46# ALLAH’IN VARLIĞININ KANITLARI – 1

İnançsızlar Allah’ın varlığı için delilleriniz nedir deyip duruyorlar. Bu yeni yazı dizisinde Allah’ın varlığının kanıtlarını ara ara paylaşacağım.

Allah’ın varlığına dair kanıtlar dizisi devam ediyor. Bu yazı dizisine başlarken aklımdaki çok sayıda kanıtı kısa cümlelerle alt alta yazmak vardı. Sonradan hepsini tek tek açıklayarak yazmaya ve bir yazı dizisi oluşturmaya karar verdim.

Allah’ın varlığının kanıtları matematiksel işlemler gibi 2 artı 2 dört tarzında sunulmaz ve Allah’ın varlığı böyle ispat edilmez. Herkesi inanmaya mecbur bırakacak derecede kanıtları sunmak Yaratıcının kendi de istememiştir. O’nun kanıtları sayısızdır ama ancak derinlemesine düşünen kişiler tarafından anlaşılabilir.

Bizim burada verdiğimiz kanıtların bir tanesi bile düşünen ve ideolojik olarak hemen reddetmeye meyilli olmayan herkes için ufuk açıcıdır ve kişiyi Yaratıcısına götürebilir. Fakat inanmak istemeyen yine de inanmamak için bahane uyduracaktır.

Bilimin gerçeği arama yöntemlerinden bir tanesi ise elde ettiği küçük delilleri birleştirip sonuca gitmesidir. Örneğin moleküler biyolojideki kanıtların çoğu bu türdendir. Yani, yeni bir molekülü bulduğunu açıklayan kişiler çoğunlukla o molekülü görmemiştir bile.

Fakat izleri, işaretleri takip ederek bulduğunu açıklar. Örneğin DNA yapısı 65 yıl önce açıklanmasına rağmen DNA’nın henüz net bir resmi bile çekilmemiştir. Yani DNA yapısını yakından gören hiçkimse yoktur. Buna rağmen ideolojik bir durum olmadığı için hiçkimse bu yapıya itiraz etmez. Biyolojideki çoğu buluş bu şekilde olmuştur ve insanlar «bana bunu göster veya beni mecbur edecek derecede ispat et» demez. Fakat sunulan küçük kanıtlar birleşince kesin kanıt olurlar. Bu yazı dizisindeki metodumuzda bu olacak. Kanıtlar tek tek kimseyi mecbur edecek derecede Allah’ı kimseye gösteremez.

1.Delilim: Bebeklerdir.

Eğer bir inançsız iseniz ve evrenin vahşi bir yer olduğunu ve Dünyanın yalnızca güçlülerin Dünyası olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bu önermeniz mantıken doğru, yani eğer Allah olmasaydı böyle olması gerekirdi fakat eğer bu kanunu delen kuvvetli kanıtlar varsa Allah’ın varlığı kaçınılmaz olur. Şöyle ki;

Bebeklerin Dünya’da büyüklerden daha nazlı ve korunaklı ve güzel rızıklarla şefkat içinde büyütülmelerine bakın.

Bebekler doğduklarında anneden aldıkları antikorlar sayesinde hastalıklara karşı çocuklardan daha da korunaklıdırlar. Kolay kolay viral bir enfeksiyona yakalanmazlar.

Bebeklere verilen güzellik ve şirinlik sayesinde bakımları ne kadar zor olsa da ebeveynlerini etraflarında kendilerine pervane ederler. Öyleyse onların özenle korunması hem şirin oluşlarını hemde büyüklerin kalplerinde  onlara karşı  şefkat hissinin olmasını gerektirir. Oysa evrende bencillik ve hayatta kalma dürtüsünün içinden yavrulara özel muamele ve bir ayrıcalık tanıma da nereden çıkmış.

Yavrular neden en güzel, içimi yumuşak, besleyici gıda olan süt ile beslenirler. Bebekler büyüdükçe bu ekstra korumanın ve şefkatin etkiside giderek zayıflıyor tabi.

Evet aklınızı bir kenara koymadan yerli yerince düşündüğünüz zaman bebeklere şefkat eden, onların korunmaları için ayrıcalık yapan bir Allah’ın varlığını göreceksiniz.

