89#Kalp neden mühürlenir?

Bizi instagram ve facebookta takip edebilirsiniz:

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

Bakara 7: “Allah, onların kalpleri ve kulakları üzerine mühür vurmuştur; gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Büyük azap da onlar içindir.”

Soru: Allah neden kalpleri mühürler?

Cevap: Allah, kişinin günahlarından, azgınlığından ve isyanından dolayı kalpleri mühürler. Yani kalplerin mühürlenmesinin ilk sebebi kulun azgınlığıdır. Bu aslında birçok ayette anlatılmıştır. Fakat Kuranı bilmem kaç defa okuduğunu iddia eden ateist arkadaşlar bu ayetlere gelince gözlerine perde çekilmiş gibi göremeden gitmekteler.

ARAF 100-101: … Eğer biz dilemiş olsaydık onlara GÜNAHLARI NEDENİYLE bir musibet isabet ettirirdik; ve kalplerine damgalar vururduk da onlar böylelikle işitmeyenler olurlardı. İşte bu ülkeler, sana onların `haberlerinden aktarmalar yapıyoruz.` Gerçekten, onlara elçileri apaçık belgelerle gelmişlerdi. Ama daha önceden YALANLAMALARI NEDENİYLE iman eder olmadılar. İşte Allah, inkâr edenlerin kalplerine böyle damga vurur/mühürler.

YUNUS 74: Sonra onun ardından kendi kavimlerine elçiler gönderdik; onlara apaçık belgeler getirmişlerdi. Ama daha önce onu yalanlamaları nedeniyle inanmadılar. İşte biz, haddi aşanların kalblerini böyle damgalarız/mühürleriz.

ENAM 107-108: Bu, ONLARIN DÜNYA HAYATINI AHİRETE GÖRE DAHA SEVİMLİ BULMALARINDAN ve şüphesiz Allah`ın da inkâr eden bir topluluğu hidayete erdirmemesi nedeniyledir. Onlar, Allah`ın, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Gafil olanlar onların ta kendileridir.

MÜNAFİKUN 3: Bu, ONLARIN İMAN ETMELERİ SONRA İNKÂR ETMELERİ DOLAYISIYLA BÖYLEDİR. Böylece kalplerinin üzerini mühürlemiştir, artık onlar kavrayamazlar.

SAFF 5: Ne zaman ki ONLAR EĞRİLİP-SAPTILAR Allah da onların kalplerini eğriltip saptırdı. Ve Allah, fasık bir kavmi hidayete erdirmez.

TEVBE 87 : (Savaştan) GERİ KALANLARLA BİRLİKTE OLMAYI SEÇTİLER. Onların kalbleri de mühürlendi. Bundan dolayı kavrayıp-anlamazlar.

MUMİNUN 35: “Onlar kendilerine gelmiş hiçbir delil olmaksızın, Allah’ın ayetleri hakkında tartışan kimselerdir. Bu ise Allah katında ve iman edenler katında büyük öfke ve gazap gerektiren bir iştir. Allah, her kibirli zorbanın kalbini işte böyle mühürler.”

GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ KALPLERİN KİRLENMESİNE ve MÜHÜRLENMESİNE SEBEP OLAN İNSANIN KENDİ GÜNAHLARIDIR, İNKÂRLARIDIR, DOĞRULUKTAN ISRARLA SAPMALARIDIR.

Bunu şu örnekle daha net anlayabilirsiniz. Örneğin sizin bir ağaç bahçeniz var ve hergün su arkının önünü açıp suluyorsunuz. Böylece ağaçlar can buluyor. Fakat sonradan arkın önünü açmayı bıraktınız ve ağaçlarınız kurumaya başladı. Burada kurumayı yapan Allah’tır. Çünkü ağacın kuruması da basit bir iş değildir. Ağacın büyümesini biz yapmadığımız gibi kurumasını da biz yapmıyoruz. Fakat büyümesinin de kurumasının da sebebi bizim kendi fiilimizdir. Aynı şekilde kalbin açık olması da mühürlenmesi de insanın fillerinin doğal sonucudur.

Bir kişi sulamayı bırakıp ağacın kurumasına sebep olduğunda “Allah bunu neden kuruttu ki bir gün sulardım elbet” diyemeyeceği gibi “Allah neden kalpleri mühürlüyor ki, birgün belki anlardık gerçeği” de diyemez. Çünkü kabin mühürlenmesi de ağacın kuruması gibi özgür iradeyle yapılan fiillerin kaçınılmaz sonucudur, bir fıtrat kanunudur.

Buna rağmen insan iman edip tövbe ederse kuruyan ağaçların bazen yeşermesi gibi Allah kalpleri tekrar açabilir:

CASİYE 23: “De ki: “Gördünüz mü/düşündünüz mü hiç; eğer Allah sizin işitmenizi ve görmenizi alır ve kalplerinizi mühürlerse, onları size Allah`tan başka getirebilecek ilah kimdir?” Bak, biz ayetleri nasıl açıklıyoruz da onlar yine sırt çevirip-engelliyorlar?”

Ömrünü küfürle geçiren bazı insanların sonradan hidayet olmaları ise muhakkak onların tekrar düşünmeye başlamaları, inadı bırakıp insafla yaklaşmalarıdır. Böylece kalplerin kilidi tekrar açılıp Allah’ı anlayabilirler.

ENFAL 53: “Bu, bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah’ın, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici olmayışı nedeniyledir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir.”

Ek olarak, Kalplerin düşünme ile ilişkisini ise şu yazıda açıkladım:

https://ateizmdenkurtul.wordpress.com/2018/07/05/44-kalp-dusunur-mu-kuran-ve-bilim-bu-konuda-ne-diyor/

heart-864605_960_720

88# İnsan ne ile yaratıldı?

Kuran’da bir hata bulmak için çok ter döküp her seferinde yorgunlukları yanlarına kâr kalan ve hasetlerinden dolayı meal çevirileri üzerinden insanları yanıltmaya çalışan ateist arkadaşlarım, Kuran’da insanın birçok maddeden yapılmış olduğunun söylendiğini ve bunun ise bir çelişki olduğunu iddia etmekteler.

