80# KURAN BİLİM KİTABI MIDIR? O HALDE NEDEN BİLİMİ ÖNCE SİZ BULMUYORSUNUZ?

Kuran bilim kitabı mıdır?

Kuran, bildiğiniz bilim kitaplarından değildir. Kuran, evren ve insan yaratılışının en doğru bilgilerini kısa kısa içeren bir kitaptır. Hemen her bilim dalından küçük bilgilerle insanın aklını evrenin ve insanın yaratılışına çevirir.

Kuran’da neden bilimsel bilgiler vardır?

Her asrın insanlarının önem verdiği değerler farklıdır. Bu değer yargıları sürekli değişiyor. Yaşadığımız asırda en önde gelen değer yargılarından bir tanesi de bilimdir. Bilimden anlasın veya anlamasın bütün inançsız insanlar bilimi kendi inançsızlıklarına kalkan etmek istemekte ve sanki bilim dinlere alternatif olabilirmiş de onun yerine geçebilirmiş gibi göstermek istemektedirler. Kısaca bu zamanın gözdesi bilim olduğundan, Allah bu zamanın iman etmek isteyen insanlarını Kuran’daki bilimsel mucizelerle desteklemiştir. Önceki insanlar ise bunların manasını bilmese de inkâr da etmemişlerdir. Çünkü onların iman etmeleri için bizimkinden daha farklı sebepleri vardı. Bilimsel sebepler ise bilim topluluklarının imanı içindir.

Kuran’da bilimsel bilgiler varsa neden bu bilimi önce Müslümanlar bulmuyor?

Kuran’daki bilimsel gerçekler genelde bir cümle ile anlatılır ve detaya girilmez. Bundan dolayı verilen kısa bilgi ile resmin tamamını görmek kolay bir iş değildir. Fakat bilim bu bilgiyi bulduğunda elinizdeki parça ile tam uyumlu çıkıyorsa ancak o zaman ayetin bir mucize olarak o olaydan bahsettiğini anlayabilirsiniz. Örneğin geçen gün paylaştığımız “Ay’ın kuru bir hurma dalı gibi olana kadar bir takım menzillerden geçtiği” ayetinin, Ay’ın yörüngesini tam anlamıyla açıkladığını göstermiştik. Öyle bir zamanda böyle bir benzetmenin yapılabilmesi ve bu benzetmenin tam olarak Ay’ın hareketini açıklaması imkânsızdır. Dolayısıyla buna bir mucize demek gerekir. Fakat deseniz ki astronomik gözlemler olmadan önce bunu neden bilemediniz? Cevap; Bunu hurma dalı ipucundan yola çıkarak tahmin etmek zordur. Yine de buna rağmen Kuran’dan buna benzer yapılan erken tahminleri bile bilim henüz ispatlamadığı için insanlar bu yorumlara inanmamış veya alaya almışlardır. Örneğin; Kuran ”biz en yakın göğü yıldızlarla süsledik” dediği için Müslümanlar uzun bir süre uzayın katmanlardan oluştuğunu ve sadece en yakın katmanda yıldızların olduğunu söylediler. Fakat aklı eksik din düşmanlarının sitelerine girerseniz bu ayetle ve Müslümanların yorumlarıyla eskiden ne kadar dalga geçmiş olduklarını göreceksiniz. Oysaki yakın zamanda ortaya çıktı ki evren gerçekten bigbang noktasından itibaren tabak tabakadır ve her tabakanın yapısı farklıdır. Yıldızlar ise ancak son katmanda ortaya çıkmıştır. Bu konuyu daha önce paylaştım, web sitemden detayını okuyabilirsiniz. Demek ki bilimsel bir konuyu Kuran’dan çıkarıp erken söylemek te bu insanları ikna etmediği gibi birde alay ediyorlar, hâlbuki alay ettikleri ancak kendi cehaletleridir.

Bilim yanlışlanabilir olduğundan bilimle Kuran’ı bağdaştıramazsınız (!)

Kuran’a bilimle saldıran insanların bu iddiayı dillendirmeleri ilginçtir. “Kuran’ın şu ayeti bilime aykırıdır” derler, ayetin bilime aykırı olmadığını ama kendilerinin bilimi yeterince anlamadıklarını gösterince bu defa “bilimle Kuran’ı savunamazsın çünkü bilim yanlışlanabilirdir” derler. Burada büyük bir çelişki doğuyor. Eğer Kuran’da bilimsel hata göstermeye çalışırsanız bizde aynı bilimle sizin anlamak istemediğiniz noktaların nasıl mucizeler içerdiğini gösteririz.

Bilim evet yanlışlanabilirdir, fakat yanlışlanacak diye bir şey yok. Örneğin bugün Dünya’nın küre (geoit biçimli) olduğunun yanlışlanmasını bekliyor musunuz? Veya kutuplarda buz denizinin üstteki 50 metresi eriyen buzlardan dolayı tatlı sudur, 50 metreden derinde ise tuzlu su başlar ve aralarında haloklin bariyer vardır sular bunu aşamazlar. Bilim insanları defalarca gözlemlediler bu olayı, bölgedeki denizcilerin bile çok iyi bildiği bir olayken bunun yanlışlanmasını mı bekliyorsunuz? Yani bilim birgün “yanlış tatmışız, bu tatlı su değilmiş tuzluymuş” demesini mi bekliyorsunuz? Kısaca bilimin yanlışlanabilir olması yanlışlanacağı anlamına gelmez. Eldeki veriler kesin ve son veriler ise artık onun üzerinde şüphe yoktur, fakat eldeki bulgular zayıfsa o zaman yanlışlanabilir demektir.

Özetle;

  1. Kuran sadece bilimden bahseden bir bilim kitabı değildir. Ama evrenin ve insanın yaratılışının şifrelerinden haberler verir.
  2. Kuran’daki bilimsel bilgiler bu asrın insanı için 1400 sene önceden gönderilmiş özel mucizelerdir. Bu asrın insanı için mektuptur ve zarfları bu asırda açılmıştır.
  3. Kuran’daki ipuçlarından yola çıkıp bilimi önceden keşf etmek zordur, bunların bilimden önce dillendirilmesi de zaten anlaşılamayacağı gibi bir de alay konusu olabilmektedir (kendi cehaletleriyle alay ediyorlar).
  4. Bilim yanlışlanabilir olduğundan Kuran’ı savunamazsak o halde siz de yanlışlanabilir bilimle Kuran’a saldırmayacaksınız.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

048ff49055466650374b4a0d70a71dc1.jpg

79# LUT PEYGAMBER VE HOMOSEKSÜEL KAVİM

Lût kıssasını hepiniz bilirsiniz. Özetle; Lut’un kavmi zorla erkek çocuklarına tecavüz ediyor. Homoseksüellik toplumun tamamına yayılmış. Bir gece Lut’a birkaç tane Allah’ın elçisi geliyor (muhtemelen melek). Bunu duyan şehrin erkekleri kapıya dayanıyor ve o gençleri bize ver diyorlar. Lut kapıya çıkıp onlara nasihat diyor. Anlamak istemiyorlar ve sabaha karşı Lut ve kızları şehri terk ediyor, şehir taş yağmuruna tutuluyor (Meteor yağmuru olabilir).

Lut onlara bir konuşmasında “Sizden önceki milletlerden hiçbirinin yapmadığı fuhuşu mu yapıyorsunuz?”-Araf:80 demişti. Bazı kişiler bunun bir Kuran’ın hatası olduğunu çünkü hayvanlar arasında bu işin ara sıra yapıldığını ve daha önce yine mutlaka insanlardan da homoseksüellik yapan olabileceğini iddia ediyorlar.