2. Delilim ise canlıların neslinin devam etmesi yönünde kolaylıklar sağlanmasıdır.

Eşeyli üreme yoluyla çoğalan canlıların üreme eylemlerinden büyük bir lezzet aldığını biliyoruz. Öyle ki bu lezzet çoğu zaman insana diğer lezzetleri unutturur. Yani çoğu canlı, bu lezzet için diğer bütün keyif aldıklarını geride bırakabilir.

Eğer üreme için böyle bir lezzet olmamış olsaydı ne olacaktı?

Cevap: Canlı türleri bugünlere muhtemelen ulaşamamış olacaktı.

Eğer bugün yeryüzünde yaygın bir canlılık çeşidi ve sayısı varsa bunun en büyük sebebi üreme için verilen peşin lezzettir.

Canlılığın çoğalması ise, ancak kendi sanatını canlılar üzerinde izleyen Allah’ın istediği bir olgudur. Canlılara verilen en önemli lezzetin yaşamın ve çoğalma dürtüsünün devamı için verilmiş olması bir tesadüf değildir.

Üreme konusuyla alakalı olarak,

  1. eşeyli canlıların erkek ve dişi olarak ayrı yaratılması;
  2. birinin vücudunda üreyen sıvının ancak diğerinin sıvısı ile bir anlam kazanması;
  3. bedenlerindeki farka rağmen anatomik uyum;
  4. karşı cinsiyet ile münasebetlerin kopmaması için hormonların insanı zorlaması;
  5. kalplere, karşı cinsiyete yönelik bir sevgi konulması,
  6. insanı mutlu eden en önemli şeyin bir aile olduğu ve ailenin cinsiyet farklılığıyla çok daha güzel temin edildiği

gerçekleri birer kanıttır, ayettir. Bu kanıtlar nesillerin devam etmesini ve duygu sahibi canlıların bir eşle gönüllerinin yatışmasını isteyen biri tarafından dizayn edildiğini gösterir ve tesadüf olamayacağı açıktır.

O’nun açık belgelerinden biri de, size kendinizden eşler yaratmasıdır ki, onlarla sükûnet bulup huzura kavuşursunuz. Aranızda sevgi ve rahmet meydana getirmiştir. Şüphesiz ki bunda düşünebilen bir millet için öğütler, ibretler ve deliller vardır. Rum 21

3. kanıtım DÜZEN’dir.

Aslında bu konu çok detaylı yazılabilecek bir konu. Fiziğin, Kimyanın, Biyolojinin, matematiğin düzenleri için ayrı ayrı birer kitap yazılabilir. Zaten bu konularda yazılan bütün kitaplarda evrende bir düzen olduğu için yazılmıştır. Öyleyse kısa bir özet halinde DÜZEN kanıtına bakalım.

Kendimize bakalım: Vücudunuz sistemlere ayrılmış.

Sistemleri oluşturan ayrı ayrı organlar karşılıklı dayanışma ve görev bölüşümü içindeler.

Bu organların her birinin ayrı bir dokusu var.

Dokuları inceleyen bilim dalına ise histoloji deniyor.

Dokular hücrelerden oluşmuş.

Kas hücresi farklı, epitel hücre farklı, sinir hücresi farklı, yani farklı hücrelerin farklı işleyiş tarzları var.

Vücudumuzun düzenine metabolizma deniliyor. Metabolizma içinde biyolojik saatler var. Senin haberin olmadan zamanı gelince salgılanan hormonlar, yediklerini uygun yerlere gönderip büyümeyi ve gelişmeyi sağlayan mekanizmalar var.

Bütün metabolizmayı senin yerine senden habersiz düzenleyen bir beynin ve dokuları sürekli besleyip temizleyen bir kalp damar dolaşım sistemin var. Neyse biyoloji bir okyanustur, henüz sırlarının denizde bir damlasına ulaşabilmiş değiliz. Her yıl biyoloji için yazılan milyonlarca sayfa bilimsel makale bunun kanıtıdır.

”Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?”(İnfitar suresi, ayet 7-8)

Yeryüzüne bakalım:

Yeryüzünde su döngüsü var. Denizlerin buharlaşıp yağmur olarak yeryüzüne hayat dağıtması var. Mevsim döngüsü var. Mevsimler düzenli olduğu için her sene hangi tarihte ne olacağını biliyorsun.