Oysa Kuran insan yaratılışının değişik aşamalarını farklı ayetlerde göz önüne serer. Mucize bir şekilde hepsi doğrudur. Hiçbir tane yanlış bilgi yoktur. İnceleyelim:

  1. HUD-61: “O sizi yerden inşa etti.” (huve enşeekum minel ardı)

Ayette geçen “enşeekum” sizi inşa etti demektir. “Minel ardı” ise arzdan yani yeryüzünden yarattı demektir. Bu kelime Kuran’da Dünya için kullanılır. Gökler kelimesi gibi çoğul kullanılmaz tekil kullanılır. Başına “El” belirlilik takısı getirilerek te bizim bildiğimiz Dünya olduğu belli edilmiş olur. Bu kelimeyi çoğu meal yazarları topraktan diye çevirmişler fakat kelimenin asıl anlamını perdeleyen böyle çeviriler çoğu zaman Kuran’ın anlatmak istediğini gölgelediği için doğru değildir. Kısaca bu ayette Dünya’dan yaratıldınız, Dünya’daki materyallerden (elementlerden) inşa edildiniz denmektedir.

  1. HİCR-26, 28, 33: “Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık.” (Ve lekad halaknâl insâne min salsâlin min hamein mesnûn)

Bu ayetin Arapçasında insanın “SALSAL”den “HAMAİN MESNUN”dan yartıldığı söylenmektedir. Dr. Mete Fridin’in (1) bu kelimelerin etimolojisi üzerine yaptığı çalışmalar sonucunda şu gerçeğe ulaşmıştır:

Salsal kelimesi zincir anlamına gelen silsile kelimesi ile akrabadır. Mesnun ise ikili olarak sıralanmış demektir. Hamain ise kalıplaşmış, korunmuş, himaye edilen demektir. Ama ayette toprak veya çamur kelimesi yoktur.

Bu kelimeler DNA yapısını tam olarak anlatıyor. DNA, ikili sıralanmış ve kromozomlarda paketlenip hücre çekirdeğinde korunmuş yapılardır. Ve insanın şekillenmesi bu DNA programına göre olmaktadır. Aşağıdaki resim de DNA yapısını ve hücre içinde paketlenip korunduğu yeri görebilirsiniz.

Location+of+DNA.jpg

Eski tefsir kitapları “SALSAL” ve “HAMAİN MESNUN” kelimelerini “çın çın öten kuru bir çamur, şekillenmiş bir balçık” gibi anlamlarla çevirmişlerdir. Kuran’ın bazı müteşabih ayetleri bilimin gelişmesiyle daha net anlaşılabildiği için bu müteşabih ayetlerin bilgi çağında daha iyi anlaşılması normaldir.

  1. Secde 7: “O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı.” (bedee halkal insâni min tîn)

Burada Tîn kelimesi çamur demektir ki insanın bedeni de topraktan gelen mineraller ile su karışımından oluşmuştur.

  1. Meryem 67: “İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?”

Bu ayet insan aklını, insanın henüz olmadığı, organik maddelerin bile oluşmadığı zamanlara götürüyor.

  1. Tur 35: “Yoksa onlar bir şey olmaksızın mı yaratıldılar? Veya yaratıcılar onlar mı?”

Bu ayet ise “kendi kendine oluşma” ve “kendi kendilerini yaratma” gibi insanın yaratılışa alternatif olarak sunabileceği tezlerin ne kadar çürük olduğunu insana hatırlatıyor.

  1. Furkan 54: “O, sudan bir insan yaratıp ondan soy sop ve hısımlık meydana getirendir.” (Ve huvellezî halaka minel mâi beşeren)

Bu ayette sudan yaratıldığı söyleniyor. Bu su ile insanın ilk yaratılış aşamasında kullanılan ve mineral çorbası olan çamura ait su kast edilmiş olabilir.

Veya başka bir ayette insanı fışkıran bir sudan yarattık derken erkekte prostat bezinden kadında ise yumurtalıklardan fışkırarak çıkan su anlatılmıştır. Her iki durum da insanın sudan () yaratılmasını açıklar. Tarık 6: “Fışkırıp çıkan bir sudan yaratıldı.”   (Hulika min mâin dâfikın.)

  1. Muminun 14: “Sonra bu az suyu (nutfeyi) “alaka” hâline getirdik. Alakayı da “mudga” yaptık. Bu “mudga”yı da kemiklere dönüştürdük ve bu kemiklere de et giydirdik.”

Bu ayette ise embriyo gelişimi aşamalarından bahsetmektedir. Üç aşama saymıştır. Modern bilimde de embriyonun kemik oluşumundan önce 3 ana evre olarak adlandırılmıştır. Bunlar morula, blastula ve gastrula evreleridir. (2)

hücre-göçü-1

Şimdi buraya kadar anlatılan ayetlere baktığımızda insanın toraktan yaratıldığı söylenmiştir ki hâlâ toprak ürünlerini bedenimize sokarak topraktan yeniden yaratılmaya devam ediyoruz. Veya bir sudan yani kadın ve erkeğin sıvısından yaratıldığımızın söylenmesi topraktan yaratılmış olmamızı değiştirmiyor ikisi de doğrudur. Veya DNA’dan yaratıldığımızı söylemesi diğerleriyle çelişmiyor üçü de doğrudur. Veya Dünya’daki maddelerden yaratıldığımızı söylemesi diğerleriyle çelişmiyor. Bunun gibi diğerlerini kıyaslayabilirsin. Hatta bunlara ek olarak ben desem ki insan atomlardan yaratılmıştır, moleküllerden yaratılmıştır, hücrelerden yaratılmıştır. Bunlar da doğru olur ve hiçbirinin doğruluğu diğeri ile çelişmez, çünkü yaratılış çok kompleks bileşen ve aşamalara sahiptir. Ayetler her seferinde yaratılışın başka bir aşamasını gözler önüne getirmektedir.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

93b42f7cdfc2929534443e0619a69a19

KAYNAKLAR

1- http://www.akevler.org/AkevlerMakaleler/1391/CokYor/10153/Mete-Firidin/Sarsar-Salsal

2- https://tr.wikipedia.org/wiki/Morula

87# Tekvir suresi ve Güneşin dürülmesi

Tekvir 1: “Güneş bürülüp dürüldüğü zaman.”

