10# Gökler yedi tabaka mıdır?

Kuran’ın yakın zamanlarda anlaşılmış en ilgi çekici gerçeklerinden bir tanesi de gökyüzünün yedi katman olduğunu haber vermiş olmasıdır.

“Allah, yedi göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. (Talak 12)”

Kuran gökler tabirini hem atmosfer için hem evren için kullandığını daha önce belirtmiştik. Evrenin farklı yapıları ve kanunları olan çeşitli tabakalardan oluştuğu bilim tarafından açıklansa da kaç tabakadan oluştuğunu henüz aydınlatamadı fakat atmosferimiz için bu tabakalar aydınlatılmıştır.

Ayette göklerin yedi kat olduğunu ve yerden de yine bir o kadar yani yedi kat yaratıldığını bildiriyor. Bazı materyalist sitelerde gökyüzünün yani atmosferin 5 kattan oluştuğunu, onun için Kuran’ın burada yanıldığını yazar. Hiçbir sözünde eğrilik bulamayacağınız Kuranın hangi ayetini ele alsanız üzerinde Tanrı’nın damgasını görüyorsunuz. Tek bir delil bile anlayan akıllara yetecekken çok sayıda mucize ayetlerini gösteriyor ama anlamaya kendini kapatan insan yine anlamayacaktır. İnandırmak bizim görevimiz değil, gerçekleri ortaya koyalım yeter.

Gelelim atmosferin katlarındaki 5 sayısı ile 7 sayısı arasındaki bu tartışmanın nereden kaynaklandığına. Atmosfer 5 büyük katman ve 2 ara katmandan oluşur. Atmosferin katmanları, yeryüzünü çevreleyen ve her birinin işlevi farklı olan gaz katmanlarıdır. Toplamda 5 ana katmandan oluşur. Ozonosfer ve iyonosfer ara katmanlardır. Temel katmanlar (alçaktan yükseğe) aşağıdaki şekilde sıralanır:

Temel katmanlar: Troposfer Stratosfer Mezosfer Termosfer Ekzosfer

Ara katmanlar: Ozonosfer İyonosfer

Bunlar dışında Manyetosfer olarak bilinen alan ise Atmosferde bulunan katmalardan biri değildir. Dünya’nın manyetik alanıdır ki mıkantısın manyetik alanına benzer. Mıknatısın manyetik alanı mıknatısın katmanı olmadığı gibi manyetosfer de gökyüzünün bir katmanı değildir, bir manyetik alandır.

Peki, Ozonosfer ve İyonosfer katmanları, neden bir varlıkları, yani kendine özgü parçacıkları ve diğer katmanlardan ayıran spesifik özellikleri olduğu halde ara katmanlar olarak değerlendirilmiştir. Çünkü bu katmanlar diğer katmanların sahasını onlarla paylaşıyorlar. Ozonosfer, Stratosferden farklı olmasına rağmen onun sahasını paylaşır. İyonosfer ise Termosferi tamamen kapsarken, mezosfer ve ekzosferin bir kısmını kapsayan bir alanı bu katmanlarla paylaşır. Yani varlıkları ve görevleri olduğu halde diğerlerinden ayrı bir mekanı işgal etmediklerinden dolayı, atmosfer, mekansal olarak beş ana mekandan fakat görevsel ve yapısal olarak yedi tabakadan oluşur.

Bilim yedi ayrı isimde ve farklı görevleri bulunan tabaka ismi saydıktan sonra bunların bazılarının özellikleri benzediği için ve birbirlerine yakın oldukları için aynı tabaka altında kabul etmiştir, fakat alt tabakalara ayırmak, yedi tabaka olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu tabakaların birbirine yakın olması, çok ince veya kalın olması, birbirinin içine geçmiş olması ayrı görevleri bulunan ayrı yapılar olduğu gerçeğini değiştirmez. Şöyle de diyebilirsiniz “Gökyüzü alt tabakalarıyla birlikte yedi katmandır”. Bu açıdan bakıldığında şöyle bir soru akla gelir. Kuran gökyüzü tabakalarının sayısına beş tanedir demiş olsaydı, materyalistler ne derlerdi. Ben söyleyeyim, derlerdi ki; “Alt tabakalarıyla beraber yedi tabakadır, Kuran’ın yanlışını bulduk işte”. Evet aynen böyle derlerdi.