Bitkilerin yayılması, ölmesi fakat kaybolmayıp tekrar dirilmeleri var. Hayvan aleminin bir dengesi var. Bu dengeye ekolojik denge deniliyor. İnsan bu ekolojik zincirin bir halkasına müdahale ettiğinde çoğu zaman felaketler ortaya çıkıyor.

Fakat bu oluşturduğunuz felaketleri tamir eden yeniden düzene sokan mekanizmalar var. Siz ne kadar ozon tabakasını delseniz de o kendini onarıyor. Fakat tabi ki onunda bir dayanma gücü var. Tıpkı bedeninize verdiğiniz zararlar bir yere kadar tamir edilebildiği gibi, Dünya’da kendini bir yere kadar tamir edebiliyor.

“Yeryüzünde birbirine komşu toprak parçaları, üzüm bağları, ekin tarlaları, hurma ağaçları vardır. Bütün bunlar bir suyla sulanır. Ama tatları birbirinden farklıdır. Bunlarda aklını kullanan kimseler için (Allah’ın varlığını gösteren deliller vardır”(Ra’d suresi ayet 4)

Gökyüzüne bakalım:

Mevsimlerin sürekliliği, gece ve gündüzün birbirini düzen içinde takip edip bir saniye bile şaşmamaları, Gezegenlerin ve yıldızların yörüngelerinde sorunsuz dönmeleri, Eğer bir çarpışma olursa bu çarpışmadan yine yeniden bir düzen kurulması, yıldızların galaktik düzenimizi oluşturması, galaksimizin diğer onlarca galaksi ile birlikte yerel grup  adı verilen yapıyı oluşturması ve bu yapının da 2000 tane galaksi içeren başak kümesi içinde bir düzen içinde varlığını devam ettirmesi.

Bu tür muazzam büyük yapıların evrenin dokusunu oluşturması. Evrende muazzam bir enerji varlığına rağmen maddenin kendini koruması.

Evrende düzeni gösteren fizik sabitlerinin ve kanunlarının bulunması… daha ne kadar çok sayılabilir. Bütün bunlar evrenin düzenini anlatmak için sadece bir özet.

Peki evimizi 3 gün düzeltmezsek bir dağınıklık ve düzensizliğe gittiği halde, vücudumuzu bir hafta yıkamazsak kokuşma başladığı halde evrendeki düzen neden bitmiyor? Neden sürekli yeni düzenler doğuyor.

Evini düzenli görsen, bu düzenin ancak bilinçli bir irade tarafından örneğin annen tarafından düzenlendiğini anlarsın da, senin evinden çok daha muhteşem şu bedenindeki, dünyandaki, evrenindeki düzenin sahipsiz, tesadüfen olduğuna nasıl inanırsın?

Dediğimiz gibi ateizm bunları görmek istemez. Çünkü ateizm psikolojiktir. Önce inançsız olur, sonra oturur delil ararsa işte böyle mantığın dışına çıkıp, Varlığı evrenin varlığından daha açık olan Allah’ı göremez hale gelir.

Not: Herşeyin bilimsel açıklaması var öyleyse Allah yoktur diye komik bir argümana girişmeyin. Çünkü bilim, zaten Allah’ın yaratma düzeninin anlaşılmasıdır.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

Resim1

16# Ateistlerin bir kısım bahaneleri:

