Allah, topluluk halinde yaşayan canlılara bir lider belirleme içgüdüsü vermiştir. Topluluk halinde yaşayan aslanlardan karıncalara, arılardan bizonlara, kuşlardan maymunlara kadar bütün canlı topluluklarının sosyal düzenleri bir lider tarafından dengede tutulur. Böylece bu topluluklarda adaletin sağlanması, çalışmanın teşvik edilmesi, haksızlıkların ve aşırılıkların önlenmesi, dış tehditlere karşı organize olunması, yardımlaşarak daha iyi hayatta kalma olasılığının artması sağlanmış olur.
Böyle bir liderlik mekanizmasının ise işin ehlinde bulunması yani adaletli, akıllı, mücadeleci, cesur, dürüst, fedakar bir liderin elinde bulunması ise o topluluğun huzuru ve refahı açısından önemlidir.
İnsanı iyilik etme ve kötülük etme potansiyeli ile yaratan ve insanın iradesine sınır koymayan Allah’ın ise insanı yarattıktan sonra başıboş bırakması düşünülemez. Böyle bir şeyin kabul edilmesi ise (hâşâ) O’nun adaletsiz olmasını, insanı sevmemesini ve değer vermemesini gerektirir. Oysa bu, insana ettiği bütün iyiliklerin manasız olmasına yol açar ve Allah açısından büyük bir eksiklik olurdu. Kullarıyla ilgilenme gücü varken ilgilenmemek ise;
ya umursamazlıktan olurdu ki bu bencillikten doğar. Allah’ın ise bencilliğe ihtiyacı yok. Çünkü karşısında bencil olmasını gerektirecek kendi cinsinden kişiler yok, karşısında ancak zayıf kullar var. Öyle ise umursamazlık veya bencillik söz konusu olmamalıdır.
Ya da gücü yetmemesinden olurdu ki bu düşüncenin de elle tutulur tarafı yok. Çünkü evrene bakıldığı zaman sonsuz bir kudret olmazsa, sonsuz bir ilim olmazsa hiçbirşeyin düzen oluşturmayacağı açıktır. Daha önceki bir yazımızda açıkladığımız gibi evrende ise her an devam eden akıl almaz bir düzen sürekli kendini yenileyerek devam etmektedir. Öyleyse vücudumuzdaki 100 trilyon hücreyi bir fabrika gibi idare ettiren Allah’ın bizim sosyal düzenimizi başıboş bırakması beklenemez. Şu halde yeterli kudreti ve ilmide vardır.
Yediklerimize, içtiklerimize ve Dünya’da büyük medeniyetler kurmamız için önümüzde hazır ettiği bütün imkânlara bakarsak Allah’ın insanlar üzerinde büyük bir rahmeti de vardır. Rahmetini Dünya’nın her yanına serpiştirmiş olan Yaratıcı ise insanın eline sınırsız hayır ve şer kabiliyeti verdikten sonra onu başıboş bırakmaz. Sosyal düzenin sağlanması için, insanlara kim olduklarını öğretmeleri için, insanları doğruya yönlendirecek liderleri, Allah sonsuz ilmi ile tayin eder. İnsanlar içinden en dürüstlerini, en akıllılarını, en cesurlarını bilir ve onları liderler olarak insanlara yol göstermesi için seçer.
Peygamberlerin genellikle toplumda beşeri münasebetlerin bozulduğu; yani ahlaki bunalım dönemlerinde gönderildiğini hatırlayacak olursak; risaletin, toplum birimlerindeki ahlaki bozuklukları düzelterek, insanları birlik, beraberlik, adalet, huzur ve güven içinde yaşamaya dair bilgilerden oluştuğunu görürüz.
Bakara 213: “İnsanlar tek bir ümmetti. Allah (onlara) müjdeleyen ve korkutan peygamberler göndermiş, onlarla birlikte insanlar arasında, ayrılığa düştükleri hususlarda kendisiyle hükmetmek için hak olan Kitab’ı da indirmişti.”
Bakara 151: “Nitekim kendi aranızdan, size âyetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.”
Peygamberlikte de değişik kısımlar vardır. Kitap alanlar veya almayanlar, vahyi Cebrail yoluyla alanlar veya ilham ve rüyalarla anlar gibi. Kuran bu peygamberler için nebi, resul, nezir gibi kavramlar kullanır. Nebi kendisine kitap verilen peygamberlerdir. Resul ise kitap gönderilmeyen ama uyarıcı rolleri olan peygamberleri de kapsar. Böylece her nebi resuldür ama her resul nebi değildir diye âlimler kabul etmiştir. Bir de nezir kavramı vardır. Bu ise halka yoldaş olan ve aralarında bulunan, Allah’ın görevli has kullarını ifade eder. Nezir her millette mutlaka bulunmuştur.
Fatır 24: “Hiçbir ümmet de yoktur ki, içlerinde bir uyarıcı (nezir) geçmiş olmasın.”
Sadece Resul veya Nezir olanların Allah’tan nasıl haber aldıklarını tam olarak bilemeyiz. İlham ile de olabilir, rüyalar ile de olabilir, yakaza halinde de olabilir.
Bunun yanında, aralarında Resul bulunmayan milletlerin, aşırılıklarından dolayı helak olmayacakları da Kuran’da bildirilmiştir.
İsra 15: “Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.”
Allah, medeniyet kurma seviyesine gelmiş her millete ihtiyaca göre peygamber göndermiştir, bu peygamberler ise birer liderdi, tarihin uzun zaman dilimlerinde adları unutuldu veya insanoğlunun yozlaşmasından nasibini alıp birer puta veya Tanrı’ya dönüştürüldü. Çok sayıda şahıslar vardır ki onların adları bizlere birer mitolojik kahraman gibi ulaşabilmiştir veya toplum genel olarak inanmamaya meyilli ise bir resul olduğu bile anlaşılmamıştır. Örneğin Sokrates, Yunan Tanrılarına inanmayıp gençleri etrafında topladığı ve onlara evren ve bir Yaratıcı hakkında düşünmeye teşvik ettiği için mahkeme kararı ile öldürülmüştür. Sokrates diyor ki: “Benim gözüme bazı şeyler görünüyordu –Halüsinasyon olabilir–. Bana insanlığın irşadı için bir şeyler telkin ediyorlardı. Çocukluğumdan beri, bütün insanlara, Tanrı fikrini telkin etmek, onları Tanrı’ya yönlendimek için vazifeli bir insan olacağımı biliyordum…” (Sokratesin savunması- Platon). Bunun gibi tek bir Yaratıcıya yönelten nice tarihi örnekler vardır ki bu insanların da Allah’tan birer görev taşıdıklarını düşünebiliriz.
Son söz:
Arıyı ve karıncayı başsız bırakmayan Allah, insanı başsız yol göstericisiz bırakır mı?
İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/
Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/
