19# Dua ediyorum kabul edilmiyor.

Soru: Çok insanlar var ki aynı şey için sürekli dua etmiştir ama istediğine ulaşamamıştır. Öyleyse neden dua ediyorlar?

Cevap: Bu soruya birkaç yönden bakmak gerekiyor. Çünkü sorunun cevabı biyoloji olguları gibidir, yani duanın kabulünü etkileyen çok sayıda faktör vardır, tek faktörlü basit bir olgu değildir. Yarattıklarını çok kompleks mekanizmalarla yaratan Allah, dualara cevap verme mekanizmasını da tek düze ve basit bir mekanizma ile oluşturması beklenmemelidir. Bu konunun anlaşılması için biyolojiden örnek vererek sade bir dille anlatmaya çalışacağım. Şöyle; vücudumuzun herhangi bir yerinde özel bir proteinin yapımına ihtiyaç olduğunda, bu proteinin yapımı için sinyal mekanizmaları devreye girer. Yani sinyal gelmeden protein üretilmez. A proteini B’ye B proteini G’ye vs. sinyal gönderir ve bazen onlarca protein birbirine talimatı aktarır ve istenilen proteinin yapımına başlanır. Yazımızın sonunda bu olayı gösteren ve vücudumuzdaki milyarlarca değişik sinyal yollarından bir tanesinin grafiğini örnek olarak ekledim. Detayına girmeyeceğim, protein üretiminin karmaşıklığı hakkında fikir vermesi için bu yeterlidir. Şimdi örnek olarak Adrenalin hormonunu düşünelim, korku anında kana salgılanan ve kalp atım hızını artırarak, kaslarımıza, kaçmak veya dövüşmek için enerji ve oksijen gönderen bir proteindir ve sadece gerekli şartlar oluştuğunda salgılanır. Örneğin şu an oturduğum yerde Adrenalinin salınmasını ve kalp atışlarımı hızlandırmasını istiyorum. Bekliyorum ama olmuyor. Bir köpeğin beni kovaladığını hayal ediyorum ama olmuyor. Beni hafif heyecanlandıran bir olguda hafifçe bir çarpıntı olup çabuk geçerken, çok hafif olgularda hissedilmeyecek derecede bir çarpıntı oluyor. Ağır korkularda ise, mesela gerçek bir köpek kovaladığında insanın kalbi yerinden sökülecek gibi hissedebiliyor. Bunların hepsi korkuya karşı beyinden gönderilen sinyallerin, onlarca değişik proteini birbirine haberci yollamasıyla ve sonunda adrenalin’e haber ulaştırması ve sana ihtiyacım var demesiyle oluşuyor. Metabolizma (vücut sistemi ), isteği değerlendiriyor, gerçek bir ihtiyaç mı ve ne kadar acil, ne kadar adrenalin gerekli çok hızlı karar veriyor. Yani ben ne kadar istersem isteyeyim gerçek şartlar meydana gelmeden adrenalin salgılanmıyor. Bu salgının miktarı, hemen hemen yok seviyesinden başlayabilir ve çok aşırıya kadar gidebilir, gelen uyarının şiddetine bağlı olarak miktarı değişir. Vücuda çok gerekmiyorsa birkaç parça protein ile cevap verilir ve bu adrenalin miktarı varlığını hissettirmez bile. Çok gerekliyse milyonlarca protein parçacığı salgılar. Ama metabolizma mutlaka her uyarıyı ciddiye alır, değerlendirir ve cevap verir. Bu, sadece adrenalin için değil hayatın devam edebilmesi için gerekli binlerce protein için geçerlidir. Fakat mesele bununla da bitmiyor, yani bu söylediğimiz durum sağlıklı bir insan için geçerli, sağlığı bozulmuş bir insanda proteinlerin dengesi de değişir. Normalde salınması gereken proteinlerin salınmadığı, birbirini tetiklemesi gereken proteinlerin işlerini yapmadığını görürsünüz. İşte böyle dengeleri alt üst olmuş bir vücutta gereken proteinin salınımına başlaması, iyileşme süresine bağlı olarak zaman alacaktır. İyileşme süresi de uyarımların artışı ve metabolizmanın (sistemin) bu sayede dengesini ve hafızasını yeniden kurmasıyla ilişkilidir.