  1. İnanmıyorum çünkü Allah’ı görmüyorum, olsaydı görürdük. (Yanlış, senin görmemen olmamasının delili değildir. Evrendeki nesneleri görme yeteneğimiz çok çok sınırlıdır. Örneğin elime aldığım bir flash disk içindeki bilgilerin veya videoların çıplak gözle görülemeyeceğini bilirim ve dolayısıyla, içinde birkaç saatlik bir film olduğu fikrini inkar etmem çünkü o disk içindeki bilgiler ancak bir bilgisayara bağlandıktan sonra görünebilir.)
  2. Allah olsaydı insanlarla irtibat kurardı. (Doğru, gönderdiği kitaplarla zaten irtibat kurmuştur. İnsanı yarattıktan sonra başıboş bırakmamıştır, onlara nereden geldiklerini, nereye gideceklerini ve varoluş amaçlarını açıklamıştır..)
  3. Herşey tesadüfen oluşmuştur. Bir yaratıcısı yoktur. (Yanlış, aşağıdaki resimdeki hayvanın tesadüfen bu hale geleceğini hangi sağlıklı akıl kabul eder.)27710139_10156149888937138_288437623900184887_o[1]Tadları ayrı ayrı güzel, kokuları ayrı ayrı güzel, vücudumuza şifalı şu aşağıdaki meyvelelerin, sebzelerin tesadüfen olmuş olmasını hangi normal düşünebilen insan kabul eder. Yine de şüphesi olanlar için şöyle sorayım. Bunların kendi kendine tesadüfi oluşma ihtimalleri mi fazladır yoksa ilim sahibi bir yaratıcının sanatları olma ihtimali mi fazladır. Söyleyeyim. Doğadaki entropi yani bozulma kanununa göre, tesadüfen oluşma ihtimalleri yoktur. Çünkü doğa her zaman düzensizliğe gider, bu tür düzenli işler ise her zaman bir ustanın elinden çıkar. kesilmiş meyveler
  4. Tamam Allah var, ama din göndermemiştir, din diye bir şey yok. (Yanlış, seni böyle diğer canlılar ve varlıklar üzerinde sınırsız bir yetki ile donatan yaratıcının, kendi haline bırakması düşünülemez. Evrene baktığında kuvvetinin ve ilminin sonu olmadığını anlayabileceğin yaratıcı elbette ki seni tekrar diriltip iyiliklerine ödül, kötülüklerine ceza vermesi gerekir. Bunu yapmazsa sonsuz güzel ve sonsuz güçlü olan yaratıcı birden sonsuz adaletsiz olur. Sonsuz güzellik ve sonsuz çirkinlik ise bir arada bulunmaz. O zaman Dünya’da yarattığı güzellikleriyle kendini insana sevdiren yaratıcı elbette ki sonsuz güzelliğine uygun sonsuz bir adalete de sahiptir ve dengeleri kıyamet sabahında yerine oturtacaktır.)
  5. Sen bana İslamiyete inanmam gerektiğini söylüyorsun. Ama o kadar mantıksızlıklar var ki nasıl inanabilirim? (Yanlış, çünkü mantıksız sandığın bilgilerin ortalama olarak % 99’u insanlar eliyle dine sokulmuş bilgilerdir. Çoğusu eski yahudi kitaplarından alınmış ve sözde, İslamiyetin de bunları kabul ettiğini iddia etmişlerdir. Hatta akla mantığa ters gelen bilgilerin hemen hepsi 15-20 kulaktan geçtikten sonra ve ancak 200 yıl sonra kağıda dökülmüş olan sahih olmayan bir kısım hadislerden gelmektedir ki, bu hadisleri rivayet edenler ve dinleyenler kendi zamanlarında akla aykırı görmedikleri için hadislerin yazılmasının gelecekte İslamiyete zarar vereceğini öngörememişlerdir. Bu bir kısım hadislerin verdiği zarar ise şundan kaynaklanmaktadır: Malumdur ki aynı ortamda kulaktan kulağa oyunu oynandığında bile, bir söz 20. kulaktan sonra tamamen farklı çıkmaktadır. Dikkat edin aynı ortamda, dakikalar içinde ve aldığını doğru aktarmaya çalışan bir grup içinde bile çok yanlış anlamlar ortaya çıkmaktadır. Hadislerin rivayet edildiği zamanın şartlarını göz önüne getirdiğimizde A) İnsanlar doğruluk dini İslamiyetle tanışmalarına rağmen hala eskilerden kalma çok sayıda batıl inanışı taşımaktaydılar ve bunları İslamiyetle karıştırıyorlardı. Bu olgu günümüzde bile devam etmektedir ki o zamanlar da ne kadar olduğunu siz düşünün.  