Bu arkadaşların hatası, ayetin tamamına dikkat etmemelerinden kaynaklanıyor. Çünkü ayette geçen “alemlerden hiçbirinin” ifadesi topluluk olarak kullanılmıştır. Yani sizden önce bütün bir toplum yani bir alem olarak bu fiili işleyen hiçbir tane bile yoktu. Ayetin Arapçasında “min ehadin min el alemin” denmektedir. Yani tam karşılığı bir tane bile böyle bir topluluk yoktu, siz ilksiniz demektir. Evet gerçekten de bu işin toplum olarak yapıldığı başka bir toplum muhtemelen onlardan sonra da olmadı. Şu anda bildiğim kadarıyla bütün fertleri homoseksüel olan ve zorbalıkla çocuklara tecavüzün yasal olduğu bir ülke veya şehir yok. Yani Lut doğru söylüyordu, zorbalıkla veya gönüllüce herkesin böyle bir çarkın içine sokulduğu bir toplum, onlardan önce bilmediğimiz gibi onlardan sonra da böyle bir toplum bilmiyoruz. Hayvanlar içinde bile.

İkinci bir mesele Hz. Lut’un bu azgın topluluğa kendi kızlarını teklif etme konusudur.

Hud 78: “Kavmi ona doğru koşarak geldi; onlar daha önceden kötülükler işlemekteydiler. “Ey kavmim” dedi. “İşte benim kızlarım, bunlar sizler için daha temizdir. Artık Allah’tan korkun ve beni misafirim önünde küçük düşürmeyin. İçinizde hiç aklı başında olan (reşid) bir adam yok mu?”

Burada Hz. Lut “işte kızlarım” derken tabiki kızlarını bütün herkesin evlenmesi için teklif etmemiştir. Çünkü anlayabileceğiniz gibi bu söz insanların aklını başına getirmek ve kadınlarla evlenmenin doğru olduğunu anlatmak için söylenmiştir. “bunlar sizler için daha temizdir.” diye sözün bitirilmesi de bu kadınlara temiz olmayan bir şekilde sahip olmanın kast edilmediğini göstermektedir.

Bu ayete dikkat edilirse Hz. Lut’un konuşma üslubundan ne kadar sıkıştığı, bunaldığı ve bunun sonucunda sinirlendiği anlaşılabiliyor. “İçinizde hiç aklı başında olan (reşid) bir adam yok mu?” diye hitap etmesi artık onlara karşı bir isyan ruh haletini gösteriyor. İçine düştüğü müthiş bir gerilim içinde kavmini düşündürüp akıllarını başlarına getirmek için kendi kızlarını örnek gösteriyor ve bunlar sizin için daha temizdir diyerek kadınlar sizler için temizdir manasını düşündürüyor. Kadınlarla evlenilmesi gerektiğini kendi kızları üzerinden anlatıyor. Bu konuşmanın akıllı insanları nasıl etkileyebileceğini anlamak için kendinizi Lut’un yerine koymalısınız. Evde erkek misafirleriniz bekliyor, dışarıda yüzlerce belki binlerce sapık erkek tarafından oluşmuş bir kalabalık evin kapılarını zorluyor. Bu durumda iken onları düşündürüp kendine getirmek adına Lut’un söyledikleri çok etkileyicidir. Muhtemelen o anda kalabalıktan birisi fırsattan istifade ederek evlenmek için kızı isteseydi sözünden dönmeyerek evlendirecekti. Bu Lut’un da işine gelirdi. Çünkü topluma iyi bir örnek göstermiş olurdu. Buna rağmen azgınlıkta o kadar ileri gitmişlerdi ki bütün söyledikleri onları azgınlıktan döndürmemiştir.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

Book_of_Genesis_Chapter_19-10_(Bible_Illustrations_by_Sweet_Media).jpg

78# “AY KURUMUŞ HURMA DALI GİBİ OLUNCAYA KADAR” NE DEMEKTİR?

SORU: Yasin 39: “Ve Ay, kurumuş hurma salkımı dalı gibi bir şekil (bedir şeklinden hilâl) haline dönünceye kadar ona menziller takdir ettik.” ayetini açıklar mısınız?

Cevap: Ay Dünya etrafında aşağıdaki resimde gösterildiği gibi hareket etmektedir. Çünkü Dünya sabit olarak yerinde kalmadığı için ay Dünya’nın etrafında dönerken kıvrımlı bir yol oluşmaktadır. Bu yol boyunca bazen Dünyanın önünde bazen arkasında olmak üzere kıvrım kıvrım bir yol izler. Bu yol aşağıdaki resimde görülmektedir.(1-3)

ay1

ayPhases_of_the_Moon.png

Ay’ın izlediği kıvrımlı yol ve bu yol boyunca oluşan ay evreleri şekilde görülmektedir. Kuran bu evrelere ay’ın menzilleri demiştir.

Bundan dolayıAy’ın güneş etrafındaki yörüngesi aşağıdaki resimdeki gibi kıvrımlı bir sarmal şeklinde olmaktadır.(4, 5)

Moon_orbit_around_Sun.png

Bir hurma dalı kurudukça ayın yörüngesine benzer şeklide kıvrımlı sarmal bir şekil alır. Aşağıda iki resim verilmiştir. Saplarına dikkat ediniz. (1)

2018-11-06_1630022018-11-06_163027

AY KURUMUŞ HURMA DALI GİBİ OLUNCAYA KADARŞimdi düşünün bakalım. Gelişmiş uydu görüntüleri ile ancak çözülebilen Ay’ın bu hareketini Kuran mükemmel bir benzetme ile nasıl bilebiliyor. Bunu diğer bilimsel mucize içeren ayetler ile yan yana getirin. 1400 sene önceden gelen bir kitapta neden bilimsel hiçbir hurafe olmadığı gibi halen daha insanı hayran eden bir yapısı ve insana tekrar tekrar okuma aşkı veren gerçeklikleri var. Oysa çok değil 100 sene öncesine kadar bile hurafeler insan ve toplum algısını tamamen yönetiyordu, hem de bütün Dünya’da. 1400 sene öncesinin toplumunda yazılmış bir kitabı düşünün ve bugünün bilimi ile hiç çatışmasın, olacak şey değil. Oysa kadim Yunan medeniyetinin yetiştirdiği bilim adamlarının kitapları bile hurafelerle dolu olduğu anlaşıldığı için bugün okunmuyorken, bu kitabı insanlığa sunan insan okuma yazma bile bilmediği halde neden kitabı hurafelerle dolu değil. Üstelik her geçen gün ortaya çıkan bilimsel gerçeklerle Kuran’ın büyüklüğü karşısında insanları defalarca sarsıyor ve kendine getiriyor. Bunun tek bir açıklaması var ve siz onu iyi biliyorsunuz.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

KAYNAKLAR.

  1. https://www.quora.com/Earth-is-both-rotating-and-revolving-around-the-Sun-If-the-Moon-revolves-around-Earth-wont-the-orbit-of-the-Moon-change-as-Earth-also-moves.
  2. https://www.quora.com/How-would-I-chart-the-path-of-the-moon-around-the-sun.
  3. https://en.wikipedia.org/wiki/Talk%3AOrbit_of_the_Moon.
  4. https://sites.google.com/site/marelv83/02-marzo-2014.
  5. http://blog.world-mysteries.com/science/ancient-timekeepers-part4-calendars/.