Bu ayette geçen Arapça “küvvirat” kelimesi tortop olmak, yuvarlak bir şekilde dürülmek anlamına gelir. Devam eden ayetlerle birlikte kıyamet zamanında olacak olayları haber vermektedir.

Bugün astronomi bilimi, bize güneşin de diğer yıldızlar gibi birgün içine çöküp beyaz cüce bir yıldıza dönüşeceğini söylüyor. Çünkü güneş gibi yıldızlar füzyon yoluyla sürekli yakıtını tüketirler. Bu yanma sırasında milyonlarca derecelik sıcaklıklara ulaşılır ve yıldızın merkezinde son ürün olan demir birikmeye başlar. Yıldız önce genleşir ve kırmızı dev bir yıldıza dönüşür, daha sonra artan demirin de etkisiyle içine çöküş süreci başlar, yıldız dürülür ve beyaz cüce bir yıldıza dönüşür (DÜNYA BOYUTUNA İNER). İleri aşamalarda ise artan basınca dayanamayarak bir süpernova patlaması gerçekleşir.

sun-vs-red-giant

White dwarf star

Evet, Güneş gibi orta kütleli yıldızların kaçınılmaz kaderi budur. Daha büyük kütleli yıldızlar kırmızı devden sonra nötrino yıldızı haline dönüşür, daha da a büyük kütleli olanlar ise kara deliğe dönüşür.

WDevolutionweiss-768x399

Güneş kırmızı dev olup Dünya’ya yaklaşmaya başladığında ilk önce Dünya’nın atmosferini yok edecek. Nitekim bir milyar yıl önce şiddetli bir güneş patlaması aynı şekilde Mars’ın atmosferini yok etti. Bu durum ise Tekvir 11’deki “Gök sıyrılıp açıldığında” ayetini hatırlatıyor.

2018-11-26_165855

Güneş gibi orta büyüklükte olan yıldızlar beyaz cüceye dönüştüğünde etraflarını devasa yıldız tozu bulutu sarar. Bundan dolayı bir bulanıklık oluşur ve ömrünü tamamlamak üzere olan bu yıldızlar artık görülemez hale gelirler. Evren iyice yaşlandığında muhtemelen bütün yıldızların etrafı bu tür toz bulutlarıyla sarılıp görünmez hale gelecek. Bütün yıldızlar bu hale girmese bile güneşimizin kendisi bu toz bulutuyla kaplanacak. Hala Güneş sistemimizden uzaya bakan birileri kalırsa muhtemelen bulanıklıktan dolayı uzayı göremeyecek. Bu olay ise bana “Yıldızlar bulandığında (Tekvir 2)” ayetini hatırlatıyor. Aşağıdaki resimler yıldızların son aşamalarında oluşan gezegenimsi bulutsu adlı toz bulutlarına örnektir.

2018-11-26_164911

 

Fakat buna rağmen anlaşılamayan bazı şeyler de yok değil. Örneğin bilim bize güneşimizin 5 milyar yıl sonra beyaz cüceye dönüşeceğini söylüyor. İnsanoğlunun Dünya’da yaşaması ise 5 milyar sene olmayacak gibi görünüyor. Anlayacağınız işin bazı boyutları henüz bize karanlık. İnsanlığın sonu daha erken gelecek ve acaba güneşin beyaz bir cüceye dönüştüğü zaman mı tekrar diriltileceğiz? Yaşlanmış dünyada hesap görülüp farklı alemlere mi alınacağız? Bunları ilerleyen zamanlarda insanlığın kavrayışının bilimle birlikte gelişmesiyle daha iyi anlayabileceğiz.

Tekvir 5 te ise “Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında” deniyor. Eğer bu olay yeniden dirilme ile birlikte göreceğimiz bir olay ise hayvanların da mahşerde diriltileceğine ve hiçbir şuur sahibi yaratılmışın varlık âlemine çıktıktan sonra tekrar yokluğa terk edilmeyeceğini, hepsine ebediyet verileceğini gösterir.

81-TEKVİR:

1 – Güneş katlanıp dürüldüğünde,

2 – Yıldızlar bulandığında,

3 – Dağlar yürütüldüğünde,

4 – Kıyılmaz mallar bırakıldığında,

5 – Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında,

6 – Denizler ateşlendiğinde

7 – Nefisler eşleştirildiğinde

8 – Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda,

9 – “Hangi günahtan dolayı öldürüldü?” diye.

10 – Amel defterleri açıldığında,

11 – Gök sıyrılıp açıldığında,

12 – Cehennem kızıştırıldığında,

13 – Ve cennet yaklaştırıldığında,

14 – Herkes ne getirmiş olduğunu anlar.

15 – Şimdi yemin ederim o sinenlere

16 – O akıp akıp yuvasına gidenlere,

17 – Yöneldiği an geceye,

18 – Nefeslendiği (ağardığı) an sabaha ki,

19 – Kuşkusuz o Kur’an, değerli bir elçinin sözüdür.

ÖZETLE: Kuran Güneşin ve yıldızların sonundan mucizane bir şekilde haber verir. Bilim Kuran’ın her sözünü tasdik eder, bu ise Kuran’ın alemlerin Rabbinden geldiğinin en büyük delilidir.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

KAYNAK VE İLERİ OKUMA

https://www.kozmikanafor.com/yildizlarin-olumu-2-beyaz-cuce/

 

86# Güneşin aya yetişmesi (Yasin 40)

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

—————————————————————–

Yasin suresi

38: Ve Güneş, onun için istikrarlı kılınan (yörüngesinde) akar gider. İşte bu azîz ve alîm olan Allah’ın takdiridir.

39: Ve Ay, kurumuş hurma salkımı dalı gibi bir şekil haline dönünceye kadar ona menziller takdir ettik.

40: “Ne güneşin aya erişmesi mümkün olur, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörünge üzerinde yüzmektedir.”