B) İnsanlar antik Yunan, Mısır, Pers gibi büyük medeniyetlerin öğretilerinden kopamamışlardı ve İslamiyet bilgilerini bu anlayışlarla sürekli kirletiyorlardı. C) Yahudilerden aldığı bilgileri, kaynağı belirsiz bilgiler olarak dilden dile anlatıyorlar ve toplumun hafızasına yerleşen bu bilgileri bir zaman sonra zamanın alimleri rivayet olarak kitaplarına taşıyorlar, böylece bilgileri İslam’a mal ediyorlardı. D) Hadisler Hz Muhammed’in yalan bilmeyen ağzından çıkalı 200 sene olmuş ve hadisler yazılmaya başlanmıştır. Oysa böyle uzun bir zamanda yukarıda belirttiğimiz gibi insanların önceki malumatlarının bu bir kısım hadisleri kirletmemesine yani insanlar anladıklarını aktardıkları için anlayışlarının karışmamasına imkan yoktur. Böylece boş laf söylemeyen Peygamber’in sözleri orijinalitesini koruyamamıştır. Hadis yazarları da bunları o zamanın anlayışına göre akıl süzgecinden geçirerek akla ters düşmedikleri gerekçesiyle veya rivayet edenlerin dürüstlüklerini göz önünde bulundurarak kitaplarına yazmışlardır. Fakat zaman göstermiştir ki o zamanın bilgi seviyesine göre mantıklı görünen birçok sözün gerçekle alakası yoktur. Her insan bire bir duyduğunu değil anladığını aktarmıştır. 200 sene boyunca Peygamberimizin sözlerinin değişmeden kulaktan kulağa aktarıldığını sanmak akıldan uzaklaşmaktır. Bu sözler son kulağa varınca acayip sözler ortaya çıkmıştır. Bu hadisleri yazanlar Peygamberimize olan sevgilerinden dolayı yazmışlardır. Ama İnsanoğlunun elinin karıştığı bilgileri gelecek nesillerin, Allah’ın dininin kanunları olarak kabul edeceklerini düşünerek yapmamışlardır bunu. Peygamberimizin yazılmasın diye mücadele verdiği bir kısım hadisleri din olarak göstermek maalesef bu akıl ve mantık asrında Allah’ın dinini incitiyor. Kuran’da ise hiçbir mantıksızlık, bilime ve gerçeklere aykırılık bulamazsınız. İnsan, bilimin yeterince gelişmemesinden dolayı bazı ayetleri kendi zamanında anlayamayabilir. Örneğin “gökyüzünü ve yeri 7 tabaka yarattık” sözünü anlayabilmesi için insanlığın 1300 sene beklemesi gerekti ve geçtiğimiz yüzyılda anlaşılabildi. Bir kısım ayetlerde var ki şaşı bak şaşır misali eğri bir bakışla eğri görmek için uğraşanlara bu sitede doğruları göstermeye çalışıyoruz. Kuran Allah kelamıdır. İçinde hiçbir yanlış ve akla, bilime aykırılık yok iken bir kısım hadislerde ve tahrif olmuş Tevrat ve İncil’de sürüyle yanlışlık olması insanın bulaşık elinin tahrip gücünü göstermiyor mu? Müslümanlar hadisleri dinimizin ayakları olarak göstermekten vazgeçmezlerse gelecek nesilleri ateizme kendi elleri ile teslim etmiş olacaklar ve akıllarını kullanmadıkları ve aklı duygusallığa feda ettikleri için Allah huzurunda sorumlu olacaklardır. Tevrat ve İncil bilimle çok noktada çatıştıkları için Avrupa ve Amerika’da bilim insanlarının dinlerinden soğumalarını mantıklı buluyorum. Halbuki İslamiyette böyle bir dezavantaj olmamasına karşın insan elinden çıkma bir kısım hadisler Kuran gibi dinin kaynağı olarak gösterildiği için ve Peygamberimizin sözleri diye sahip çıktığımız için aynı çukurun içine biz kendi kendimizi atmışız. Bu sözleri Peygamberimizin diye savunmak Peygamberimize de vefasızlıktır. Şu satırları okuyanlar şunu da bilsinler ki Peygamberime olan sevgim, onu rehber olarak, bir yaşayan Kuran bilmem kimseden az değildir. Maksadım ona ve dinine bilerek veya bilmeyerek atılan iftiraların bir an önce temizlenmesi gerçek dinin 1400 yıldır biriken hurafelerden