Aşağıdaki şekilde bu katlar görsel olarak daha iyi kavranabilir. Solda ana 5 katman ve sağda da onların mekanını paylaşan görevleri farklı diğer 2 katman görülmektedir.

maxresdefault.jpg

Başka bir ayette ise bize her tabakanın görevleri olduğunu bildiriyor.

“Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti. Ve biz, yakın semâyı kandillerle donattık, bozulmaktan da koruduk. İşte bu, azîz, alîm Allah’ın takdiridir. (Fussılet 12)”

İşte de özet olarak bilimin açıkladığı görevleri verelim.

1- Troposfer: içinde Dünya’daki yaşam için gerekli gazlar bulundurmaktadır.

2- Stratosfer: Bu katmanın en önemli özelliği hava tutucu olmasıdır ve bundan dolayı hava kirliliği Dünya’da kalıcı olmaktadır.

3- Mezosfer: En önemli özelliği bu katmanda sürtünmenin yüksek olması ve küçük gök taşlarının sürtünmeyle buharlaşarak kaybolmasını sağlamaktır.

4- Ozonosfer: Ozon gazları bu kısımda bulunmakta ve böylece güneşten gelen ultraviyole ışınlar bu tabakada tutulmaktadır. Ozonosfer Dünya için koruyucu bir tabakadır.

5- Termosfer: Sıcaklığı güneşin etkisine göre 200 ile 1600 °C’dir. Bu katmanda gazlar iyon halinde bulunur ve iyonlar arasında elektron alışverişi oldukça fazladır. Bu nedenle haberleşme sinyalleri ve radyo dalgaları çok iyi iletilir.

6- İyonosfer: elektromanyetik dalgaları yansıtır. Radyo dalgaları bu tabakadan döner.

7-Ekzosfer: Uzaydan gelen kozmik ışınlara, meteorlara karşı kalkan görevi görür. http://www.softschools.com/facts/weather/exosphere_facts/2198/

Peki 1400 sene önce gökyüzünün tabakalardan oluştuğunu ve her birinin görevleri olduğunu kim bilebilir? Gökyüzünün katmanlı olduğu diğer bazı dinlerde de varsa, peki böyle her birinin görevleri olduğunu Kuranın bildirmesi ve bunun tam yerine oturmasına materyalistler nasıl bir bahane bulacaklar?

“Eğer onlara “Gökleri ve yeri kim yaratmıştır?” diye sorsan, hiç şüphen olmasın ki “Allah!” demekten başka cevap bulamayacaklardır. (Lokman 25)”

1400 sene önce gökyüzünün ve yeryüzünün katmanlardan oluştuğunu, o zamanın NASA teknolojisine sahip bilim adamlarından (!) başka kim bilebilir? Gökyüzünün tabakalı olması diğer bazı inançlarda da vardı, bu durum her ne kadar sonradan insan eliyle değiştirilseler dahi bütün dinlerin kökenlerinin İlahi olarak geldiğini göstermez mi? Bunun tersini iddia edenlere şöyle sormak isterim, canlılar arasındaki benzerliklerden, bunların hepsinin atasının bir olduğuna emin olup şiddetle savunduğunuz halde dinler arasındaki benzerliklerin bir kaynaktan geldiğine neden ihtimal bile vermiyorsunuz, bu nasıl bir adalettir? Bunun cevabı da ancak “tutuculuk” olabilir. Yani dinleri kanıtlayan hiçbir görüşe açık olmamaktır. Böyle görüşlerin, dinler arasında aykırılık görünce bunu aleyhte kullanırken gördükleri benzerlikleri de aleyhte kullanmaları şaşırtıcıdır. “Şu neden sadece islamiyette geçiyor diğer dinler de bu şekilde değil” dediklerini çok görürsünüz. Benzer bir bilgi görürlerse “bu diğer dinlerden alınmış” derler. Aynı kaynaktan gelen bilgilerin benzer olması normal değil midirki, bunu yokluğun kanıtı olarak kullanmaya çalışıyorlar.

