70# Miras paylaşımında erkeğe neden iki hisse veriliyor?

MİRAS MESELESİ

Nisa suresi 11. ayette  “Allah çocuklarınız hakkında erkeğe iki kadının hissesi kadar tavsiye eder.” Buyurarak kadına daha mı az değer vermiştir?

Allah’ın erkeğe iki katı tavsiye etmesi insanın doğasında bulunan sosyolojik ve psikolojik gerçeklerin dengesinin sağlanması içindir. Şöyle ki genel kabul olarak ailenin korunması ve geçiminin sağlanması erkeğe aittir. Erkek evlendiğinde kadın çalışmasa bile ailenin geçimini üstlenir. Fakat kadının asıl görevi ailenin geçimi değil, düzenini sağlamaktır. Bu yüzden erkek evlendiğinde başka bir kadınında geçimini üstüne alırken birde kadına mehir parası vermek zorundadır. Fakat kadın evlendiğinde kendi geçimini bir erkeğin üstüne bırakabilir ve üstüne bir de yüklü bir mehir parası alabilir. Bu yüzden sosyolojik olarak erkeğin mirastan daha fazla alması daha adaletli olmaktadır. İnsanlar arasında şöyle örnekler de çoktur:

Bir adamın bir oğlu bir kızı var. Kız evlenip gitmiş. Baba ile oğul geride kalan malı geçen yıllarda çoğaltmışlar, baba 30 yıl sonra ölmüş. Erkek baba ile mal için çalışırken kadın kocası ile başka yerde yaşamaktadır. Şimdi baba ölünce bu maldan Allah diyorki, “erkek için, iki kadın payı” olmalıdır.

Oğul baba ile çalışmış, sorumlulukları olmuş, kadın ise başka bir adamla yaşamış ve bu malın artırımında bir katkı sağlamamıştır. Şimdi bu nasıl yarı yarıya olur? Hakkaniyete uygun olurmu bu.  Bunu akıl mantık da kabul etmez. Allah, kıza da pay veriyor, ama erkeğin yarısı kadar. Bunun neresi yanlış.

Mehir parası ise kadının özel mülküdür ve bu paranın çok olabileceğini Rabbimiz şu ayette buyuruyor:

Nisa 20: “Eğer bir eşinizden ayrılıp yerine bir başkasını almak istiyorsanız, ona kantar kantar (mehir) vermiş olsanız dahi geri almayın. Onu (verdiğinizi), iftira ederek ve apaçık günah işleyerek mi alacaksınız?”

Kuran, kadına mirastan pay almasını indirdiğinde, çoğu toplumda kadına miras verilmesi, baba servetinin ellerin eline geçmesi olarak algılanırdı ve bu yüzden kadına mirastan pay verilmezdi, bunun yerine bir miktar çeyiz verilirdi. Kuran ise kadını bu seviyeden kurtarmış ve eşit olanı değil fakat adaletli olanı bildirmiştir.

Kuran, zamanımızın moda tabiri ile kadın erkek eşitliği sağlamıyormuş.

Bu soru şunun bilinmemesinden kaynaklanan bir sorudur ki, eşitlik demek adalet demek değildir. Bu durumda aranması gereken özellik ise eşitlik değil adalettir. Örneğin eşitlik olsun diye kızınız ve oğlunuzdan her ikisine de oyuncak araba veya oyuncak bebek alır mıydınız? Birinin fıtratı araba ister diğerinin ki bebek ister. Veya özel arabanızı tarla sürmekte kullanmak istemeyeceğiniz gibi, traktörle de işe gidip gelmek istemezsiniz herhalde.  Her birinin yaratılışı, işlevleri, görevleri ve kendisinden beklenilenler ayrıdır. Ne arabanız traktörün yerini tutabilir ne de traktör arabanın yerini. Bu bir örnekti. Asıl konumuz ise ne kadın erkeğin yerini tutabilir ne de erkek kadının.