sıyrılarak ortaya çıkmasıdır. Şunu da belirtmeliyim ki nasıl ki tahrif edilmiş Tevratın içinde birçok orjinal kelime yani Allah’ın sözünü  vardır, benzer şekilde hadisler içinde de orjinal Peygamber kelimeleri, çok miktarda mutlaka vardır. Çoğu hadiste Peygamberimiz ona benzer bir söz kurmuştur. Ama insanların anlayışları karışınca ortaya inanılmaz tasvirler çıkmıştır. Ekmek yararlı iken çamurla bulansa yine de yararlıdır yenir dermisiniz ve çocuğunuza yedirir misiniz? İnsanları hasta edip ateizme kaydıran bir kısım hadislerin hâlâ Peygamber sözlerinin orijinalitesinden çok uzak olduğu açıktır.  Fakat hadisler de iki kısımdır. Bir kısmı toplumu düzenlemeye yönelik hadislerdir, bunlarda ki bilgi kirliliği daha azdır. Bunların içinde sünnet olan uygulamalar vardır ki, ancak akıl ve mantık süzgecinden geçirilerek alınabilir. Akla ve mantığa ters düsen hiçbir hadis peygamberimizin sözü ve kutsal diye sahip çıkılmamalıdır, bu tür hadisler delil olarak gösterilmemeli ve yaygınlaştırılmamalıdır. Diğer kısmı ise, görülmeyen olaylarla, görülmeyen alemlerle, insanların bilmediği gerçeklerle alakalıdır ki bunların neredeyse tamamına o dönem insanlarının anlayışları çok yoğun bir şekilde karışmıştır.  Çünkü insanlar arasında görülmeyen alemlere olan merak alimlerin bunu kendi yanlış bilgileriyle detaylandırmasını doğurur. Örneğin insanlar kıyamet konusunda, melekler konusunda, Cennet, Cehennem, Adem’in yaratılışı, Mehdi, Zülkarneyn, Yecüc Mecüc, Ahirzaman alametleri vb nice konularda duyduklarını değil anladıklarını mevcut bilgileriyle harmanlayarak aktarmışlardır. Dolayısıyla ortaya akla ziyan söylemler çıkmıştır. Tahrif olmuş Tevrat’ı bir öğretmen olarak görmek onunla amel etmek yanlış olması gibi,  aynısı bir kısım hadisler için de geçerlidir. Tanrı, orijinal dinini Kuran’da açıklamış, Kuran dışında ayrı bir kitap yazılmasını uygun görmemiştir. Görseydi, Peygambere bunu yazdırırdı ve dupduru kaynaklarımız olurdu. Ayrıca, diğer kitaplarına vermediği koruma garantisini, başka kitap gelmeyeceği ve son kitap olduğu için Kuran’ına vermiştir. Bunların yanında akıl ve vicdan denilen iki hakimi de insana yardımcı vermiştir. Allah, hükümlerini Kuran’da çoğu yerde detaylı olarak açıklamayıp ana hatlarını belirtmesi ise insanlara zorluk çıkarmamak içindir. Mezhep bilginleri ise Kuran’ın bu emirlerini insanlar için yorumlamışlardır. bu bilginlerin hiçbiri mezhep kuruyoruz iddiası ile ortaya çıkmamış, bunların görüşlerini kabul edenler çoğalınca bu topluluğa isim verilmiş ve Ebu Hanefi’nin görüşlerine uyanlara Hanefi, İmam Şafi’nin görüşlerine uyanlara Şafii denmiştir. insanların böyle farklı hocalardan ders alması normal olup ayrıştırma vesilesi yapılmamalı, çeşitliliğin güzelliğine götüren bir vesile olarak kabul edilmelidir. Mezhepler güncel meseleleri yorumlayıp fetva vererek sistemleşmişlerdir. Zaman değişip yeni meseleler ortaya çıktıkça bu mezheplerin de yeni fetvalarla bu sorunlara çözüm bulması beklenir. Bunu da şu ana kadar başarıyla uygulamışlardır. Kuran’a ve akla ters düşmeyen mezheplerin görüşleri bu yüzden güzeldir. Fakat, insanların akıl dışı görüşleri mutlak itaatle kabul edilmez. Görüşler, insanı hayvanlardan ayıran özellik olan aklımızın süzgecinden geçirilmeden insanları kutsallaştırılarak direk alınmamalıdır. Çünkü bu durum, şöhret ve hırs peşinde koşan insanların işine yarar iken dine büyük zararlar vermektedir.)

Yazarı: Irmak Gökçe

(Müstear)

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/