97139a5c872b1e58ea8814eb332f4a96

77# ÖLÜMSÜZ DENİZANASI ÖLÜMSÜZ MÜ? (ZÜMER-42)

Kuran hakkında elde ettikleri en ufak bir olumsuz bilgiye dört elle sarılıp abartmayı seven bazı site ve sayfalarda son zamanlarda bir ölümsüz denizanasının ismi dolaşıyor. Bu denizanası yaşlandığı zaman kendini bebeklik çağına (polip) geri dönüştürme özelliğine sahip olduğundan medyatik ve dikkat çekici bir lakap ile ölümsüz denizanası olarak tanınmıştı. Bu bahsettiğim sayfa ve siteler ise “işte Kuran’a aykırı bir şey bulduk” deyip çok seviniyorlar. Çünkü Kuran “her nefis ölümü tadacaktır” (Ankebut-57) demektedir.

Oysa medyatik ismiyle ölümsüz denizanası olarak nitelendirilen T. dohrnii adlı denizanası gerçekten ölümsüz mü bakalım bilim ne diyor?

Öncelikle şunu belirtelim ki maddi hiçbir varlık sonsuz değildir. Bu canlının içinde yaşadığı Dünya’nın, güneş sistemimizin hatta evrenimizin dahi belirli bir ömrü olduğu için bütün canlıların ömrü otomatik olarak sınırlıdır. Bu bilgiyi de bir kenara bıraktım, bilim sitelerinin çoğunluğu bu deniz canlısının teorik olarak sürekli yaşaması mümkünken doğanın buna izin verecek kadar kolay bir yer olmadığını ve hastalıklar, yırtıcılar, avcılar veya diğer hayatı tehdit eden travmalar sonucu ekolojik dengenin korunduğunu ve sonsuz yaşamın olamadığını söylüyorlar. (1, 2)

Bu canlılar üzerinde çalışan Dr. Rebecca Helm bunu şöyle açıklıyor: “Mutasyonlar ve genetik kaymalar gittikçe daha kırılgan denizanaları oluşturuyor, bu ise popülasyonu yorgun bir popülasyon haline dönüştürüyor. Muhtemelen bu mutasyonlar sonucu eski hallerine dönemeyecekler. Bu canlı her ne kadar kendini her seferinde yenilese de sadece yaşlanmasını geciktiriyor ve yavaşlatılmış bir yaşlanma yine onu bekliyor. Kaderini sürekli başa döndürse de bu denizanası ölümsüzlüğü garanti edemez. Buna ölümsüzlük demek yerine doğal klonlama demeyi tercih ederim.”(1)

2018-11-05_171127.png

Dr. Ferdinando Boero ise bu canlıyı ilk inceleyen ve 1996 yılında makale yayınlayan kişidir. Bakın bu konu hakkında ne diyor:

“Biz makalemizde ölümsüzlük hakkında birşey yazmadık. Ontojeninin tersine dönüşümü hakkında konuştuk. Ontojeni, bir zigotla başlayıp olgun yetişkin olmaya doğru bir dizi adımdır. Genellikle yetişkinler ürerler ve sonra er ya da geç ölürler. Makalede dediğim gibi, bir kelebek (denizanası) hücrelerini yeniden organize edip bir tırtıl evresine (hidroid) geri dönmesi gibi birşey. Yani ontojeni tersine dönüyor. Bu, istediğiniz zaman laboratuarda üretilebilir.”(1, 3)

Görüldüğü gibi bilim insanları bu canlının ölüm vakti geldiğinde bunu ertelediği konusunda fakat bunu sürekli yapamayacağında hemfikirler.

Bunları yazdıktan sonra Kuran okumak için rastgele bir sayfa açmıştım ve karşıma bir mucize gibi aşağıdaki ayet çıktı. Daha önceden bu ayeti mutlaka okumuştum fakat hiç bu açıdan bakıp düşünmemiştim ve baktım tefsirlerde bu ayet için olmayacak yorumlar var ama kimse böyle bir olayı bilmediği için bu ayete o gözle bakmamış.

Zümer 42: “Allah, ölümleri vaktinde canları alır; ölmeyeni de uykusunda. Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanı(n ruhunu) tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir. Şüphesiz bunda, düşünebilmekte olan bir kavim için gerçekten ayetler vardır.”

 “Her nefs ölümü tadacaktır” ayetinde olduğu gibi burada da nefs kelimesini kullanmıştı. Ölümlü ve ölmeyen nefs’ler diye ayırmış. İnsan ile sınırlandırmadığı için bu nefs’ler hayvanlar dâhil bir benliği olan her türlü şuur sahibini kapsıyor. İlk cümlede ölümlülerin canlarının alınacağını söylüyor ve ölümsüzler ise uykuya diyor. Burada uykuya dedikten sonra herhangi bir can alma olayından bahsetmiyor. Muhtemelen bu ölümsüz denilen denizanaları da kendini başa döndürüp gençleştirirken bir uyku hali içinde bunu yapıyor, yani kendini uyutuyor ve bilinci açık olmuyor. Daha sonra ayet diyor ki ölümüne hüküm verilmiş olanı yakalar, diğerlerini yani ölmeyenleri ise belirli bir ecel vaktine kadar erteleme yapar. Şu ayetin muhteşemliğini ve denizanası ile nasıl uyduğunu görebiliyor musunuz? Denizanasını da Allah belirli bir ecel vaktine kadar sürekli erteliyordu ve ona geçici bir ölümsüzlük vermişti. Evet, Allah bana bu ayeti göstermese idi bu kısmı hiç yazmadan sadece bilim adamlarının görüşlerini bildirip geçecektim. Çok şükür arayış içinde olanı hidayet yollarına ileten Rabbime.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

KAYNAKLAR

  1. http://www.strangeanimals.info/2014/09/turritopsis-dohrnii-immortal-jellyfish.html.
  2. https://evrimagaci.org/olumsuz-denizanasi-turritopsis-dohrnii-3734.
  3. https://ksj.mit.edu/tracker/2012/11/first-we-get-proof-heaven-now-secret-imm/.

turritopsis-nutricola-tile

76# YAV ZATEN CAHİL TOPLUMLARDA DİN YAYGIN (!)

Soru: Din, neden geri kalmış insanlarda daha çok yaygın iken, okumuş insanlar arasında deizm, ateizm oranı daha fazladır?

Cevap:

Evet, dıştan öyle görünüyor ama gel gör ki okumuş olsun okumamış olsun toplumda gizli ateist sayısı çok fazla. Bu insanlar, kendilerinin inancı olmadığının farkında değil, hatta umurlarında bile değil. Bu gizli ateistlerden okumuş olanların öz güvenleri daha fazla olduğu için inanmadıklarını daha rahat itiraf edebiliyorlar. Yoksa uygulamaya gelince bu gizli ateistlerle açık ateistler arasında bir fark yok. Sorduğunda kendini “Elhamdulillah Müslümanım” diye tanıtan da fuhuştan fuhuşa koşuyor. Devletin milletin hakkını ölçmeden tartmadan afiyetle yiyebiliyor. Tecavüz ediyor, dolandırıyor, öldürüyor. Müslüman bunlara bir kere hata ile düşse bile hemen toparlanıp pişman olan, Allah’ın hesabından korkan ve tövbe eden kişidir. Oysa geri kalmış ve müslüman denilen bu insanların birçoğu bu tür günahlar da hiç te geri kalmıyorlar. Gizli bir ateist gibi davranıyorlar.

