Her seferinde daha üst bir araba modeline binmiş olmanın tadını nasıl anlardı? Işınlanmak daha rahat olduğu halde, insan için yaşamı daha anlamlı kılamazdı. İnsanın hiçbir ihtiyacı olmasaydı, yeme içme, giyinme, eş vs. herhalde hiç kimse çalışmazdı ve sadece yatarak geçirilen bir hayat ne kadar sevimsiz olurdu. İnsanoğlu neden bulmaca çözmeyi sever, bir gazete bulmacasını çözdüğünde hiçbir şey kazanmadığı halde neden mutlu olur? Ayaklarını uzatıp yatmak varken böyle bir meşakkatin altına neden girer? İnsan yeni yerler görmek ve keşfetmek için büyük zahmetlere katlanır, başarmaktan da büyük lezzetler alır, kendini özel hisseder, başarmanın gururunu yaşar. Peki Dünya’daki bütün yerler bütün insanlar tarafından zaten biliniyor ve görünüyor olsaydı, keşfedecek hiçbir şey olmasaydı hayat çok sıkıcı olmaz mıydı? Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Demek ki insan çözmekten, çabalamaktan ve bununla başarıya ulaşmaktan hoşlanır. İnsan bir olguyu araştırırken elde ettiği her bulgu o olgunun varlığına olan bilgisini kuvvetlendirir. Bulgular belirli bir eşiği geçtiği zaman ise artık olgunun varlığına dair bir şüphesi kalmaz. Örneğin 2018 itibarıyla DNA’nın ayrıntılı yapısını fotoğraflayabilmiş değiliz, ama elde edilen bulgular üst üste konulduğunda 65 yıldır bu yapıdan şüphelenme gereği duymuyoruz. Uzak galaksiler hakkında elimizde milyonlarca yıl ötesinden gelen zayıf ışıklardan başka bir şey olmadığı halde varlıklarından şüphelenmiyoruz. İşte imanda böyle elde edilir. Dikkat edilirse Evrenin her yanı bulmacalarla doludur. Hazırlanmış olan bilmeceleri çözme işine bilim adını vermişiz. Öyle büyük bir bulmaca ustası tarafından hazırlanmış ki çöz çöz bitmiyor, sonsuza kadar da çözmekle biteceğe benzemiyor.

Öyleyse şunu söyleyebiliriz, Tanrı kendisini tanımamızı beynimize yükleyip gönderebilirdi. Hatta kendisini gösterebilirdi. Her insan zaten doğuştan Tanrı’sını çok iyi tanıyabilirdi. Hatta (sadece bir simge olarak) bulutlar üzerinde gezinirken kendisini her gün görebilirdik. Fakat bu bilgi elimize hazır olarak sunulan diğer bilgiler gibi değersizleşir ve anlamını yitirirdi. Tanrı kendisini mücadeleyle, çalışarak, düşünerek, anlayarak tanımamızı istedi, bunun için evrenin her yerine kendi delillerini bulmacalar şeklinde serpiştirdi. Dünya’da araştırma ve tanıma ivmesini kazandırdığı insanın eğitimine daha güzel alemlerde yine devam edecek. Bu ilimler, yani Tanrı’yı tanıma ilimleri insanı çok mutlu edecek. Dünya’da bile tıp alanında Tanrı’nın ilminden ufak bir parça kapan insanın ne kadar mutlu olduğunu ve bilimin getirdiği mutluluğun onu Tanrılaştırma eğilimine nasıl götürdüğünü görebiliyoruz. Elde ettiği ise sadece sonsuz okyanustan bir damla su bile değil. İşte bu yüzden insanın Tanrı’ya iman kazanması sonsuz derece önemli bir olgudur. Bu mücadeleye girişip Tanrı’nın delillerini toplayan ve eşiği aşanlar yüksek saraylarda, güzel alemlerde eğitime devam edecekler, lisede iken çalışıp üniversiteyi kazanmış insanlar gibi. Aklını ve kalbini kullanmayı reddederek heveslerinin peşinde koşmak için akıl tutulması girdabına kendilerini atanlar bir üst eğitim seviyesini göremeden hak ettikleri zor bir hayatın içinde kendilerini bulacaklar.

İman’ın veya Türkçe ifadesi ile İnanc’ın madde alemine benzer bir özelliği sürekli bakım istemesi kendi haline bırakılınca dağınıklığa gitmesi ve bozunuma uğramasıdır. Bunu ben genetik seleksiyona benzetiyorum. Bir canlı ırkında veya türünde genetik seleksiyon yaparsanız özelliklerini sürekli iyileştirirsiniz. Ama seleksiyonu bıraktığınız zaman özellikler getirdiğiniz noktada kalmıyor, zamanla geriliyor. İnsan bu yüzden inanmışım deyip kenarıya çekilmemeli okumalı ve düşünmelidir.