Kadın ve erkeği bir yarışa sokmak, boy ölçüştürmek, eşitlik kurmaya çalışmak kimin işine gelir? Kadınların mı? Hayır hiçte öyle değil. Ancak ve ancak her ikisinin de asli görev ve sorumluluklarını unutturup birbirleri ile karşı karşıya gelmesini isteyenler ve böylece toplumsal aile yapısının bozulmasını ve kadınların evinin kraliçesi olmasını değil de magazin dergilerinin kapak kızları olmasını, böylece toplumda sınırsız hayvani hevesler peşinde, karmaşık bir ilişkiler yumağı oluşmasını bekleyen kişiler ister. Evet, feminizm denilen ve kalp ile beyni kıyaslar gibi erkekle kadını kıyaslayan ve bu sayede kadınları yuvalardan koparıp savunmasız bırakmaya ve yutmaya çalışan akım, bozguncu insanlar tarafından desteklenmekte ve sanki kadınların yanındaymış ta, kadınların iyiliğini istiyormuş kılığına bürünmektedir. Oysa son zamanlarda bu oyunun başarıya ulaşması ile birlikte gördük ki kadın ve erkeğin kıyaslanmasının, birbirine eşitlenmesinin faturası huzursuz evlilikler, boşanmalar, dost hayatı yaşamalar, uygunsuz çok partnerli ilişkiler, erkek tavırları takınan kızların yetişmesi, kızları düşürüp hayatlarını mahvetmeyi marifet sayan erkeklerin yetişmesi olmuştur.

Yani dediklerine göre Kuran kadının iyiliğini istemiyormuş ta, kadını cinsel köle ve meta haline çevirmek isteyen, kadına güzelliği ve gençliği kadar kıymet veren, güzelliği gidince yüzüne kimsenin bakmadığı acınacak bir hale düşüren bu bozuk feminizm kadına değer veriyormuş, kadın-erkek eşitliği demesi aslında kadını yüceltmek içinmiş. Külliyen yalan. Onlarınki kadına değer vermek değil kendi arzularına değer vermek,  kadının ebedi kalıcı ruhuna değil bedenine değer vermek, tasaları ise kadını yüceltmek değil kadının oyuncak bir meta olmasını engellemek isteyen İslamı bitirerek kadının özünü çalmak ve onu mutsuz etmektir.

Sözün özü kadın ve erkek birbirine kıyaslanmaz, biri kalptir ve biri ise beyindir. Kalbin de beynin de görevleri ayrıdır. Birisi birisinden önemlidir diyemeyiz. İkisi de kendi görev ve sorumluluklarını bilerek kendisini öteki ile kıyaslamadan ahenk içinde yaşamaya devam ederse fıtrat korunmuş olur ve huzur sağlanır. Yok, eğer “erkek şunu yapıyorsa sende yapabilirsin” tuzağına kadın çekilirse kadınlar kapitalizm ve ateizm dünyalarında bedenleri için çalıştırılan köleler olmaktan kurtulamayacaklar ve ailede bulacakları sıcaklığı, huzuru ve neşeyi dışarıda asla bulamayacaklardır.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

adalet-ve-esitlik-arasindaki-fark_1042445.png

 

 

69# KURAN’DA KADINLARA CENNET VAAD EDİLMİYORMUŞ (!)

Kuran’da kadınlara cennet vaad edilmiyormuş. Bu sözlerle ancak Kuran’ı okumamış kişileri kandırabilirler. Yada aşağıdaki ayetleri okumaya gelince dikkatsizlik edip gözden kaçırmış olmalılar 😀

Mümin suresi. 40: Kötü bir iş yapan, sadece yaptığı kadarıyla cezalandırılır. Erkek ve kadından mümin olarak iyi bir iş yapana gelince, işte böyleleri cennete girerler ve orada hesapsız bir biçimde rızıklandırılırlar.