Şimdi bu bilgilerin bize duayı nasıl anlamamızda yardımcı olacağına bakalım. Allah, ayetinde her duaya cevap vereceğini söylüyor. Tıpkı vücudun gelen her sinyale, az yada çok miktardaki proteinle cevap vermesi gibi.

“Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duânıza cevap vereyim…” Mümin 60

İstisna etmeden her duaya cevap olduğunu ayetten anlayabiliyoruz. Protein mekanizmasına benzer şekilde insanın yaptığı dualar Allah’a gönderilen sinyallerdir, Allah bunları çok yönlü olarak ve sonsuz bir hızda değerlendirir ve bu duamızı cevapsız bırakmaz, sinyalin kuvveti ve gerekliliği ölçüsünde zaman içinde bir miktar işimizi kolaylaştırır. Fakat bizim istediğimiz tam anlamıyla olmaz ise veya yardım beklediğimiz şekilde gelmez ise gelen yardımın çoğu zaman farkına bile varmayız. Bazen yardıma olan ihtiyaç, artık çok acil ve kaçınılmazdır, ve sayısını bilemediğimiz çok sayıda faktörde şartları sağlamıştır, böyle durumlarda Allah’ın yardımını ve duanıza verilen cevabı bir mucize izler gibi izlersiniz. Bu satırların yazarı buna benzer yardımları tesadüfe ihtimal bırakmayacak derecede çok zor zamanlarında defalarca yaşamıştır.

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi vücudun, bozulmuş düzeni yeniden kurması bu sinyallerle mümkün olabildiği gibi kendini sağlıklı olarak koruması da bu sinyallerin devam etmesine bağlıdır. Benzer şekilde insanın güzel bir hayat yaşaması da Allah’a gönderdiği sinyallerin sürekliliğine ve Allah’ın hayatımızı sürekli olarak lehimize düzenlemesine bağlıdır. Bu düzenleme, bizim gönderdiğimiz sinyallerin sıklığına ve zorunluluğuna bağlı olarak (ve daha çok sayıda faktör) sessiz sedasız yani çoğu zaman kendini hissettirmeden devam eder.

Ayette “dualarınızı kabul edeyim” değil de “cevap vereyim” demesi yardımın az yada çok mutlaka olduğunu gösteren enfes bir ifadedir.

Evren’de herşeyi bir sebebe bağlı olarak yaratan Allah dua sinyallerinide ekstra yardımları için bir sebep yapmıştır. Fakat yukarıda belirttiğimiz gibi dengelerin bozulduğu durumlarda olayların dualarımız ile birlikte istediğimiz yönde hareket etmesi zaman istiyor. Fakat duaların bu dengeleri yeniden oluşturmadaki rolü çok büyüktür. Örneğin ülkemizin birinci Dünya savaşı sırasındaki zor koşullarını düşünün. Memleket harap, her yanda düşman istilaları, insanlar fakir ve aç yani sistem bozulmuş, dengeler değişmiş, sosyal hayat çok büyük bir arıza yapmış. Bu durumda bir insanın memleketin eski güzel günlerine dönmesi için yaptığı dualar, çok büyük yaraları hemen saramayacaktır. Fakat cevapsız da kalmayacaktır. Şiddetli bir zatürre geçiren birine çok küçük miktar antibiyotik verilmesi gibi küçük bir tesiri olacaktır. Fakat dualar ve gayretler bir toplumun çoğu fertleri tarafından daha sık yapılmaya başlandığında, Allah, toparlanmayı çabuklaştırmak için önder kişileri harekete geçirecektir. İşleri kolaylaştıracaktır. Bütün bunlar Allah’ın dualara cevap verme metodlarıdır ki Allah’ı tanımayan insanlar, sonuçları tamamıyla görünen sebeplere bağlayacaklardır. Allah dualara cevap olarak şartları düzeltirken, çoğu zaman insanların o şartlardan çıkma gayretini de şart olarak koşar.