Şimdi düşünün ki, insanların güneş ve ay’ı aynı gökyüzünde hareket eden nesneler olarak gördükleri ve aynı yol üzerinde peşpeşe dolaştıklarını sandıkları bir dönemde, ay tutulmasını güneşin ay’a yetişmesi olarak algılıyorlardı.

İşte bu ayet böyle bir dönemde ne büyük bir iddia da bulunuyor. Diyor ki; Güneş ve Ay’ın yörüngeleri ayrı ayrıdır, birbirleriyle alakası yok. Birbirlerine yetişmek kavuşmak onlar için söz konusu değil. 38. ayette güneşin istikrarlı bir yörüngede yüzdüğünden, 39. ayette ay’ın hurma dalı şekli çizdiğinden (bunu daha önce açıkladık) ve 40. ayette ise her ikisinin yörüngesinin ayrı olduğundan haber veriyor.

Oysa Kuran bunu bildirene kadar insanlar ay’ı ve güneşi peş peşe giden bazen birbirleriyle buluşan varlıklar olarak biliyordu. Bugün bilim göstermiştir ki güneş, solar apex yönünde saniyede 13 km hızla gitmekte ayrıca samanyolu galaksisi içinde saniyede 220 km hızla hareket etmektedir. Yani Kuran’ın belirttiği gibi Güneş’in bir yörüngesi vardır ve ay’ın yörüngesiyle alakası yoktur.

dn9824-1_831.jpg

85# Ay Güneşi mi takip ediyor? (Şems 2)

ŞEMS SURESİ

  1. And olsun, güneşe ve onun aydınlığına,
  2. ona tâbi olduğu zaman aya,
  3. Onu ortaya çıkardığında gündüze andolsun,
  4. Onu örttüğünde geceye.

Soru: Birinci ayette güneşten bahsettikten sonra ikinci ayette Ay’ın onu takip ettiğiniİ izlediğini yazıyor. Oysa Ay Güneşi değil Dünya’yı takip eder. Yani Dünya’ya tâbidir (bağlıdır). Bu ayet sanki Dünya’yı merkeze alan ve güneşin ve ay’ın dünya’nın etrafında döndüğü modele uyuyor. Çünkü ay güneşe tabi değil dünyaya tabidir demesi daha uygun olurdu.

Cevap: Ayette “onun aydınlığına” dedikten hemen sonra Ay’ın ona tabi olduğu yazar. Burada Ay’ın tâbi olduğu (yani uyduğu) güneş değil güneşin aydınlığıdır. Yani ayet diyor ki Ay’ın ışığı kendinden değildir, Ay ışığında güneşe tâbidir, yani onun ışığı güneşin ışığına bağlıdır. Böylece Kuran o zamanda bilinmesi mümkün olmayan bir gerçeği bize haber veriyor.

Ayette geçen Arapça “telâ” kelimesi birşeye tâbi olmak, ona bağlı olmak anlamındadır. Dolayısıyla duruma göre “birşeye uymak, ardına düşmek, izlemek” anlamları da veriliyor.

Fakat bir dilden bir dile çevirirken en uygun kelimeyi kullanmak çok önemlidir. Çünkü bu ayette “tâbi olmak, bağlı olmak” anlamını “izlemek” olarak çevirirseniz zihinlerde mekânsal bir izlemeyi yani peşine düşmek anlamını uyandırır ki bu da yanlış olur. Maalesef meal yazarlarımızın bir kısmı “tâbi olmak” anlamını korumuşlar fakat diğer birçoğu bu ince ayrıntıya dikkat etmediğinden “izlemek” olarak kelimeye meal vermişlerdir. Mealler üzerinden Kuran’ı eleştirmeye çalışan ateizm de “Vay efendim burada bir yanlış var” demekteler. Oysa burada bir yanlış olmadığı gibi o zamanlarda kimselerin bilemeyeceği bir mucize var. Çünkü belirttiğimiz gibi Güneşin ışıklı olduğunu ve Ay’ın ise bu ışığa tâbi olduğunu bildiriyor.

Hatırlayın Yunus 5 ayetinde de “Güneşi ışık kaynağı, ayı aydınlık yapan” derken Güneş için ziya (ışık kaynağı) kelimesini kullanır, oysa Ay için Nur (aydınlık) kelimesini kullanarak Ay’ın ışık kaynağı olmadığını belirtir.

Anlayacağınız sevgili arkadaşlar, bir ayette belirtildiği gibi kalplerinde hastalık olanlar müteşabih ayetlerin peşine düşüyor. Fakat bu tür müteşabih ayetlerin manasını bilenler ayeti açıkladığı zaman ve hata var sandıkları ayetin akıl erdiremedikleri mucizeler barındırdığı belli olduktan sonra yine de gerçeğe yüzlerini dönemiyorlar. Allah ilmimizi artırsın, ayaklarımızı dini üzere sabit tutsun.

44277154e64e219bd8cfd90112fd359a

84# Kemiklere et giydiriyoruz ne demektir?(Muminun 14)

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

—————————————————————–

MU’MİNUN-14: “Sonra o damlayı bir pıhtıya dönüştürdük, bu pıhtıyı bir et parçacığına dönüştürdük, bu et parçacığını bir takım kemiklere çevirdik, derken bu kemiklere bir et giydirdik; sonra ona bambaşka bir yaratık olarak hayat verdik. Bak ne şanlı o Allah, yaratanların en güzeli!”

Soru: Yukarıdaki ayette önce kemiklerin yaratıldığı sonra onlara et giydirildiği söyleniyor, oysa kemikler ve et birlikte gelişir.

Cevap: Embriyoloji kitaplarından en ünlü olanlarından bir tanesi Langman’ın medikal embriyoloji kitabıdır (1). Bu kitapta embriyonun (cenin) kemik ve kas oluşum aşamalarına baktığımızda gebeliğin 6. haftasında bebeğin kemiklerinin belirginleşip görülebilir hale geldiği belirtilmiştir (13. Baskı/ Sayfa 180). Aşağıdaki resim bu kitaptan alınmıştır. Resimdeki A şekli 6. haftanın başında ve B şekli ise 6. haftanın sonunda bacak kemiklerinin oluşma durumunu gösteriyor. C şekli ise 8. haftanın başındaki bacak kemiklerinin durumudur.