Nisa suresi 124: Erkek veya kadın, inanmış olarak hayra ve barışa yönelik işler yapanlar cennete gireceklerdir. Ve zerre kadar zulme uğratılmayacaklardır.

Tevbe Suresi 72: Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vadetmiştir. Allah’tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.Ali imran 195: Rableri onlara cevap verdi: “Ben sizden, erkek-kadın hiçbir çalışanın ürettiğini boşa çıkarmayacağım. Hep birbirinizdensiniz…….

Nahl suresi 97:  “erkek veya kadın, kim mümin olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.”

Ahzab Suresi, 35: Şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, gönülden (Allah’a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah’a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah’tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah’tan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah’ı çokça zikreden erkekler ve (Allah’ı çokça) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.

Ahzab Suresi, 73: Şundan ki: Allah, münafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azaplandıracak; mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların tevbesini kabul edecektir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

Hadid Suresi, 12: O gün, mü’min erkekler ile mü’min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. “Bugün sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz), altından ırmaklar akan cennetlerdir.” İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk’ budur.

Hadid Suresi, 18: Gerçek şu ki, sadaka veren erkekler ile sadaka veren kadınlar ve Allah’a güzel bir borç verenler; onlar için kat kat arttırılır ve ‘kerim (üstün ve onurlu)’ olan ecir de onlarındır.

Ali imran Suresi 195: “Bunun üzerine Rableri onlara şöyle cevap verdi: Şüphesiz ben birbirinizden meydana gelen, sizden erkek ve kadından amel eden hiçbir kimsenin amelini boşa çıkarmayacağım. Onlar ki, hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğradılar, harp ettiler ve öldürüldüler; andolsun, ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları Allah katından bir mükâfat olmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım…”

HURİ MESELESİ

Kuran’da huri 3 ayette geçer. Bunların haricindeki bütün tasvirler Cennet kadınları içindir. Huriden bahsedilmez.

Ayrıca onları, iri gözlü hurilerle de evlendirmişizdir. (Dühan Suresi -54)

Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak. Onları, iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir. (Tur Suresi -20)

Çadırlara kapanmış huriler. (Rahman Suresi -72)

Kur’an’da geçen huri sadece erkeklere değil, kadınlara da verilecek olan cennet hizmetçileridir tıpkı vildan ve gılman gibi… Zıddına bir söz ve yönlendirme olmadıkça Kur’ân’ın bütün âyetleri erkekler gibi kadınları da içine alır. Hûrilerin takva sahiplerine eş edilmesini konu alan üç âyette (Duhan 54. Tur 20, Rahman 72) de aksine sözlü bir belirteç olmadığından Hurilerin erkekler gibi kadınlara da eş edilecekleri anlaşılır. Kadınlara eş edilecek Hûriler cinsel partner değil, özel hizmetçi olacakları açıktır. Cehennemde nasıl azap melekleri varsa; cennette de hizmet melekleri vardır. Ayrıca cennet nimetleri açısından kadın erkek arasında fark yoktur (bkz: Al-i İmran 195; Nahl 97; Tevbe 72; Nisa 124; Ahzab 35). Hurilerin güzel olduğu belirtilse de Dünya’dakine benzer bir cinsellikleri olacağı kimsenin bilemeyeceği bir konudur. Çünkü Allah’ın kitabında böyle bir bilgi verilmemiştir. Huri’nin erkeklerin hoşuna gittiği açıktır. Allah’ta hoşlarına gitsin ve Cennet için gayret etsinler diye bildirmiştir. Ama bunun yanında kadınların hoşuna gidecek Cennet tasvirlerine de yer vermiştir. Örneğin:

Üstlerinde zarif ve yeşil, kalın ipekten bir elbise vardır. Gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara temiz bir içecek içirmiştir. (İNSAN/21)

Onlara Adn cennetleri vardır. Onlar oraya gireceklerdir. Orada altın bilezikler ve incilerle süsleneceklerdir. Orada elbiseleri de ipektir. (FATIR/33)

Gümüş, altın bilezikler, inciler ve ipek elbiseler erkeklerin değil kadınların ilgi alanına giren konulardır.