Örneğin, Kuran’da, zalim kavimlerin kötülüklerinden kurtulmak için onlarla savaşmayı çıkar yol olarak gösterir, kötülere karşı olan savaşta iyilerin yanında olup onlara yardım edeceğini söyler.

Kendisine erkek dokunmadığı halde hamile kalan Meryem çilesinden dolayı aç susuz çöllere düşünce, tam bittiği noktada en son bir hurma dalına tutunur ve yere yığılır. Allah ona yiyecek göndermek için onun dalları silkelemesini ister. Bu küçük iş, yardımın ön şartı olmuştur. Yani yardım gelecekse de insanın ön gayreti olmadan gelmez.

‘Hem hurma ağacını kendine doğru silkele ki üzerine taze hurmalar dökülsün!’ Meryem 25

Firavunların elinden İsrailoğullarını kurtarmak için onları gayretlendirecek bir Musa gönderir fakat kurtuluşlarını yine kendi gayretlerine bağlar. Yine de Musa’nın gönderilişi onların kurtuluş duaları ile olur. Onlar gayretlerini gösterip Allah’ın emriyle bir gece Mısır’dan kaçtıklarında Firavun ordusu onları tam yakalamak üzere iken artık yapacak birşeyleri kalmamıştır. O zaman Allah onlara doğanın gücünü de yardımcı  olarak vermiş ve Firavun ordusunu suda boğmuştur.

“Bunun üzerine Musa’ya: “Asanla denize vur” diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu.” Şuara 63

Yani dualara verilen cevabın etkili olabilmesi için, kul, içinde bulunduğu durumdan kurtulmak adına Allah’ın yasaklamadığı bütün imkanları kullanmalıdır. Yetersiz kaldığı noktalarda ise, Allah dualarına verdiği cevaplar ile tamamlayacaktır. Kendi hayatımızı idare etmekte çoğu zaman ne kadar yetersiz kaldığımızı düşünürsek duaya ne kadar ihtiyacımız olduğunu da anlayabiliriz.

Soru: Dualar olmasa insanın işi yürümez mi yani?

Kendi gayreti ve elindeki imkanları ölçüsünde yürür, fakat kendi gücünün yetişmediği yerde evrenin acımasız gücüne karşı ekstra hiçbir yardım görmez, yaratıcısına dost olma gibi herşeyden daha önemli olması lazım olan bir onuru da elden kaçırır.

Rabbiniz şöyle buyuruyor: “Bana dua edin, size cevap vereyim. Bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler, zelil ve rezil olarak Cehennem’e gireceklerdir.” Mümin 60

Soru: Peki Allah böyle kendisini çok fazla hissettirmeyecek yardımlar yapması yerine direk olarak yardım yapsaydı da bizde yardımın ondan geldiğini ve dualarımızın kabul olduğunu anlasaydık daha iyi olmaz mıydı?

Bu durum, Rabbini arama ve tanıma yolculuğuna çıkmış insan modeli ile yaratılışımıza uygun olmazdı. Bu sorunun detaylı cevabını şu yazımızda bulabilirsiniz:

https://ateizmdenkurtul.wordpress.com/2018/02/01/allah-neden-insanlarin-iman-etmesini-ister/

Facebook’tan bizi beğenmeyi ve takip etmeyi unutmayın, Sevgiler…

https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

Yazarı: Irmak Gökçe

(Müstear)

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

her_duaya_min_denir_mi_h80293

Extrinsic-and-intrinsic-apoptotic-signalling-pathways-in-neuronsBlack-lines-represent

Yorum bırakın