1

Aynı kitapta kasların ne zaman belirginleşip görülebilir hale gelmeye başladığı şöyle açıklanıyor.

Kol ve bacak kaslarının ilk gelişim işaretleri 7. haftada mezenşimin yoğunlaşmaya başlamasıyla beliriyor (13. Baskı/ Sayfa 174).” Fakat dikkat edin henüz kas dokusunu oluşturan miyofibril yapıları oluşmamış, sadece kas dokusuna dönüşecek olan mezenşim dokusu yoğunlaşmaya başlamıştır. Peki kaslar ne zaman görünmeye başlıyor. Kitapta şöyle açıklıyor: “Kas hücreleri olan Miyofibriller 3. ayın sonunda görülmeye başlanır. Böylece çarpraz çizgilere sahip tipik iskelet kasları görünür hale gelir (13. Baskı/ Sayfa 174).”

Aynı bilgiyi “Embryology at a glance” (2) kitabında da bulabilirsiniz (2. Baskı/ sayfa 53).

Görüldüğü gibi kemik ve kasların görünür olduğu tarihlere baktığımızda kemiklerin kaslardan çok daha önce oluştuğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Yani yukarıdaki C şeklindeki kemikler bile oluştuğunda sadece iskelet sistemi var. Ve henüz görürebilir kas hücreleri yok.

Kemik ve kas oluşumunun ilk başlangıç noktasını sorarsanız her ikisi içinde birkaç hafta geriye gitmek gerekir. Fakat ayete göre önemli olan kemiklerin ve kasların oluşmuş yani görülebilir halde olmasıdır. Bu yüzden bu görülebilir olduğu tarihler referans noktası olarak alındı.

PEKİ KEMİĞE ET GİYDİRİLMESİ NEDİR?

Kas hücreleri, paraksial mezoderm denilen Somitlerden köken alır. Somitlerde üretilen kas hücrelerinin öncüleri buradan ayrılarak göç ederler ve vücuttaki kemikler üzerine yerleşirler. Buralarda değişime uğrayarak kas hücreleri olan miyoblastlara dönüşürler. Kemikler büyüdükçe yeni kas hücreleri gelir ve kemiği kaplamaya devam eder (2-7) Bu işlem önce kemiğin yapılıp bitmesini bekleyip sonrada kasların bunları sarması şeklinde olmamakta, kemik büyüdükçe boş alanlar kas hücreleri ile doldurularak gerçekleşmektedir. Yani ayette belirtildiği gibi kemik oluşur ve oluşan kemiğe göre kas hücreleri bunları kaplar. Aşağıdaki şekilde bu kas hücrelerinin değişimini soldan sağa doğru görebilirsiniz.

myogenesis_by_graphiquescience-d64wahj

Şimdi düşünün kemiklerin üzerine farklı bir yerden ilkel kas hücreleri geliyor. Kemiklere tutunup kaslara dönüşüyorlar, böylece kemikleri sarıyorlar. Bu bilimsel gerçek herkesin anlayacağı dilde ancak “kemiklere et giydirilmesi” tabiri ile bu kadar güzel anlatılabilirdi.

Özet olarak;

  1. Kemiklerin görünür hale gelmesi kaslardan önce olduğu gibi, devam eden süreçlerde de kemik büyüdükçe yeni kas hücrelerinin gelip buraları doldurması kas oluşumunun kemik oluşumundan sonra gerçekleştiğini göstermektedir.
  2. İlkel kas hücreleri Somitlerden hareket ederek yeni oluşan kemik dokusunu bir elbise gibi sürekli kaplarlar. Bu bilimsel gerçeği ise “kemiğe et giydirdik” sözüyle çok edebi bir üslupla muntazam olarak açıklanmıştır.

KAYNAKLAR

  1. Sadler TW. Langman’s medical embryology: Lippincott Williams & Wilkins; 2015.
  2. Webster S, De Wreede R. Embryology at a Glance: John Wiley & Sons; 2016. Sayfa 53
  3. Schoenwolf GC, Bleyl SB, Brauer PR, Francis-West PH. Larsen’s human embryology E-book: Elsevier Health Sciences; 2009. Sayfa 217
  4. Moore KL, Persaud TVN, Torchia MG. The Developing Human E-Book: Elsevier Health Sciences; 2016. Sayfa 484
  5. Coward K, Wells D. Textbook of clinical embryology: Cambridge University Press; 2013. Sayfa 120
  6. Dudek RW. High-yield embryology: Lippincott Williams & Wilkins; 2013.
  7. Webster S, Morris G, Kevelighan E. Essential Human Development: John Wiley & Sons; 2018. Sayfa 56

251116_embryo_2

83# Hz. Muhammed Ay’ı yardımı?

Bugün çok önemli bir Kuran mucizesini göstereceğim ve aynı zamanda Hz. Muhammedin görülmemiş mucizesine tanık olacaksınız.

Kamer 1-2: Saat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve ay yarıldı. Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve “Süregelen bir sihirdir” derler.

Bildiğiniz gibi ay’ın yarıldığı hem Kuran’da geçmekte, hem de tarihi kayıtlarda Peygamberimizin bir mucize olarak Mekke müşriklerinin istemesi üzerine Ay’ı yardığı ifade edilmektedir.

Ay’ın yarılması eski zaman müşrikleri gibi yeni zaman ateistleri tarafından inanılmaz bulunmuş ve her zamanki alay etme faaliyetlerini bun konuda da sergilemişlerdir. Oysa her zaman söylüyorum, alay ettikleri ancak kendi cehaletleri olabilir.

Bu konuda yeterli delilde olmadığı için bir kısım Müslüman yazarlarda bu olayın kıyamete yakın gerçekleşeceğini söylemiştir.

