26# Şeytanların gökleri dinlemesi ve alev toplarıyla kovalanması ne demektir?

ŞEYTANLARIN ATEŞ TOPLARIYLA KOVALANMASI NE DEMEKTİR?

Cin 9: Ve gerçekten biz, (gayb haberlerini) dinlemek için orada oturma yerlerine otururduk. Fakat şimdi, kim dinlemek isterse, onu gözleyen (izleyen) bir şihab (ateş şulesi) bulur.

Soru: Yukarıdaki ayette şeytanların yıldızlarla taşlanması mı konu ediliyor, bu nasıl mümkün olabilir?

Cevap: Şeytan bozgunculuk yapan yani sistemlerin işleyişini kötü niyetli olarak bozmaya çalışan tüm yaratıklara verilen isimdir. Bu manasından dolayı Kuran’da şeytan kelimesi hem cinler hem de insanlar için kullanılır. Örnek;

Enam 112: İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O hâlde, onları iftiralarıyla baş başa bırak.

Kuran’ın her yerinde iyilik ve kötülüğün mücadelesi anlatılır. Bu iyilik ve kötülük mücadelesi veya diğer bir tanımla evrenin yaratılış sistemini koruyup ona uygun hareket edenler ile sistemin açıklarını arayıp onu çökertmek için uğraşanlar sürekli bir mücadele içindedirler. Bu mücadele mikro kozmos olan hücrelerimiz içinde de var olduğu gibi makro kozmos olan evrende de vardır. Örneğin vücudumuza girmeye çalışan mikroorganizmalar çok çeşitli yollarla durdurulmaya çalışılır. Durdurulmazsa vücut sisteminde bozgunculuk yapacaklardır. Önce deri geçit vermez, eğer deriyi geçip kan sistemine karışırlarsa kandaki T lenfositler bunları tanır ve eşkâlini lenf merkezlerine bildirir. Lenf merkezlerinde bu eşkâle uyacak gülleler (B lenfositleri) üretilir ve kana bırakılır. Bu minik gülleler mikroorganizmayı bulduğu yerde parçalar ve yok eder. Bu gülleler sadece verilen eşkâli tanır. Vücudumuzda meydana gelen bu olay yukarıdaki ayette anlatılan makro kozmosta meydana gelen olay ile aynı olduğu görülüyor. Öyleyse bunların hepsi külli bir kanunun değişik âlemlerdeki tecellileridir. Peki, bu olay evrende nasıl cereyan ediyor, bakalım.

1800’lü yıllarda Thomas Young bir deney yaptı. Buna çift yarık deneği denir. Bu deneyde bir ışık kaynağından elektronlar gönderdi ve çift yarıktan geçip arka tarafta bulunan fosforlu tabelada nasıl bir iz bıraktığını gözlemledi. Bu deneyin sonucu çok ilginçti ve kuantum dünya’sının keşf edilmesini sağladı. Önce bu elektronları gözlemlemeden gönderdi ve aşağıdaki B şeklinde olduğu gibi çok sayıda iz levhada belirdi. Daha sonra elektronları gözlemlemek için bir sensör yerleştirince film burada koptu. Çünkü gözlemlemek istediğinizde elektronlar bir önceki şekilde olduğu gibi tüm levha boyunca dalgasal bir şekilde yayılmayıp bir parçacık gibi veya bir mermi gibi ilerleyerek çift yarıktan geçtiler ve sadece 2 tane desen oluşturdular. Bu desen ise şekil A’da görülüyor.

32.jpg

Bu araştırma defalarca değişik araştırıcılar tarafından tekrar edildi. Sonuç hep aynıydı. Bu nasıl olabilirdi? Atom altı parçacıkları (elektron, foton, glüon vs.) izlenmek istemiyor gibi davranıyorlardı. İşte bu deney bizim klasik fizik görüşümüzü kökünden değiştirdi ve evrenin atom altı düzeyde işleyen ve tüm evreni etkileyen inanılmaz sırları olduğunu gösterdi. Daha sonra 1927’de Heisenberg adlı fizikçi henüz 25 yaşında iken bu parçacıkların belirsizlik ilkesine göre hareket ettiğini buldu ve Nobel ödülü aldı. Bu belirsizlik ilkesine göre bir parçacığın aynı anda konumu ve hızı asla tespit edilemez. Sadece olasılıklarını tespit edebilirsiniz.  Feynman’a göre parçacıklar A noktasından B noktasına seçili bir yoldan gitmezler. Parçacıklar sonsuz sayıda bir yol izlerler ve hatta “yol” tabiri bile sıkıntılıdır. Aşağıdaki şekilde atom altı parçacıklarının hareketlerinde izlediği karmaşık yollar gösterilmiştir.

Yani parçacık için aslında sonsuz sayıda yol vardır ve parçacık hepsini aynı anda kullanır. Her halükârda çift yarık deneyi hiçbir mantık ve sağduyu yaklaşımıyla çözülebilecek bir fenomen gibi durmamaktadır. Peki, bu atom altı parçacıklar neden gizleniyor ve neden bize kesin bilgi vermek istemiyorlar? Evrende bilginin atomaltı parçacıkları vasıtası ile taşındığını bildiğimize göre bu parçacıkların hareketi aslında bazı bilgilere ulaşılmasını engellemek üzere bir şifreleme sistemi olabilir mi?