Yine de bunlar Cennet’ten sadece birer örnek olup çölde bir kum tanesi bile değildir.

Onlar için altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. (Zuhruf 71)

O yüzden hurilerin, altınların, ipeklerin bitmez tükenmez nimet denizinden birer damla olduğunu bilmeliyiz ve “neden erkeklere huri vaad ediliyorda kadınlara birşey yok” gibi saçma ve meselenin iç yüzünü bile kavrayamadığımız sorulara takılmamalıyız. Çünkü orada kadın olsun erkek olsun herkese her istediği şey var.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

29d55a15dfe4312813b65c5a70c372000d4b846b.jpeg

68# DABBE-TÜL ARZIN ÇIKIŞI

Soru: Neml 82 ayetinde belirtilen ve kıyamete yakın çıkacağı söylenen dabbe hakkında bilgi verirmisiniz?

Neml 82: “Tehdit edildikleri şey başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir dâbbe çıkarırız da, insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını kendilerine söyler.”

Ayette geçen dabbe kelimesi “debelenen” yani hareketli canlı manasındadır. Kuran’da 14 defa tekil halde ve 4 defa çoğul halde geçer. Örneğin:

“Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların (her dâbbenin) rızkı ancak Allah’a aittir.” (Hûd, 11/6)

“Her canlının (dâbbenin) dizgini Allahın elindedir.” (Hud, 11/56)

“Allah her canlıyı (dâbbeyi) sudan yaratmıştır. Bunlardan kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayakla yürür, kimi de dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır. Allah, şüphesiz her şeye kadirdir.” (Nûr, 24/45)

Sebe suresi 14. Ayetinde ise şöyle buyrulur:

“Eceli gelip de Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimizde asasını kemirmekte olan bir dâbbetü’l-arz (ağaç kurdu) ölümünü onlara fark ettirdi. Süleyman yere düşünce, cinler anladılar ki, eğer kendileri gaybı bilselerdi, o meşakkatli işe devam edip durmazlardı.” (Sebe, 34/14).

Burada Hz. Süleyman’ın asası içinde bulunan bir ağaç kurdunun asayı yediğinden bahsederken bu canlıya dabbe denmiştir. Eğer bu ayeti bir ipucu olarak değerlendirirsek insanlar için ortaya çıkacak olan dabbe’de insanların vücuduna yerleşip vücutlarını zayıf düşürecek ve sonunda ölümüne neden olacak bir mikrop olabilir. Bu mikrobun eski zamanlarda insanlara musallat olmaması ve çok sonraları yani inançsızlık artmaya başladığı zaman musallat olması onun özelliğidir.

Bu tanımlara uyan bir mikrobu geçtiğimiz yıllarda tanıdık. Tahmin ettiğiniz gibi AIDS hastalığı ve HIV virüsü. Bu hastalık ilk olarak 1980 yılında Amerika’da eşcinseller arasında rapor edildi. [1] Daha sonra aynı şırıngayı kullanan uyuşturucu bağımlılarında görüldü. [1] Hastalık muhtemelen maymunlarla ilişkiye giren Afrikalı göçmenlerden gelmişti. Çünkü HIV virüsünün değişik tipleri bu maymunlarda bulunuyordu. Virüs, vücudun her yerinde bulunan lenf ağına yerleşir, böylece bağışıklık sisteminin çökmesine neden olur.[2]

Hastalık, daha önceki LGBT paylaşımımda belirttiğim gibi, eşcinseller arasındaki yayılma hızı bazı ülkelerde 15 kat daha fazladır.[3] Yine eşcinsel olmasa da rastgele çok eşlilik yani zina, AIDS hastalığının artmasına neden olmaktadır. Toplumda inançsızlık ve bunun sonucunda uygunsuz çok eşlilik arttıkça da AIDS hastalığı oranının artması kaçınılmaz görünüyor.