Halbuki bu ayetin peşine «Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve “Süregelen bir sihirdir” derler.» (Kamer 2) derken ay’ın yarılmasını bir mucize olarak görüldüğünden ve müşriklerin buna «sihirdir» diye bahane bulduklarından haber veriyor. Öyle ise bu olay vuku bulmuştur. Kıyamet ise eğer evrenin kıyameti ise Hz. Muhammed’den itibaren geçen 1400 senelik bir zaman evrenin ömrüne kıyasla çok düşüktür. Örneğin evrenin şu ana kadarki ömrünü birgün boyutuna indirirseniz, Hz. Muhammed günün sadece son saniyesinde Dünya’ya gelmiştir. Bu yüzden O’nun asr-ı saadetinde de kıyamet yakındı.

Buradaki geçmiş zaman kipinin ise Kuran’ın böyle bir üslubu olduğundan gelecek zamanı gösterdiğini ifade etmişlerdir. Oysa ki burada gelecek zaman diye düşünmemizi gerektirecek bir durum yoktur. Her zaman derim Kuran bir olayı söyledimi işin iç yüzünü hemen anlayamadınız diye farklı tevil etmemelisiniz. Kuran’ın ilk anlamı her zaman için doğrudur.

Neml 93: «De ki; Hamd Allah’a mahsustur. O ilerde size ayetlerini gösterecek, siz de onları tanıyacaksınız

Gelelim sadede. Aşağıdaki bilimsel haberi, belirttiğim bilimsel haber sitesinde yayınlanmış, o da Dünyanın en iyi bilimsel dergisi olan Science dergisinden almış, Türkçe tercümesini hemen altında bulabilirsiniz.

2018-11-11_105804.png

Türkçe çevirisi ise şöyledir:

AY YARIK, DARBE ALMIŞ

Bilim adamları, ayın ilk günlerinde oldukça darbe aldığına dair kanıtlar bulduğunu söylüyorlar.

Ayın bu yeni görünümü, bu yılın başlarında yörüngeye giren ikiz uzay aracıyla ayrıntılı gravite haritalandırmasından geliyor.

Yüzeyin altında, ayın içi hırpalanmış ve yarılmış. Bu, Dünya dahil diğer kayalık gezegenlerin, tarihlerinin başlarında meteorlardan benzer bombardımanlara maruz kalmış olabileceklerini gösteriyor.

NASA uzay aracı Ebb ve Flow tarafından yapılan ölçümler, ayın kabuğunun bilim adamlarının düşündüğünden çok daha ince olduğunu buldular – sadece yaklaşık 25 mil kalınlıkta.

Bulgular Çarşamba günü San Francisco’daki Amerikan Jeofizik Birliği toplantısının bir toplantısında sunuldu ve Science dergisinde çevrimiçi yayınlandı.”

Sonra ilgili makaleyi Science dergisinden indirdim. Yazıda şöyle diyor:

«Dr. Zuber’in bulgularına göre Ay’ın iç yapısı tamamıyla kırık dökük.  İç yapısında onlarca kilometre uzunluğunda yarıklar olduğuna dair kanıtlar var. Ayın tümünü ÇEMBER GİBİ DOLAŞAN bir kırık var ve ayın magmasını dahil kırarak geçmiş.» Aşağıda ise bu makaleden aldığım ayın kırık dökük yapısını gösteren gravitasyon haritası şu şekilde gösterilmiş.

2018-11-11_135645

Kaynak: Kerr, R. A. (2012). Peering Inside the Moon to Read Its Earliest History. Sciencemag

Nasa’ya ait bu verilerin detaylı analizleri Nature dergisinin 2 Ekim 2014 sayısındaki ‘Ay Üzerinde Yarılma’ adlı makalesinde verilmiş. Bu makale o sayıya kapak olmuştu.

By7rJfuIYAA-X9q.jpg

Bu makalede ayın yüzeyindeki büyük düzlüklerin bugüne kadar meteor kraterleri olduğu sanıldığını fakat gerçekte ayda yaşanan kırılmadan dolayı lavların çatlakları doldurmasıyla oluştuğunu açıklamışlardır. Ayın içinde ayı boydan boya kesen çembersel bir yarığın olduğunu ve bunu bir çarpışmaya atfetmenin güç olduğunu ifade etmişlerdir. Böyle bir yarığın beklenecek birşey olmadığını vurgulamışlardır.

Aşağıdaki şekil yine bu makaleden alıntılanmış olup Nasa’ya aittir. Bu krater dolgu noktalarının iç tarafıda çembersel olarak yarıktır. Ay buradan koptuktan sonra tekrar birleşmiş ve çatlaklar lavlarla doldurulmuştur. Bu resme göre ay tam ortadan iki eşit parçaya ayrılmamış, ayın bir kısmı kopmuştur.

Figure2_fullmoon.jpg

Figure3_Frigoris.jpg

Kaynak: https://www.nature.com/news/moon-s-largest-plain-is-not-an-impact-crater-1.16041

Aşağıdaki şekilde ise ayın tomografi haritası olan gravite haritası yine aynı makaleden alınmıştır. Bu resimde ise ayın bu ayrılan parçası gösterilmekte olup, iç yapısının ne kadar kırık dökük olduğu gösterilmiştir.

Figure1_globes

Yukarıdaki en sağdaki resimde ayın üzerindeki çembersel kesik yerleri ve bu yerin altında kalan alanların dağılmış yapısı görülebiliyor. Makalenin yazarları bunun bir çarpışmadan kaynaklanamayacağını ve beklenmedik birşey olduğunu yazmışlardır.

Görüldüğü gibi herşey ortada. Ay’ın bölünmüş olması ve Kuran’ın bunu bir peygamber mucizesi olarak adlandırmış olması da Kuran’ın henüz anlaşılan mucizelerinden biridir.

Kamer 1-2: Saat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve ay yarıldı. Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve “Süregelen bir sihirdir” derler.

82# SÜLEYMAN PEYGAMBER VE KARINCANIN KONUŞMASI

Neml 18: “Nihayet karınca vadisine geldiklerinde bir dişi karınca dedi ki: “Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları farkında olmaksızın sizi kırıp geçmesin.””