Öyleyse sorudaki çelişki okuma veya okumama meselesinden kaynaklanmıyor. Çelişkinin kaynağı okumuş olanların daha rahat bir şekilde inanmadıklarını itiraf etmelerinden kaynaklanıyor. Yani kendine Müslümanım diyen halk arasında da çok sayıda gizli ateist var.

Kaldı ki Profesörler arasında, bilim insanları arasında çok sayıda inançlılar olduğu gibi inançsızlar da var. Buna karşın geri kalmış topluluklardaki günahlara bulaşmış gizli ateistlerin oranı, okumuş topluluklardaki açık ateistlerin oranından az değildir. Dini emirler ise bu tür insanların ahlaken daha fazla bozulmalarının önüne geçen emirlerdir.

Bu durumda yapmamız gereken kıyaslama, okumuşluk veya okumamışlığa göre inancı sınıflandırmak değil, gerçek bir inanmışlığa göre ahlakın artıp artmadığına bakmak olmalıdır. Çünkü eğer gerçek inanmış bir insan, bir çoban dahi olsa o insandan kul hakkına zarar gelemez. Ve o insana cahil diyemezsiniz. Tam tersine bir insan okuyup devletin üst mevkilerini ele geçirdikten sonra servetine servet katıyorsa, kendine ister Müslüman ister ateist lakabını taksın o insanın Allah’a inancı yoktur. Hatta ateistim demesi kendisi açısından daha hayırlıdır, çünkü aksi halde bir münafıktır (Gizli ateist). Gizli ateist olan Münafıklar ise Allah’ın katında açık ateistlerden daha değersizdir. Çünkü bunların işlediği günahlar İslam’a mal edilirken, açık ateist hiç değilse günahlarıyla İslam’ı kirletmiyordur.

Özet olarak; inancın okumuşlukla veya okumamışlıkla bir alakası yoktur. Özgüven faktöründen ve kültürel faktörlerden dolayı okumuşluğun dini inanç üstündeki etkisini dış bakıyla değerlendiremezsiniz.

Ek olarak; Bizler kendi imanımızı kontrol etmeliyiz, kendimizi sınamalıyız. Örneğin Allah için ne kadar fedakârlık yaptığımız, günahlardan ne kadar kaçındığımız Allah’a inanmışlığımızın ölçütüdür. Sormalıyız kendimize ben kendim için ne kadar çalışıyorum ve Allah rızası için ne kadar çalışıyorum diye. Çıkan sonuç sizin imanınızın ölçüsünü gösterir.

Soru: İsveç gibi ateist ülkeler zenginken, Müslüman ülkeler neden fakirdir?

Cevap: İslam okumayı, yararlı işler yapmayı, araştırmayı, düşünmeyi, akletmeyi emretmişken ve kötülüklerden yasaklanmışken fakirliğin İslam’dan kaynaklandığını düşünmek tarafsız bir değerlendirme değildir. Ortaçağda en parlak devirlerini yaşayan Müslümanların bilimde ve dine bağlılığın her ikisindeDünya’nın zirvesinde olması ve bilimi ve dini beraber yüceltmeleri bunun somut kanıtıdır. Müslüman bilim adamlarının kitapları Avrupa üniversitelerinde asırlarca okutulmuştur. Yine Amerika en parlak devrini yaşadığı 20. Yüzyılda Dünya’nın en dindar ülkelerinden biri olduğu bilinmektedir. Nihayetinde yine bir Ortadoğu ülkesi olan İsrail dinine en bağlı ülkelerin başında olduğu halde Dünya sermayesinin % 80’i Yahudilerin elindedir. Hep İsveç örneği verilir ama marifet dini bırakmada olsaydı Küba gibi ateist bir ülke zengin ve huzurlu olurdu. Ama bu ülkede suç oranları ve fakirlik had safhadadır. Yine zengin olan Kuveyt gibi Katar gibi ülkelerde iyi bir demokrasi veya huzur geliştiğini göremiyoruz.

1281924-horz

Öyleyse fakirlikte veya geri kalmışlıkta dinin etkisi olduğunu hiçbir tarafsız kişi iddia edemez. Zenginleşince demokrasi ve huzur geleceğini de kimse iddia edemez. Fakirlik ve geri kalmışlık, demokrasi veya diktatörlük toplumların bilişsel yapısına işlemiş, kültürel ve kalıtsal bir meseledir. Ortadoğu toplumlarının İslam’ın gerçek öğretilerini bir kenara bırakıp kendi bozuk kültürel uygulamalarına ağırlık vermeye başladıkları zaman kalıtsal yapıları ortaya çıkmış böylece fakirleşme ve geri kalma süreci başlamıştır. Yoksa semavi dinlerin, insanları fakirleştirici bir etkisi olamaz, tam tersine zekâtı emredip faizi kaldırmasıyla çılgın kapitalizmi engelleyerek toplumsal zenginleşmeye yol açar. Fakat insanlar gizli ateiste dönüşüp İslam’ı unutmuşlarsa kendi toplumsal genetiklerinin elverdiği yaşantıyı yaşamaları kaçınılmazdır. Sihirli sözcük burada, İslam çıkarsa her toplum kendi toplumsal genetiğinin elverdiği hayatı yaşar. Ortadoğu toplumlarında kin, haset, tembellik ve etek öpme devam ettiği sürece başlarında diktatörlerin bulunup, halkı fakir düşürmesi kaçınılmazdır. Genetik yapılarında çalışkanlık, işbirliği yapma ve hak arama olan milletler de tabiki dünyada üstün duruma geçeceklerdir. Evet, Ortadoğu toplumlarını bataklıktan kurtarıp Dünya’ya üstad eden ve dâhi bilim insanları yetiştiren etken İslam olduğu gibi, aynı toplumların tekrar aynı bataklığa düşmeleri de İslam’ı terk edip adetlerini ön plana çıkardıkları zaman, haksız kazanca ve gayret göstermeden rahat yaşamaya meylettikleri zamanda olmuştur.

Ama bu bir geçiş sürecidir. Bu durumlarından ders alan Ortadoğu toplumları ellerindeki Kuran’a sahip çıkmayı tekrar öğrenecekler ve tekrar Dünya’ya üstad olacaklardır. Çünkü zaman döngüsel hareket eder. Her toplumun yazı ve kışı birbirini takip eder. Şu anda Müslümanlar zor günler yaşadığı gibi, bir zamanlarda Yahudi ve Hristiyan toplumları zor günler ve fakirlik yaşamışlardı. Toplumsal dönüşümler ise Hz. Muhammed’in devri hariç hiçbir zaman kısa sürede olmamıştır.  Yüzyıllar içinde şekillenir ve yüzyıllar içinde geri kaybedilir.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

478a168eb7549b856d812ef6b94a9dea

75# Kuran apaçıksa neden her ayeti tam anlayamıyorum?

Bazı gençlerin akıllarını şu soru ile bulandırmaya çalışıyorlar: “Böylece biz Kur’an’ı apaçık âyetler hâlinde indirdik. Hacc 16” ayetine göre Kuran apaçıktır. Kuran apaçıksa neden herkes aynı şekilde bir din anlayışına sahip değil? Kuran’ı anlatmak için neden tefsirler yazılıyor?