Facebook’tan bizi beğenmeyi ve takip etmeyi unutmayın, Sevgiler…

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

Yazarı: Irmak Gökçe

(Müstear)

9# Aralarında perde olan iki deniz

İki denizin karışmamasını ifade eden, “Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir perde/engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler.” (Rahman, 19-20)

“İki denizi salıveren de O’dur. Biri tatlı, susuzluğu giderici; biri ise tuzlu, acıdır. Bununla berâber aralarına bir engel ve aşılmaz bir sınır koymuştur.” (Furkan, 53) ayetlerinde bahsedilen nedir? Oysa sular doğası gereği birbirine karışır.

Cevap:

Okyanuslar içinde büyük akıntılar vardır ki tuz oranı ve sıcaklık seviyeleri, içinden geçtiği okyanustan farklı olduğu halde, adeta bir damarın dokuyu besleyecek kanı iletmesi gibi hedef noktalarına iletilirler. Örneğin bunların en büyüklerinden bir tanesi “Gulf Stream sıcak su” akıntısıdır ki Meksika körfezinden başlayarak sıcak suları kendi rotasında Grönland’ın kuzeyine kadar götürerek burada iklimin yumuşamasını ve kuzeyin yaşanabilir bir hal almasını sağlar.

“Yolculuğuna Meksika Körfezinden başladıktan sonra Kuzey Amerika’nın doğu kıyılarını takip ederek, Florida kıyılarına oradan da Newfoundland’a hareket eder. Akıntı bundan sonra Atlantik Okyanusunu geçer ve 30°D, 40°K dolaylarında ikiye ayrılır; bir kolu Avrupa’nın batı kıyılarına ulaşır, öteki ise Batı Afrika kıyılarına doğru hareket eder. Akıntı’nın Meksika Körfezi’ndeki hızı 3,5 knot (6,5 km/saat) olarak ölçülmüştür. Buradaki debisi 30 milyon metreküptür ki Missisipi Nehri’nin birkaçyüz katıdır. Hatteras Burnu’nda hızı 1 knot’a kadar düşer. Kıta sahanlığından akan akıntının sıcaklığı Kıtanın sahilinden akan soğuk güney akıntısıyla ‘Soğuk Duvar’ adı verilen yapıyı oluşturur. Burada akıntının derin mavi suları diğer sulardan rahatlıkla ayırt edilebilir.” https://tr.wikipedia.org/wiki/Gulf_Stream

Görüldüğü gibi bilim bile bu durumu Kuran’da geçen ifadelerle anlatır ve Kuranın Perde dediğini Duvar olarak adlandırır.

“Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, âdeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller. (Richard A. Davis, Principles of Oceanography, Addison-Wesley Publishing Company, Don Mills, Ontario, ss. 92-93)”

Bu duvar oluşumunun asıl nedeni tuzluluk ve sıcaklık farklarıdır. Okyanusun tuz seviyesinin üstünde tuz içeriğine sahip nehirler okyanus altından akarken, düşük tuz içerikli sular yukarıdan akarlar. Bu sular insan vücudundaki vena (toplardamar) ve arterlere (atardamar) benzer şekilde güneyden kuzeye sıcak su götürür ve oradan dönüp kuzeyden güneye sıcak su transferi yaparlar. Dünya’nın iklimini düzenleyen bu olaya “thermohaline sirkülasyon” denir ki “thermo” kelimesi akıntıların sıcaklık farkını “haline” kelimesi tuzluluk farklılıklarını anlatır. Dünyanın en büyük akıntılarını gösteren bir figür şöyledir;

Thermohaline_Circulation_2-637x400

Meşhur “Gulf Stream” akıntısı ise şöyle bir rota izler.

fig-1-golf-stream-overview_thumb

Aşağıdaki de akıntının oluşturduğu termal etkinin görüntüsüdür.

Bunlar birinci ayeti ispatlar. Peki ikinci ayetteki tatlı ve tuzlu suyun karışmaması ne demek, bu nerede olabilir? Düşünelim o zaman, denizlerin tatlı su rezervi neresidir? Cevap; kutuplardaki buz denizleri.