Karıncaların sosyal yapıları bilim insanları arasında hep hayranlık uyandırmış ve bilim aşağıdaki soruların cevaplarını sürekli aramış fakat henüz çok azını çözebilmiştir (1)

  • Karıncalar nasıl iletişim kuruyor?
  • Karınca tek başına ne yapabilir?
  • Karıncalar kendilerini nasıl organize ediyor?
  • Sürekli değişen çevreye nasıl uyum sağlıyorlar?
  • Böylesine basit bir organizmanın problemleri etkili bir şekilde çözmesi nasıl mümkün olabilir?(1, 2)

karinca.jpg

Bilim şu anda karıncaların konuşmalarının detaylarını araştırmaktadır. Birçok araştırmacı karıncaların antenlerinden ve karınlarından birçok değişik yapıda feromon salgıladıklarını ve havaya bıraktıkları bu feromonlar sayesinde iletişim kurduklarını tespit etti. (3, 4).(5, 6) Karıncalar havaya veya yere bırakılan bu feromonları antenleri ile okuyup bilgiyi anlamaktadırlar.(4) Eğer herhangi bir feromon sinyaline göre bir talimat almazlarsa tamamen bağımsız hareket etmektedirler. (1, 7)

Fo4NW_ant

Örneğin bir karınca kolonisinden bir karınca yiyecek bulursa diğerleri ile feromon diliyle veya tekrarlayan geometrik hareketlerle iletişime geçmekte ve bunun sonucunda karıncalar ince bir hat üzerinde yiyeceğe ulaşmaktadırlar. Aşağıda bu durum görülmektedir.(1)

antDiagram1

Karıncaların hareket ve davranışlarını inceleyen çalışmalar, onların grup halindeki hareketlerinin matematiksel olarak belirli bir düzende olduğunu anlamışlar ve bunu birçek araştırmacı formüle etmiştir.(1, 8).(9, 10) Karıncaların sinyal verirken farklı farklı geometriler üzerinde hareket ederek sinyal verdikleri ve diğer karıncaların bunu anlamlandırarak hareket ettiklerini tespit edilmiştir.(4) Çok değişik yapılardaki bu feromonlardan kısa süreli olanlar 20 dakika boyunca karıncaları yönlendirir. Uzun süreli olanlar ise günler boyunca ortamdaki karıncalara yapmaları gereken işi bildirir.(4) Bu feromonlardan yiyecek buldum sinyalini verenler olduğu gibi, tehlikelere karşı uyaran feromonlarda vardır. Örneğin Atta leafcutter gibi bazı karıncalardan elde edilmiştir.(4) Üstelik bu karınca kolonilerinde farklı kast sistemi seviyelerindeki karıncaların farklı alarm düzeyinde feromonlarla uyarım yaptıkları ve en yüksek uyarıyı ana kraliçeden aldıkları tespit edilmiştir.  Yukarıda verilen ayetteki karınca da aynı şekilde diğer karıncaları uyarmıştı. Üstelik karınca bu sözlerini dişi kipiyle söylemiş ve böylece dişi olduğu anlatılmıştır. Şu an bilim de aynı şekilde karınca kolonisinin liderinin kraliçe karınca olduğunu söylüyor.(11) Bu ayet bilim toplumlarına bir mucize olsun diye Kuran’a girmiştir. Ve hayvanların dilini bilen Süleyman’ı örnek göstererek insanları araştırmaya ve öğrenmeye teşvik eder.

antonina-copy

Bilimsel bulgular Kuran’ın söyledikleri ile aynıdır. Oysa 1400 sene önce insanlar karıncaların birbirlerini tehlikelere karşı uyaran konuşma biçimleri olduğunu bilemezlerdi. Erkek egemen bir toplumda dişi karıncanın koloninin lideri olduğunu ve emirleri onun verdiğini hiç bilemezlerdi. Kimsenin aklına gelmez gelse bile saçma olur diye böyle bir iddiayı kimse dillendirmezdi. Oysa Kuran, hiç sebep yokken kendinden emin bir şekilde bu emri dişi karıncanın verdiğini söylüyor. Şimdi hala şüphe içinde olanınız varsa otursun şunu bir düşünsün, sonra dün paylaştığım “şüphecilik hastalığı” gönderisinde belirttiğim gibi iman etmek için tek bir tane bile kuvvetli delil yeter desin ve imanını tazelesin.

“Allah iman edenlerin velisidir” Bakara 257

“Allah, rızasını arayanları bu kitap (Kur’an) sayesinde selamet/kurtuluş yollarına iletir. Onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve doğru yola ulaştırır.” Maide 16

Ant-PNG-Image

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

KAYNAKLAR

  1. ičková MM. Stochastic model of collective behaviour of ants. Master Thesis. 2014.
  2. Sumpter DJJPTotRSoLBBS. The principles of collective animal behaviour. 2006;361(1465):5-22.
  3. Suckling DM, Stringer LD, Corn JEJJoce. Argentine ant trail pheromone disruption is mediated by trail concentration. 2011;37(10):1143.
  4. Jackson DE, Ratnieks FLJCb. Communication in ants. 2006;16(15):R570-R4.
  5. Dussutour A, Nicolis SC, Shephard G, Beekman M, Sumpter DJJJoEB. The role of multiple pheromones in food recruitment by ants. 2009;212(15):2337-48.
  6. David Morgan EJPe. Trail pheromones of ants. 2009;34(1):1-17.
  7. Bicak M. Agent-Based Modelling of Decentralized Ant Behaviour using High Performance Computing: University of Sheffield; 2011.
  8. Watmough J, Edelstein-Keshet LJJoTB. Modelling the formation of trail networks by foraging ants. 1995;176(3):357-71.
  9. Edelstein-Keshet LJJoMB. Simple models for trail-following behaviour; trunk trails versus individual foragers. 1994;32(4):303-28.
  10. Couzin ID, Franks NRJPotRSoLBBS. Self-organized lane formation and optimized traffic flow in army ants. 2003;270(1511):139-46.
  11. Hammond R, Bruford MW, Bourke AJBE, Sociobiology. A test of reproductive skew models in a field population of a multiple-queen ant. 2006;61(2):265-75.