Cevap: Kur’an’ın açık bir beyana sahip olması, herkesin her ayeti tam anlayacağı anlamına gelmiyor. Kuran’ın bazı ayetleri, ancak bahsedilen meseleyi bilenlere apaçıktır. Örneğin bilimsel bir gerçekten haber veriyorsa o meseleyi yarım yamalak bilen bir kişiye apaçık değildir. Ancak o konuya tam hâkim olan bilim insanları meseleyi tam anlayabilir. Bir ayet bu konuyu bize şöyle hatırlatır;

Al-i İmran 7 : Sana kitabı indiren O’dur. Onun bazı âyetleri muhkemdir (anlamları tam bilinen olduğundan) kitabın esasını teşkil ederler; diğerleri de müteşâbihtir (araştırılarak manaları bilinecek olan tabiat kanunları gibi). Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu açıklamak için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Hâlbuki onun açıklamasını ancak Allah ve “ona inandık, hepsi Rabbimiz tarafındandır” diyen ilimde yüksek payeye erişenler bilir. Ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.

Bu ayet bize Kuran’daki bazı ayetlerin muhkem olduğunu ve herkesin anlayabileceğini söylüyor. Bir kısım ayetler ise müteşabihtir, gerçek manasını ancak Allah ve o işin ilmini okumuş kişiler biliyor ve ayetin hak olduğunu ve Allah’tan geldiğini anlayabiliyorlar. Çünkü ellerindeki bilimsel veriler ile ayet tam denk düşüyor. Bu ayetler sadece fen bilimleri için geçerli değil her alandaki bilim için geçerlidir. Örneğin bazı ayetleri sadece o konuda iyi çalışmış iyi bir sosyolog tam olarak anlar ve Allah’ın neden böyle emrettiğini bilir. Bazı ayetleri ise sadece bahsedilen konuda çalışmış iyi bir psikolog tam anlar ve diğer insanların anlamakta zorlandıkları meselenin özünü kavrar.

Kuran’ın apaçık olması söylediği ayetler için aslında onu kast etmemişte şunu kast etmiş demeye gerek olmamasındandır. Ama maalesef açıklayan kişide meseleyi tam bilemeyince “aslında onu değilde şunu kast ediyor” demeye başlıyor. Örneğin Kuran “göğüslerdeki kalp düşünür” diyorsa son tıbbi gelişmelerden haberdar olmayan kişiler bunu şöyle açıklıyorlar “Ya aslında orada kast edilen beyindir”. Halbuki “Kalp düşünür mü?” paylaşımımızda belirttiğimiz gibi son tıbbi gelişmeler kalbin düşündüğünü bildiriyor, hem de beyinden 100 kat daha kuvvetli bir frekansla. Sonra Zülkarneyn ayetlerinde “Güneşin battığı yere ulaşmak” ve “kara bir göz içinde batan bir güneş bulmak” durumlarını “aslında Zülkarneyn’in gözüne öyle göründü” diye yorumlamaya hiç gerek yok. Çünkü bölgede çıkarılan “İmago mundi” adlı tablete göre güneşin battığı yer denen bir ülke zaten var. Ve bu ülkede güneşin battığı kara bir göze insanlar secde ediyorlar. Bunu da Zülkarneyn paylaşımımızda açıklamıştık. Kısaca Kuran ne demişse apaçık demiştir ve doğrudur. Bilmediğimiz meseleleri “aslında öyle demek istemedi” şeklinde yorumlamaya hiç gerek yok. Zamanı gelince herşey birer birer anlaşılıyor. Bu kuralı unutup yarın bende aynı hataya düşebilirim ama ne benim ne başkasının hatası Kuran-ı Kerim’i bağlamaz.

Ayette ikinci bir konu ise kalplerinde eğrilik bulunanların bu müteşabih ayetlerin arkasına düşüp onlarla fitne çıkarmaya çalıştığıdır. Şu anda dine saldıran web sitelerinde bu şekilde yirmiye yakın ayetin arkasına düşmüşler ve işin aslını bilmeden akıllarınca Kuran’da bilimsel yanlışlar olduğunu dile getiriyorlar. Oysa söyledikleri konuyu tam bilseler, biraz derin araştırsalar bilime ters düşüyor dedikleri ayetlerin her birinin altında bilimsel bir mucize yattığını göreceklerdi. Araştırmak istemiyorlarsa sorun yok, çünkü biz onlar yerine araştırıp bu ayetlerin bilimsel verilerle nasıl tam olarak nasıl örtüştüğünü gösteriyoruz. Bari sayfamızda görünce kabul etselerdi. Ama ayetin belirttiği gibi bu insanların asıl sorunu kalplerinde bulunan eğrilik olduğu için doğrunun gösterilmesiyle hemen kabul edecek değillerdir. Önemi yok, burada yazılanlar Kuran’dan ve ilimden bir pay almak ve imanını derinleştirmek isteyenler içindir.

Bakara 26: “Şüphesiz Allah, bir sivrisineği de, ondan üstün olanı da, (herhangi bir şeyi) örnek vermekten çekinmez. Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler; inkâr edenler ise, “Allah, bu örnekle neyi amaçlamış?” derler. (Oysa Allah,) Bununla birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir. Ancak O, çok günahkarlardan başkasını saptırmaz.”

Son söz; Kuran’ın muhkem ayetleri herkes için, müteşabih ayetleri ise ilim sahipleri için apaçıktır.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

 

evrim_yaradilis_kuran_mucize_ayet_kanit_bilim_2.jpg

74# Allah, gökleri ve yeri yıkılırlar diye tutuyor NE DEMEKTİR? ( FATIR 41 )

Daha önceki bir paylaşımımda “ Hac 65: (Allah) izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar” ayetini açıklamıştım. Buna göre yer çekimi kuvvetinin hassas ayarından dolayı ve gazların uçuculuğundan dolayı atmosferimiz üstümüzde asılı duruyordu. Yerçekimi kuvveti diğer bazı gezegenlerde olduğu gibi fazla olsa idi atmosfer yer üzerine çökecekti.

Fakat bugün benzer başka bir ayet açıklamak istiyorum. Bu ayet:

Fatır 41: “Muhakkak ki Allah, gökleri ve yeri yıkılırlar diye tutuyor. And olsun ki eğer yıkılsalar, O’ndan sonra hiç kimse o ikisini tutamaz”

Bu ayette göklerin ve yerin yıkılacağından bahsediliyor. Yani darmadağın olurlar ve artık onları kimse tutamaz. Peki bu nasıl olabilir?

Daha önceki bir paylaşımımda, Kuran-ı Kerim “gökler” dediği zaman bazen özel olarak atmosferden, bazen galaksideki bir olaydan, bazen ise tüm uzaydan haber verdiğini örnekleriyle açıklamıştım. Çünkü insanlığın uzun bir müddet galaksi, uzay ve atmosfer diye ayrı ayrı kavramları olmayacaktı. Kuran ise insanların anladığı dil ile konuştuğu için bütün bunlarda gerçekleşen olayları “göklerde” diye açıklamıştı.

Tespitlerime göre, yukarıdaki ayette geçen gökler tabiri uzayda gerçekleşen akıl dondurucu bir olaydan haberler vermektedir. Şöyle ki; Bilim insanları son yıllarda galaksilerdeki yıldızların nasıl bir arada duruyor olduğunu araştırdı. Elde ettikleri sonuçlara göre galaksilerde bulunan kütle çekimi kuvveti, bütün yıldızları bir arada tutacak kadar büyük değildi. Üstelik galaksiler dönüyorlardı ve bu süratli dönüşle birlikte galaksinin parçalarının savrulmaması, galaksilerin yıkılmaması, yok olmaması imkânsızdı. Demek ki galaksiyi bir arada tutan bir madde olmalıydı diye düşündüler.