Bu hastalığın Allah’ın yasak ettiği çarpık ilişkilerin artması sonucunda yayılması ve çarpık ilişkilere bulaşmayan insanların bu hastalıktan daha çok korunuyor olması düşündürücüdür. Ayette belirtildiği gibi insanların Allah’a inançlarının zayıf olduğunu böylece çok günahkâr işlere giriştiğini gösteren bir hastalık olarak karşımıza çıkmıştır. Dabbenin insanlarla konuşması meselesine gelirsek evet AIDS hastalığı da kendi diliyle bize insanlığın bozulduğunu, Allah’tan uzaklaştığını söylemiyor mu? Bunu zaten insanların kelimeleriyle konuşacak diye anlayamayız, çünkü insanlar değişik diller konuşacak, öyleyse dabbe hangi dili konuşuyor? Ayetten anlamamız gereken konuşma ise dabbenin kendi diliyle konuşmasıdır. Yani bizlere nasıl günahkâr insanlar olduğumuzu düşündürecek.

Başka bir tahminimde yanlış yorumlanıp büyük kitlelerde dinsizliğe yol açan evrim teorisinin, ileride yer altından çıkarılacak ve çok yankı uyandıracak bir dabbenin fosili ile tekrar sorgulanmaya açılması ve evrim teorisinin bugünkü bilinen şekliyle olmadığını, çok daha muazzam bir gerçek barındırdığının anlaşılması ile bu ayetin tezahür edeceğidir. Bu sayede insanlar Darwinci evrim teorisi yüzünden boş yere dinsizliğe sürüklendiklerini anlayacaklar.

Bazı kişiler bu olayın kıyametten sonra olacağını çünkü ayette “Tehdit edildikleri şey başlarına geldiği zaman” diye yazdığını belirtirler. Ama bu tehdit edildiklerinden maksadın kıyamet olduğunu tam bilemeyiz. Farklı manalara da geliyor olabilir. Çünkü birçok ayette kıyamet sözcüğü kullanılmışken (örneğin Bakara 85, 113) burada kıyamet sözcüğünü kullanmıyor.

Sonuç olarak bu konuda şu anda tam bir kesinlik yoktur. Yine de Dünya hayatında iken bir hayvanın çıkıp açık açık siz Allah’a inanmıyorsunuz demesi de imtihan sırrına aykırı görünüyor. Bu yüzden bizim dilimizi kullanarak açık açık konuşması çok uygun görünmüyor. Ama en doğrusunu Allah bilir.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

KAYNAKLAR

  1. https://www.britannica.com/science/AIDS.
  2. Granich, R., et al., Trends in AIDS deaths, new infections and ART coverage in the top 30 countries with the highest AIDS mortality burden; 1990–2013. PloS one, 2015. 10(7): p. e0131353.
  3. Beyrer, C., et al., Global epidemiology of HIV infection in men who have sex with men. The Lancet, 2012. 380(9839): p. 367-377.