81# ŞÜPHECİLİK HASTALIĞI VE PARANOYA

Bazen özellikle gençlerden mesajlar alıyorum. Falanca ateist sitesinde bir konu okuduğunu ve bundan dolayı kafası karıştığını, huzurunun kaçtığını söylüyorlar. Bu durumun imana neden zarar vermemesi gerektiğini şu şekilde açıklayacağım.

Bir gerçeğin doğruluğunu ispatlamak için sayısız yollar olabilir. Bu yollardan bazıları çok açık olarak görünebilir, bazıları biraz bulanıktır net görülmeyebilir, bazıları ise bilgi eksiğimizden dolayı bulanıktır net görülmeyebilir, bazıları ise o gerçeği ispatlamak için yetersiz kalabilir. Fakat bilimsel ve mantıksal olarak hedefinize varmak için bütün yolların çok açık ve net görülmesine gerek yoktur.

b37e0e149c722fe9c9d13537c64869a4.jpg

Örneğin hücrelerimizde bulunan DNA’nın ayrıntılı yapısı 1953 yılında ilk defa keşf edildi. Eldeki deliller DNA’nın böyle olması gerektiğini gösteriyor. Fakat 65 yıldır DNA’nın bu yapısı hiç görülemedi. Şu ana kadar çekilen fotoğraflar çok bulanık ve düşük çözünürlüklü. İçindeki yapıları hiç göstermiyor. Yani gözle görme delili bulanıktır ve kapalıdır. Buna rağmen bir delilin kapalı olması kimseyi DNA’nın yapısından şüpheye düşürmemiştir. Çünkü eldeki diğer kanıtlara bakılmıştır ve bunun böyle olması gerekmektedir.

dna-structure

Aynı şekilde İslam’ın veya Kuran’ın ispatı için sunulan her delil çok berrak olmayabilir fakat ileri sürülen tek bir tane sağlam delil bile şüpheleri ortadan kaldırır. Eğer bir konuda Kuran’ın ispatını tam bulamazsanız hiç problem etmeyin ve başka delillere bakın. Örneğin Kuran’da “O, yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar.” (Rad 13) ayetini eleştirmişler. Demişler ki yıldırımlar tesadüfen oluşur, bir yeri veya kimseyi çarpmak için değil. Şimdi bu ayetten eğer Kuran’ın doğru söylediğini şu an için çıkaramıyorsak, bu yanlış olduğu anlamına gelmez. Yani doğruluğunu veya yanlışlığını şu an için bilgi eksikliğimizden dolayı kavrayamayacağımız bir konu der ve geçeriz. Bunun doğruluğunu şu an ispatlayamamamız yanlış olduğu anlamına gelmiyor. O yüzden delil olarak nötr’dür ve imanımıza bir etkisi olmaması gerekiyor. Biz de diğer delillere bakarız. Kuran’dan gördüğümüz tek bir tane kuvvetli mucize ayet bile artık diğer şüpheleri hiçe indirir ve Kuran’ın Allah’tan olduğuna artık şüphe götürmeyecek derecede iman etmeniz gerekir. Bu konuda sağlam bir delil gördükten sonra hâlâ şüphe etmek paranoyaklık olur ve bu şüphecilik gittikçe bir akıl hastalığına dönebilir. Tıpkı bilimde birkaç delil bulunduğunda net görülmeyen delillerden dolayı artık şüpheye düşmek mantıklı görülmüyorsa, bizde Kuran hakkında birkaç mucize ayeti görünce net göremediğimiz diğer konularda en azından nötr bir tavır takınmalı ve şüpheye düşürecek bir sebep olmadığını bilmeliyiz.

İslam’ın bütün kanıtları güneş gibi ortadadır. Bu kanıtlardan bazıları şunlardır;

  1. Önceki dinleri ve peygamberleri tasdik eden ve bir Allah’a yönelten son semavi din olması ve İslam’dan sonra yeryüzünün tamamına yayılacak kadar başka bir din veya peygamber gelmemesi.
  2. Peygamberinin zenginlikte, rahatta gözü olmaması, hayatını saraylarda yaşayabilme imkânına sahipken dört duvar kulübe içinde geçirmesi. Çoğu zaman oruç tutarak nefsini ve bedenini terbiye etmesi. Allah’tan fevkalade korkusu ve fevkalade bir ibadet sergilemesi. (Bu konuda ayrı bir paylaşımım var)
  3. 1400 sene öncesi insanlarının inandığı sayısız hurafeden hiçbir tanesi bile Kuran’ı Kerimin içinde bulunmaması. Eğer bunu o zamanda bir insan yazmış olsaydı şüpheye yer vermeyecek derecede her ayeti bilime ters olacaktı. Oysa bu kitabın içinde bırakın bilime ters bir ayet olmasını çok sayıda bilimsel mucize barındırması şüpheye yer vermeyecek derecede ispatlıyor ki bu Kuran Allah’ın sözleridir.

Bunlar 3 adet genel delillerdi. Bunlara birçoğunu ekleyebilirsiniz, bunları detaylandırabilirsiniz. İman etmek için önünüze sınırsız delil konmuş fakat iman etmemek için açık hiçbir delil yok. Bulanık ve net olmayan meseleler ise bahsettiğimiz gibi olumlu veya olumsuz bir etkisi olmamaktadır. Son söz Kuran’a ait:

Mümin 34: “Bundan önce size delillerle Yusuf gelmişti. O zaman da onun size getirdiği hakikatte şüphe edip durmuştunuz. Nihayet vefat ettiğinde de “Bundan sonra Allah asla peygamber göndermez” dediniz. İşte aşırı şüpheci olanları Allah böyle şaşırtır.”

Sebe 54: “Kendileriyle istek duydukları şeyler arasında perde çekilmiştir; daha önce benzerlerine yapıldığı gibi. Çünkü onlar, kuşku verici bir tereddüt içinde idiler.”

Hadid 14: “”Biz sizinle birlikte değil miydik?” diye onlara seslenirler. “Evet,” derler, “Ancak siz kendinizi kandırdınız, beklediniz, kuşkular beslediniz ve Allah’ın kararı gelinceye kadar kuruntularla oyalandınız. Kandırıcı, sizi Allah hakkında yanılttı.”

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/