Üstelik yapılan hesaplara göre bu maddenin yoğunluğu ve dolayısıyla çekim kuvveti galaksideki yıldızlardan 5 kat daha fazla olmalıydı. Ama son 20 yıldır yapılan deneylerde bu maddenin varlığına veya ne olduğuna dair hiçbir ipucu bulunamadı. Bu yüzden buna karanlık madde dediler. Görülemeyen, hissedilemeyen bir madde veya enerjiydi bu. Enerji mi yoksa madde mi o bile belli değil. Aslında tüm galaksiyi kuşatmış, yani her yerde, bizim etrafımızı da kuşatmış, ama ne olduğu belli değil.

16-1

Şekil 1: Bu gizemli güç galaksilerin etrafını en az iki-üç katı kadar sarıyor. Kaynak: https://www.astropage.eu/category/wissenschaftsnachrichten/astronomie/

10-1

Şekil 2: Karanlık madde tüm evreni bir ağ gibi sarıp yıldızların ve galaksilerin dağılmadan bir arada durmalarını sağlıyor. Resimdeki sarı noktalar galaksi kümeleridir. Kaynak: https://star-name-registry.com/blog/item/7-of-astronomys-greatest-mysteries

Bu karanlık madde olmasaydı, tüm yıldızlar ve uzay bilye taneleri gibi dağılacaktı, ve ayetin belirttiği gibi artık onları bir arada tutmaya kimsenin gücü yetmezdi.

Şimdi düşünün, “Muhakkak ki Allah, gökleri ve yeri yıkılırlar diye tutuyor. And olsun ki eğer yıkılsalar, O’ndan sonra hiç kimse o ikisini tutamaz” ayeti ile karanlık maddenin ne kadar birbiri ile uyuştuğu belli. Kuran ayetlerinin bazıları müteşabih olduğu için insanlar “burada ne demek istiyor” diye düşünebiliyor ama birazcık bilim okuyanlar Kuran’ın bütün evrenden en doğru haberleri erdiğini bilmektedirler.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

KAYNAKLAR VE İLERİ OKUMA

https://star-name-registry.com/blog/item/7-of-astronomys-greatest-mysteries

http://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/karanlik-madde-nedir

https://khosann.com/karanlik-madde-nedir-ve-nerede-gizleniyor/

https://science.nasa.gov/astrophysics/focus-areas/what-is-dark-energy

https://home.cern/about/updates/2018/10/happy-dark-matter-day

73# Sekiz çift hayvan az değil mi? (Zümer-6)

Kuran’ı sözde eleştirmeye çalışan bir sitede şöyle bir yorum gördüm.

“Zümer-6. Sizi bir tek nefisten yaratmış, sonra ondan eşini var etmiştir; sizin için hayvanlardan sekiz çift meydana getirmiştir. (…)

İnsanların faydalandığı hayvan sayısı sekizden çok daha fazladır. Bazı İslamcılar, ayetin çiftlik hayvanlarını kastettiğini öne sürerse de 8 çift hayvan yine çok azdır. İnsan daha fazla hayvandan yararlanır.”

Cevap: Burada hayvanlar derken En’am kelimesini kullanmıştır. Aynı kelimeyi başka bir ayette şöyle kullanır:

Hacc 34: “Her ümmet için bir kurban ibâdeti kıldık ki, (O’nun) kendilerine rızık olarak verdiği sağmal hayvanlar (davar) üzerine Allah’ın ismini zikretsinler! …

En’am kelimesi Arapça’da özellikle sağmal hayvanlar yani davar hayvanları için kullanılan bir kelimedir.

Zaten başka bir ayette bu hayvanların ne olduğu da açıklanıyor.

Enam-143. Sekiz çift yarattı: Bir çift koyun, bir çift keçi. (…)

Enam-144. Deveden bir çift, sığırdan da bir çift (…)

Hacc 34 ayetinde kurban edilecek hayvanları En’am olarak tanımlamıştı. Burada da En’am ın neler olduğunu açıkça bildirdi.

Başka bir ayette de bu En’am hayvanlarının süt verdiğini belirtiyor.

Nahl 66: “Şüphesiz sağmal hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından (süzülen) içenlere halis ve içimi kolay süt içiriyoruz.”

At gibi hayvanları da sağıp içen kavimler var diye düşünülebilir. Ama Kur’an bu sekiz çift hayvanı sağın ve için diyor. Şu anda 21. yüzyıl medeniyetinde Dünya’nın neresine giderseniz marketlerde bu hayvanların süt ve süt ürünlerini bulursunuz. İslam’ı henüz tanıyamayan ülkeler bile diğer hayvanların sütünü pek kullanmaz.

Demek ki Kuran-ı Kerim sağmal hayvanların insanın beslenmesine ve geçimine olan katkısını özellikle öne sürüyor. Bu azim faydalarından dolayı insanlar bu hayvanlara taparcasına bir sevgi göstermesinler diye de yılda bir defa Allah için kurban kesmelerini istiyor. Böylece insanlar Hindu’larda olduğu gibi veya Musa’nın kavminde olduğu gibi hayvanları Tanrı’laştırmasın. Bu kurbanın adını da bir cezalandırma koymamış, bayram koymuş ki insanlar yesin, içsin; Allah’ın nimetleri ile sevinsin. (Kurban’ın yararları hakkında bir paylaşımımız da var.)

Kuran, sağmal hayvanlarla birlikte gelen nimetten bahsediyor. Yoksa diğer hayvanlardan yararlanmıyorsunuz demiyor. At, eşek, tavuk gibi diğer hayvanlar, Kuran’ın indirildiği dönemde de vardı, yani zaten bilinen ve yetiştirilen hayvanlardı. ‘Kuran diğer hayvanlardan habersizdi’ yorumunu buradan nasıl çıkarmışlar, anlayabilene aşk olsun. Ayet özellikle belirttiği sağmal hayvanların insanlık için azim faydasını belirtirken bu ayette bir hata aramak hangi mantık iledir, asıl çözülmesi gereken soru bu olmalıdır.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

hqdefault.jpg

72# Furkan 45: “Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin?” Ne demektir?

Furkan 45: “Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu sabit kılardı. Sonra biz güneşi gölgeye delil kıldık.”

Kuran’ı anlamamak için kendini hayli zorlayan bir sitede şöyle bir yazı gördüm:

“ Furkân 45 ayeti dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünün bilinmediğinin açık göstergesidir. ‘Gölgenin sabit kalabilmesi’, Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönmeyi bırakması ve aniden durması demektir.” İddiaları böyle.

O halde aydınlatalım. Gölgemiz neden uzar ve kısalır? Sebebi, güneşin doğudan doğup batıdan batmasıdır. Yani Güneş hep aynı noktada duracak olsaydı, gölgemizde aynı kalacaktı. Böylece, gölgenin durması demek Dünya’nın bir yüzünün sürekli Güneş’e dönük olması demektir. Yani Dünya’nın bir yüzü sürekli gece, diğer yüzü ise sürekli gündüz olmalıdır. Böyle bir durum insanlar için hatta tüm yaşam için çok zorlu olurdu. Çünkü Allah gecenin ve gündüzün birbiri ardına gelmesini dilemiş, böylece gündüz vaktinde çalışılsın, sonra gece vaktinde insanlar ve mahlukat dinlensin. 2 ayet sonrasında bunun sebebini açıklıyor:

Furkan 47: “O, geceyi size bir örtü, uykuyu istirahat zamanı ve gündüzü de hareket ve çalışma vakti yapandır.”