Sıcak su akıntısı, Grönland buzullarının erimesini sağlayarak eriyen tatlı suyun daha az yoğun olduğu için yukarıda kalmasını ve güneye inen soğuk su akıntılarının ise yoğunluğundan dolayı batarak daha aşağıda seyretmesini sağlar. Bu olaya Halocline denir ki Tatlı ve tuzlu su arasında bir bariyer oluşumu gerçekleşir. Bu Halocline bariyerinden dolayı kuzey buz denizinde buzul alanlarında, denizin üst kısmında tatlı suya erişebilmeniz ve 50 metreden aşağıda ise tuzlu suya ulaşabilmeniz mümkündür. Doğası gereği hemen karışan su görüldüğü gibi görünmez bir halocline bariyerinden dolayı hemen birbirlerine karışamamaktadır. Aralarındaki halocline engel onları jilet gibi birbirinden ayırmaz, her iki kütlenin dev boyutlarına göre küçük kalan, kademeli bir geçişe izin verir. İşte tatlı ve tuzlu suyun denizde karışmaması, Kutup denizlerinde net görülür ki, Nature dergisinde yayınlanmış bir makalede ayrıntılı şekilde bu durumu okuyabilirsiniz. Aşağıdaki resim bu makaleden alınmıştır. Kaynak: Lique, Camille. (2015). Ocean science: Arctic sea ice heated from below. Nature Geoscience. 10.1038/ngeo2357.

Figure-1-Layers-in-Arctic-waters-In-the-Arctic-Ocean-a-cold-fresh-water-layer

Diğer bir görsel;

temperature-salinity-density-notes-1112-6-728

Kaynak: http://rumorfriends.blogspot.com.tr/2011/12/cenote-angelita-river-under-sea-brief.html

Yine Karadeniz’de de 2010 yılında araştırmacılar tarafından büyük ve tuzlu bir denizaltı nehri keşfedilmiştir. https://en.wikipedia.org/wiki/Black_Sea_undersea_river İçinde ağaçlar olan ve birde şelale bulunan, deniz içinde bir akıntıdır bu. Aşağıda 3-D radar görüntüsü verilmiştir. http://www.messagetoeagle.com/remarkable-rivers-with-trees-leaves-and-waterfalls-hidden-under-the-sea/

underwaterriver

Meksika’da orman içinde Cenota Angelita adı verilen bir yer altı mağarası nehrinin, üstte tatlı su içerdiği altta ise tuzlu su içeriğine sahip olduğu belirlenmiştir. Tatlı ve tuzlu suyun burada neden karışmadığı, kaşifi tarafından yine halocline bariyer ile açıklanmıştır. http://rumorfriends.blogspot.com.tr/2011/12/cenote-angelita-river-under-sea-brief.html

cenote-angelita-300x189

Anatoly-Beloshchin-Underwater-River-copy

Anatoly-Beloshchin-Underwater-River-11-750x420

Resimde, yüzücünün altındaki ikinci tuzlu su birikintisi görünüyor ve bu su, üstündeki tatlı su ile karışmıyor. Bu resim bir deniz değildir, doğada bu tür durumların olabileceğini göstermesi açısından dikkat çekici olduğu için eklenmiştir.

Sonuç olarak henüz gizemlerinin çok küçük bir kısmı bile çözülmemiş okyanuslar hakkındaki şu ana kadar ki bilgilerimiz bile ayetlerin ifade ettiği denizlerin arasında bir perde ile ayrılması olayının doğruluğunu göstermektedir. Üstelik ayetler denizlerin tuz farklarından ve bu farkın sonucu olan aralarındaki bir perdeden veya bilimin dediği gibi bir duvardan üstüne bastırarak bahsediyor ki, o zamana göre bilinmesi imkânsız olan bir bilgidir bu. Bu gerçek bile tek başına Kuran’ın Allah’ın sözleri olduğunu kanıtlamaz mı?

Facebook’tan bizi beğenmeyi ve takip etmeyi unutmayın, Sevgiler…

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

Yazarı: Irmak Gökçe

(Müstear)