van_golu_canavari_h20097.jpg

67# ZÜLKARNEYN VE GÜNEŞİN PINARDA BATMASI-2

Kuran’da Kehf suresi 83-98 ayetleri arasında Zülkarneyn’in doğuya, batıya ve kuzeye seferleri konu ediliyor. Fakat Zülkarneyn’in kim olduğu tam bilinmiyor. Bu konuda tarihte O’na benzer kişiler olduğu için farklı kişiler tarafından farklı tespitler var. Allah’ın günleri yani tarih insanlar arasında tekrarla döndüğü için (Ali İmran 140) Kuran’da bildirilen Zülkarneyn benzeri şahıslar her devirde var olmuş olabilir. Örneğin ben tarihte yaşamış Kartacalı Hannon isimli kralın Zülkarneyn benzeri bir sefer düzenlediğini ve kıssada anlatılan olayları birebir yaşadığını ateizmdenkurtul.wordpress.com adlı sitemde 8. yazımda anlatmıştım. Yine ileride Hz. Süleyman ile Osmanlı hükümdarı Sultan Süleyman arasındaki tespit ettiğim benzerlikleri burada yayınlayacağım. Fakat buradaki konumuz Zülkarneyn’in kim olduğundan ziyade kıssada geçen “Güneşin battığı yer” ve “güneşi bulanık bir göz” içinde batarken gördü ifadeleri olacak. Öyleyse başlayalım:

1800’lü yılların sonunda Irakın güneyinde Fırat’ın kıyılarında bulunan bir tabletin Mezopotamya’da kurulmuş Babil krallığına ait olduğu anlaşıldı. Tablet bugüne kadar bulunan ilk Dünya haritasını içeriyordu. Tablete İmago Mundi denildi ve yazıları 1899 yılında çözülerek yayınlandı. [1]

Tabletin orta kısmında yani Dünya’nın merkezinde Babil imparatorluğu yer alıyor. Çevresinde ise Asurlular ve Urartu medeniyetleri gösterilmiş.[2] Bunların etrafında ise 7 adet üçgen yapı mevcut, bunlara adalar deniyor. Tabletin yarısı bulunabildiği için bu üçgen yapıların bir kısmı görünmüyor, fakat üzerindeki açıklama kısmından bu üçgenlerin nereyi ifade ettiği biliniyor. aşağıdaki resimlerde bu tablet ve modern çizimi görünüyor.

babylonianworldmap15

indir (2)

 

Bu üçgenlerin her biri bir ülkeyi göstermekte olup bu ülkeleri şu şekilde adlandırmışlardır.[3, 4]

  1. Üçgen, Arabistan yarım adasını ve okyanusu göstermektedir.
  2. Üçgen, güneşin battığı yönü veya ülkeyi gösterir.
  3. Üçgen, kuşların bile varamayacağı deniz ötesini göstermektedir. Muhtemelen Akdeniz’i boylu boyunca tanımlamaktadır. Ulaşılamazdır.
  4. Üçgen, gece parlak yıldızların olduğu kuzey batıyı göstermektedir.
  5. Üçgen, karanlık kuzeyi yani kuzey kutbunu göstermektedir.
  6. Üçgen, yeni gelenlere saldıran boynuzlu boğanın ülkesini göstermektedir.
  7. Üçgen, güneşin doğduğu yer veya ülkedir.

Buradan anlaşıldığına göre eski Mezopotamya’nın “Güneşin doğduğu ülke” ve “Güneşin battığı ülke” diye adalandırdığı iki ülke vardı. Bu ülkeler muhtemelen devrinin büyük yerleşim yerlerini anlatıyordu.

Güneşin doğduğu ülkeden kasıt Hindistan veya Çin gibi ülkeler olabilir, fakat güneşin battığı ülke ile hangi medeniyeti kast etmiş olabilir bakalım.