Okuduğum birçok fizik kitabı arasında Brian Green’e ait olan “Evrenin zerafeti” kitabından çok istifade ettim. Bu konuda aşağıdaki sözler bu kitaptan direk alıntıdır:

“Fotonlar, elektromanyetik kuvvetin haberci parçacığı olarak nitelenir. Keza glüonlar ve zayıf ayar bozonları da sırasıyla güçlü ve zayıf nükleer kuvvetlerin haberci parçacıklarıdır.”

“Aslına bakarsanız, büyük bir kutunun içinde tek bir elektronu yakalayıp, elektronun konumunu daha kesin belirlemek için kutunun kenarlarını yavaş yavaş sıkıştıracak olsanız elektronun daha çılgın bir şekilde hareket ettiğini görürdünüz. Elektron sanki klostrofobiye kapılmış gibi yerinde duramayacak, giderek çok daha çılgın bir şekilde ve öngörülemez bir hızla zıplayarak kutunun kenarlarına çarpacaktı. Doğa, bileşenlerinin köşeye sıkıştırılmasına izin vermez. Mikro parçacıkların hareketleri daha küçük bölgelerle kısıtlandığında ve bu şekilde incelemeye tabi tutulduğunda, gittikçe daha çılgın bir hal alır… Sanki tüm evrenden ödünç bir enerji alıyormuş gibi yüksek enerji seviyelerine çıkarlar”

Green yine kitabında, bu parçacıkları izlemek üzere foton gönderdiğinizde büyük bir çarpışmayla her ikisinin de yön değiştirdiğini bildirir ve bu olayı tekme atmaya benzetir.

Şimdi ayetlere gelelim. Ayetler bize şeytanların bilgi çalmak istediğinde “Şihablar” ile kovalandığını haber veriyor. Şihab kelimesine müfessirler genelde “ateş şulesi, parlak bir ateş, ateş topu, ışın anlamlarını vermişlerdir. Bu ateş veya ışının ne olduğunun bilinmediği için de buna birçok müfessir yıldız veya meteor yakıştırması yapmıştır. Cin 9 ayetinde bu şihablar “şihaben rasaden” yani gözlemleyici şihablar olarak tanıtılmaktadır.

Şimdi düşünelim, ateşten yani fotonlardan yaratılan cin şeytanları göklerdeki gayb haberlerini yani kader programlarını dinlemek isterler fakat bu bilgileri taşıyan atom altı parçacıklar onları her yandan gelen bir elektron bombardımanına tutarlar, tekmeler atarlar fakat kesinlikle taşıdıkları bilgileri kimseyle paylaşmak istemezler. Aşağıdaki şekil parçacıkların birbirlerine tekme atma durumunu temsil etmektedir.

kuantum-teorisine-genel-bir-bakis-25-bilimfilicom.jpg

Bu parçacıklar sıkıştırılmak ve bilgisi çalınmak istenirse Brian Green’in dediği gibi tüm evrenden ödünç enerji alıyormuş gibi karşı konulamaz enerji seviyelerine çıkarak çılgınca hareket etmeye başlar. Bu parçacıklar ise ışığın ve ateşin temel yapı taşlarıdır. Üstelik ayette “gözlemleyici şihablar” olarak tarif edilmesi de çok manidar. Çünkü daha önce belirttiğimiz gibi parçacıklar gözlemlendiğini hemen anlıyorlar ve hareketlerini değiştiriyorlardı. Parçacıkların bu hareketleri ayetleri çok iyi açıklayabildiği görülüyor.

Sonuç olarak, bilimin ilerlemesiyle diğer bazı ayetlerde olduğu gibi şeytanların şihablarla kovalanması olayı da çok daha iyi anlaşılabiliyor.

Yazarı: Irmak Gökçe

(Müstear)

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

1_2mKaKexmOX88y7kHgZBRMw.png

26# Şeytanların gökleri dinlemesi ve alev toplarıyla kovalanması ne demektir?” için 3 yorum

  1. Ne kadar kolay değil mi, bilimin açıkladığı gerçekler ile kuranı birlikte yorumlamak, iş bilinmeyene gelince apışıp kalmak, şu an uzay yeteri şekilde bilimsel olarak yorumlanamadığı için sizlerde yıldızları şeytanlar için taşlama yaptık. Marten luter de bir zamanlar kopernak için ; zıpçıktı dünyanın döndüğünü söylüyor. Demişti çünkü o zaman yeteri şekilde bilimsel açıklama yoktu.

    Beğen

    1. Evet bilim yeterince gelişmeden ayetler iyi anlaşılmıyor. Bu yüzden her zaman derim bilim geliştikçe insan evreni daha iyi anladıkça Kuran’ın büyüklüğünü ancak o zaman anlayabiliyor. Bu sadece fen bilimleri için geçerli değil. Sosyal bilimler içinde geçerli. Sosyal bilimlerin gelişimi fen bilimlerinden daha topal gittiğinden bazı sosyal ayetlerin büyüklüğü daha geç anlaşılacak.

      Beğen

Yorum bırakın