“Siz ey iman edenler! İman edin…” Nisa 136

“Kulları içinde Allah’dan ancak âlimler korkar.” Fatır 28

“…Onlara, Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak ve secde ederek yere kapanırlardı. Sonra onların ardından yerlerine öyle bir nesil geldi ki namazı zâyi’ (terk) ettiler ve şehvetlere uydular; (onlar) artık ileride (Cehennemdeki) Gayyâ Vâdisini bulacaklardır.” Meryem 58-59

Facebook’tan bizi beğenmeyi ve takip etmeyi unutmayın, Sevgiler…

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

Yazarı: Irmak Gökçe

(Müstear)

namaz

13# Pozitif bilimler insanı üstünmü yapar?

Uzun zaman düşündüm ki çağımızdaki bilim seviyesinin geldiği noktadan ve bizim evreni ve maddeyi daha iyi tanımamızdan dolayı, Kuran’da da bilimsel mucizeleri eski insanlardan daha iyi görebilmemizden dolayı acaba bizler daha mı kuvvetli bir inanca sahibiz? Daha mı şanslıyız? Bizler daha mı aydınız veya Rabbimizi eskilerden daha mı iyi tanıyoruz?

Bilim içinde bulunduğumuz evreni ve dolayısıyla evrenin tasarımcısını tanımamız için bir ışık bir meşale olarak işlev görür. Diğer bir yönü ise,  bu zamanın sihirbazlarının elinde bilim olduğu için, Kuran’ın gösterdiği bilimsel mucizeler onların sihirlerini yutmak üzere elimize verilmiş birer asadır. Musa’nın asası gibi. Her zamanın sihirbazının değişik bir sihri vardı ve Kuran, her çağın sihirlerini yutarak çağımıza geldi ve bugünlerde alternatif olarak gösterilmeye çalışılan bilim sihirbazlarının sihrini yutuyor, inatlarından çoğu secdeye kapanmasa da akıllarını hayretler içinde çaresiz bırakıyor. Evet bilim de bir Nur’dur fakat sonsuzluğu keşfetme yolculuğunda bilimin aldığı her mesafe sonsuzun yanında matematiksel olarak bir öncekinden daha fazla olmayacaktır. O yüzden zayıf bir Nur veya ışıktır. Bazen de doğru kullanılmadığı zaman sonsuzun yanında asla bir hiç bile olamayacak bilgisiyle Tanrı’nın bilgisine meydan okuyabileceği zannına kapılan insanları bile ortaya çıkarabiliyor. Kendi ışığına güvenip Güneşin ışığına sırt çeviren gece dışarı çıkan ve sonsuz bir karanlıkta kalan ateist bilim insanları gibi. Anladım ki bilimde ilerledikçe eski insanlardan Rabbini tanıma yönüyle ileri geçemiyoruz çünkü sonsuza bütün rakamlar eşit uzaklıkta olduğu gibi Sonsuz bilgi sahibi Yaratıcıyı tanımada hepimiz yine sıfır değerini alabiliyoruz. Üstünlük belki göreceli olarak insanın insana karşı kıyaslanmasıyla olabilir. Yoksa sonsuzla kıyaslandığında kimsenin kimseden farkı yoktur. O yüzden olsa gerek Kuran Rabbimizi hakkıyla tanıyamadığımızı hiçbir çağı hariç tutmayarak şöyle haber veriyor:

Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir. Hacc 74

Bu ayet, Rabbini tanıma yolculuğumuzun henüz ilk safhasının Dünya’daki hayatımız olduğunu ihtar eder aslında bize. Cennette veya Cehennemde Rabbimizi tanımaya devam edeceğiz. Sonsuza kadar.. Çünkü sonsuzluk vadedilmiş insanın Sonsuz olan Rabbini artık her yönüyle tanıyacağı bir noktaya gelmesi düşünülemez, bunu insanda arzu etmez. Her yeni gün biraz daha tanıdığı hayretlerle büyüklüğünü sonsuza kadar izlediği bir Tanrı ancak sonsuz evrenin sonsuz ilim ve sonsuz kuvvet sahibi Tanrı’sı olabilir.

Yazarı: Irmak Gökçe

(Müstear)

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

evren-ne-kadar-buyuk-sonsuz-mu