Şimdi bakalım, gök cisimleri açısından bir yüzünün etrafında döndüğü cisme sürekli bakması mümkün müdür? Evet mümkündür, hatta güneş sistemimiz içinde çok sayıda örneği vardır.

Kütle çekim kilitlenmesi (Tidal Locking) bir gök cisminin kendi etrafında dönüş hızı ile uydusu olduğu gezegen veya yıldız çevresindeki dönüş hızının eşit olması durumudur.(1) Bu sayede gök cismi çevresinde döndüğü daha büyük kitleli gök cismine sürekli aynı yüzü bakacak şekilde dolaşır.(2) Bunun sebebi ise gök cisminin bir yüzeyinin daha fazla kütle çekim kuvveti göstermesi sonucu büyük cisme doğru o yüzünün kilitlenmesidir. Bu sayede küçük gök cisminin kendi etrafındaki dönüş hızı, büyük cisim etrafındaki dönüş hızına eşit olmak zorunda bırakılır.

Buna en yakındaki örneğimiz Ay’dır. Evet, ay Dünya’ya kütle çekim kilidi ile bağlı olduğu için sürekli bir yüzü Dünya’ya dönüktür. (3)  Öteki yüzünü Dünya’ya göstermez. Güneş sistemimizde Ay’ın dışında Mars’ın 2 uydusu, Jüpiter’in 8 uydusu, Satürn’ün 15 uydusu, Uranüs’ün 5 uydusu, Neptün’ün 2 uydusu ve Plüton’un 1 uydusu kütleçekim kilidine yakalanmıştır. Yani bu uyduların da bağlı bulunduğu gezegenlerinden sadece bir yüzü görülebilir.

Tidal_locking_of_the_Moon_with_the_Earth

Şekil 1: Soldaki hareket Ay’ın normal kütleçekim kilidi altındaki harektini gösteriyor. Sağdaki ise kütleçekim kilidi olmasaydı nasıl döneceğini göstermektedir.

ay2

Şekil 2: Nasa’ya ait Ay’ın göremediğimiz yüzünün fotoğrafı.

Bu durum güneş gibi yıldızların etrafında dönen gezegenler için de geçerli.(4-6) Özellikle cüce yıldızların kütle çekim etkisi fazla olduğu için bu tür yıldızlar etrafında çok sayıda kütleçekim kilidine yakalanmış gezegen vardır.(7, 8) Yani bir yüzleri sürekli aydınlık, diğer yüzleri sürekli karanlık gezegenler. Gölgeniz hiç değişmez. Uzamaz veya kısalmaz. Örneğin ilk keşfedilen ötegezegenli yıldız olan TRAPPIST-1’in bilinen 7 gezegeni var ve bunlardan bazıları kütleçekim kilidi altında.(9) Bu ise çetin iklim şartları ve zor rüzgârlar anlamına geliyor.

NASA-800x500

Şekil 3: TRAPPIST-1 YILDIZI VE GEZEGENLERİ

Yine 2016 yılında keşfedilen Proxima Centauri yıldızına bağlı Proxima Centauri b adlı gezegen de kütleçekim kilidine yakalanmış bir gezegendir. Yine  Tau Boötis b gezegeni  Tau Boötis yıldızına bu şekilde bağlıdır. (10)

Şimdi daha ilginç bir haber vereceğim; Washington Üniversitesi astronomi bölümünden Dr. Rory Barnes diyor ki “Eğer ay Dünya etrafında kütleçekim kilidi altında olmasaydı, bir modelin tahminine göre Dünya Güneş’e kütleçekim kilidi ile bağlı olacaktı. Yani Dünya’nın yarısı sürekli gündüz yarısı sürekli gece olacaktı.(11) Dünya böyle bir duruma aniden girecek olsa insanoğlu bir şekilde neslini devam ettirmesi olasıdır ama hayatının çok ama çok zorlaşacağından şüphe yok.

Peki astronomların üzerinde hayli kafa yorduğu ve ilgi çekici bu gerçeğin Kuran’da ne kadar güzel bir şekilde ifade edildiğini görüyormusunuz. Fakat maksadı Kuran’a saldırmak olan ve doğruyu araştırmaya tenezzül dahi etmeyen bazı insanlar, burunlarının dibindeki Kuran ve astronomi gerçeklerine gözlerini açamadan gidiyorlar maalesef.  Kuran hakkındaki bu yorumları da diğer yorumları gibi eksik ve sığ bilgiden veya kasıttan kaynaklanmaktadır. Maalesef Kuran’ın her asrın insanına hitap eden mucizevi yönünden bir pay alamıyorlar.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

KAYNAKLAR

  1. http://www.kozmikanafor.com/kutlecekim-kilidi-tidal-locking-nasil-oluyor-da-oluyor/.
  2. https://gokbilimi.net/kutlecekim-kilidi-nedir/.
  3. http://www.moymak.com/ayin-neden-sadece-tek-yuzunu-goruyoruz.html.
  4. Heller R, Leconte J, Barnes RJA, Astrophysics. Tidal obliquity evolution of potentially habitable planets. 2011;528:A27.
  5. Barnes R, Raymond SN, Jackson B, Greenberg RJA. Tides and the evolution of planetary habitability. 2008;8(3):557-68.
  6. Yang J, Cowan NB, Abbot DSJTAJL. Stabilizing cloud feedback dramatically expands the habitable zone of tidally locked planets. 2013;771(2):L45.
  7. http://www.kozmikanafor.com/gunes-sistemi-disindaki-gezegenler-3-k-tipi-anakol-yildizlari/?print=print.
  8. http://www.kozmikanafor.com/gunes-sistemi-disindaki-gezegenler-1/?print=print.
  9. https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/yakin-komsuda-4-yeni-kayac-gezegen.
  10. http://www.wikiwand.com/en/Tidal_locking.
  11. http://www.sci-news.com/astronomy/tidally-locked-planets-05135.html.

71# DEMİRİN GÖKTEN YAĞMURLA İNİŞİ (HADİD 25)

Demir bilindiği gibi yaşlı yıldızlarda oluşabilen bir elementtir. Yıldızların son haline süpernova denir ve süpernovalar, merkezinde oluşan fazla miktarda demirin etkisi ile en sonunda patlayarak demiri galaksiye saçar. Dünyamızdaki demir de bu tür süpernova patlamalarından gelmiştir. Güneşimizin ısısı bile demir oluşturmak için yeterli değildir. Bunun için demirin gökten yani uzaydan geldiği doğrudur. Ben bu yazıda meselenin uzay kısmına değil de Dünya ile ilgili olan kısmına değinmek istiyorum.

Demir bilindiği gibi yaşam için gereklidir. Demir eksikliğinde anemi (kansızlık) oluşur ve daha fazla eksilmesi ise yaşamı bitirebilir. Sadece insan vücudu için değil gözle görülmeyen mikroorganizmalar, tüm bitkiler ve tüm hayvanlar için demir esansiyeldir. Yokluğunda hayat oluşamazdı.

Yüzeysel bir bakış açısı ve yüzeysel bir bilim anlayışıyla Kuran ayetlerine bakan bir kısım ateistler, demirin silah yapımında önemli olduğunu ve Kuran’ın “demiri gökten indirdik” demesini buna bağladığını yazmışlar. Onlar adına bu yüzeysel bilim anlayışından utandım. Çünkü demir döngüsünün yaşam için öneminden ve sadece silahlarımızda değil vücudumuzda da demiri taşıdığımızdan habersiz olmalılar. Öyleyse bu demir konusunu bu kadar basite indirgememeleri gerekirdi.

Yaşam için demir kadar yoğun bir döngü gerçekleştiren başka bir iz element yoktur. Demirin vücuda girişi diğerlerinden daha fazla süreklilik gerektirir ve bu süreklilikten dolayı vücudumuzda dalakta depo edilir. En azından şöyle bir mantık kursalardı, Kuran neden demiri yerden çıkardık demiyor da gökten indirdik diyor? Evet, öyleyse son 20 yılda anlaşılan önemli bir bilimsel gerçeği anlatalım.

Bilim insanlarının son yıllarda üzerinde sıkça çalıştığı konu, yağmurlarla birlikte Dünya üzerine yağan demirdir. Bu demir ise çöldeki kum fırtınalarının oluşturduğu tozların bulutlara aerosol halinde taşınması ve sonra Dünya’nın değişik yerlerine yağması ile Dünya’ya geri iner. Son dönemlere kadar insanlar çöllerin doğal sistemler içerisindeki yerini ve önemini yeteri kadar anlayabilmiş değildi. Çöller genellikle hiçbir işe yaramayan kum yığınları ve boş alanlar olarak biliniyordu. Şimdi ise çöllerin ekosistemin devamı için gerekli olan demiri bitkilere ve deniz canlılarına sağladığı belirlendi. (9)

En büyük çöl dolayısıyla en büyük toz kaynağı olan Sahra çölü, Orta Asya’daki şiddetli kuraklığa bağlı olarak oluşmuş Gobi, Taklamakan, Karakum, Kızılkum çölleri ve Kuzey Amerika kıtasında yer alan Meksika çölü, kuzey yarımkürenin toz kaynaklarını teşkil etmektedir (1) Güney yarımkürede en etkili olan toz kaynakları ise; Avustralya’daki Victoria ve Gibson çölleri ile Kalahari (Namibya) ve Atacama (Patagonya) çölleridir. (2) Sahra çölü her yıl 1.5 milyar ton toz yaymaktadır.(3)

7

Bu konuda Türkiye’de ilk araştırmalardan birini yapan Dr. Saydam, Bilim ve Teknik dergisinin 2002 Ekim sayısında demirin çöl tozlarıyla nasıl taşındığını ve yeryüzüne hayat dağıttığını açıklamış ve çöl tozlarıyla ilgili çalışmaları şöyle belirtmiştir: Çöl tozlarında bulunan demir Fe+3 formundadır ve bitkiler için kullanışlı değildir. Fakat bu demir bulutlar içerisinde bilinmeyen bir mekanizma ile Fe+2 formuna dönüşmekte ve bu şekilde yağmur ile yeryüzüne dönerek bitkilerin demir ihtiyacını önemli oranda karşılamaktadır.(4)

2.PNG

Araştırmacı sahra çölünün, Riyad çölünün ve Anadolu topraklarının demir içeriğini karşılaştırmış ve Büyük Sahra kumunda 4500 birim olan demir, Riyad çölünde 800 birim, Anadolu topraklarında ise 100-200 birim olduğunu bildirmiştir. Daha sonra sahra kumunu çeşitli bitkiler üzerine püskürterek bir deney yapmıştır ve sahra kumunun demir içeriğinden dolayı bazı bitkilerde 5 katına kadar verimi artırdığını gözlemlemişlerdir. Aşağıdaki fotoğraflar bu çalışmalarına aittir.(4)

4

Ayrıca aynı araştırmacı pamuk tarlalarına çöl tozuyla karıştırılmış su verdiğinde ürünlerin normale göre %11 arttığını ve tarlanın demir oranının %300 arttığını bildirmiştir.(4) Yine araştırmacı deniz eko yaşamının ilk halkası olan fitoplanktonların yoğun bir demire ihtiyaç duyduğunu, bu demirin çoğunun çöl kumlarıyla aşılanmış bulutlar tarafından denize sağlandığını ve çöl kumu taşıyan bu yağışlar olduğu zaman karadenizdeki fitoplanktonların çokça arttığını, buna bağlı olarak hamsi balığının da arttığını rapor etmiştir.

Nature dergisinde 2014 yılında yayımlanan bir çalışma ise yine deniz ekosistemi için çöl tozlarının olmazsa olmaz olduğunu belirtiyor. Bu çalışmaya göre denizdeki demirin %87’si havadaki aerosol halindeki çöl kumlarından gelmektedir. Denizin ortasının mavi iken kıyılardaki yeşil renk oluşmasının bu demirden kaynaklandığını ve bu çöl demiri olmazsa deniz ekosisteminin ve canlıların bu kadar çeşitli olmayacağını azalacağını vurgulamaktadırlar. Hatta kumdan gelen bu demir olmazsa denizlerin ekosistemiyle birlikte tüm Dünya’nın ikliminin de değişeceğini söylemişlerdir. (5-8)

Şimdi düşünün demirin bu hayat getiren özelliği tesadüf müdür, işe yaramaz sanılan çöllerin Dünya’ya hayat dağıtması her şeyin ince ayarlanmış olduğunu göstermiyor mu? Hadi bu gerçekleri idrak edemediniz, Kuran’ın bu önemli olayı bildirirken “demiri yerden çıkardık” yerine “demiri indirdik” demesini hangi tesadüfle açıklayacaksınız? Siz olsaydınız önemli bir bilimsel gerçekle çakışan bu ifadeyi kullanabilir miydiniz? Gerçekten de üstümüze yağan çöl demiri olmasa hayat belki bitmezdi ama yukarıdaki araştırmalara göre o kadar zayıflardı ki ekosistemin dengesi çöker, bunun sonucunda insan bu kadar kolay yaşayamazdı. Ekosistemin zayıflamasıyla insanoğlu çok zorlu bir Dünya’da yaşam mücadelesi vermek zorunda kalacaktı. Ayet ne diyordu? “… Biz demiri de indirdik ki, onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır…Hadid 25”

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

KAYNAKLAR

  1. ÖZSOY T, ÖRNEKTEKİN SJED. Kuzeydoğu Akdeniz’de Kızıl Yağmurlar. 2008.
  2. Ezzati RJHÜFBEDT, Hacettepe Üniversitesi, Ankara. Atmosferik Taşınıma Giren Değişik Kaynaklı Toprakların Bitki Gelişimlerine Etkilerinin Araştırılması. 2009:137.
  3. Laity JJ. Deserts and desert environments: John Wiley & Sons; 2009.
  4. Saydam AC, “İklim Kontrolü”, Bilim-Teknik Dergisi, Ekim 2002, s.39-48.
  5. Conway TM, John SGJN. Quantification of dissolved iron sources to the North Atlantic Ocean. 2014;511(7508):212.
  6. https://climatenewsnetwork.net/desert-dust-feeds-deep-ocean-life/.
  7. https://yesilgazete.org/blog/2014/07/22/col-tozu-okyanusa-can-veriyor/.
  8. http://www.hanimlar.com/makale/bilim-teknoloji/coel-kumuyla-gelen-nimet-demir.
  9. Bağcı, H. R., & Şengün, M. T. (2012). Çöl tozlarının beşeri çevre ve bitkiler üzerindeki etkileri.

demir-2