Eski Mısır’lıların taptığı bilinen en eski Tanrı’nın ismi Atum’dur. Milattan önce 2345 —2181 yıllarında Eski Mısır’da Ra-Atum veya Atum-Ra inancı yani “Akşam Güneşi”, “Batan Güneş” inancı ortaya çıkmıştır. [5] Bu dinin ana tapınağı Heliopolis (Güneş şehri)dir. Bu günkü Kahire’nin yakınlarındadır. Büyük Ra tapınağının güney doğusunda Atum-Ra yüksek rahiplerinin mezarları bulunmuştur (M.Ö 2345-2181). Heliopolis şehrinin Arapça adı “Ayn Şems”dir. Güneşin gözü veya Güneşin Pınarı anlamındadır. Nil Nehrinin 8 kilometre doğusundadır. Tevrat’ta birçok peygamber kıssasında ’ir hašemeš’ “Güneş Şehri” veya Beth Shamas adında bahsedilmektedir.[5] Yine aynı dönemlerde gelişen “Ra’nın Gözü” kavramlarını da bilmek gerekir. Eski Mısırda Ra Güneş tanrısıdır. Bu kavramda ortasında Güneş bulunan sağ göz vardır. Göz karşısında olana kızgınca, dik dik bakmaktadır. Bu göz sağ yanında Nekhbet ve sol yanında Wadjet tarafından eşlik etmektedir. Bu şekil tanrı Ra’nın gücünü, koruyuculuğunu, gazabını ifade etmektedir. Aşağıdaki resimde Ra’nın gözü. Sağında Nekhbet, solunda Wadjet tarafından eşlik edilmektedir. Kanatlı (sol göz) göz ise Horus’un gözüdür ve Ay’ı temsil etmektedir.[5]

Ekran Alıntısı.PNG

165073180-612x612.jpg

Yine Mısır’da “herşeyi gören göz” diye bilinen bir sembol vardı ki bu sembol daha sonra tapınakçılar tarafından kullanılmaya başlandı. Bu sembole Yahudi inanışında da “herşeyi gören göz” denir. Güneş bu gözde doğar ve batar. Yine Ra’nın veya Horus’un gözünü temsil eder.

Şimdi bu bilgiler ışığında Kehf 86 ayetine bakalım:

Güneşin grup ettiği yere ulaştığı zaman, onu (güneşi) bulanık bir gözde batarken buldu.”

Ayette kullanılan Ayn kelimesi göz anlamında olup, suların çıktığı yere de “su gözü” ve “göze” dendiği için meal yazarları bu anlamını esas almışlar ve güneş bir “pınar” içinde veya “kara balçıklı su” içinde batıyordu anlamı vermişlerdir. Oysaki ayetin Arapçasında pınar tabiri yoktur, Ayn yani göz demektedir. Ayette geçen hamietin kelimesine kara balçık anlamı vermişlerdir. Fakat bu kelime birçok anlam içerdiği gibi göz kelimesine uygun olarak “kara” ve “yakın” anlamları da vermektedir. Bu açıdan pınar veya kara balçık tabirinin yorumlara dayanmakta olup ayetin tam anlamını vermediğini bilelim. Kelimenin anlamının “kara göz” olması daha uygun görünmektedir.

Araştırmalarıma göre güneşin göz’de batması ifadesi güneş tanrısı Ra’nın gözünü ve yine Horus’un gözünü ifade etmektedir. Buna göre bir Mezopotamya kralı olan Zülkarneyn batı yolculuğunu Mısır’a yapmış ve İmago Mundi haritasında belirtilen “Güneşin battığı ülke” tabiri ile Mısır’a ulaşmıştır. Orada putperest insanlar buldu ki bu insanlar Güneşin battığı göze tapıyorlardı. Burada gördüğü hiyerogliflerde güneş gözün içinde batıyor olarak tasvir edilmişti ve Kuran, Zülkarneyn’in bu seferinin nereye olduğunu belagatlı bir şekilde ipuçları ile bu şekilde anlatmıştı. Veya bu tapınakların bulunduğu şehrin ismi Heliopolis “Güneşin gözü” anlamına geldiği için ayet “güneş gözde batıyor” derken bu şehri kast ediyordu. Ve bu şehirde güneşin içinde doğup battığı bir göz sembolüne tapan bir halk bulmuştu. Öyleyse ayete “Güneş’i bir pınar içinde veya kara balçık içinde batarken buldu” anlamı vermek yanlış bir mealdir. Doğru meal şu şekilde olmalıdır: “Güneşin battığı yere (denilen ülkeye) varınca, kara bir göz içinde bir güneş batımı buldu” Kehf86

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

KAYNAKLAR

  1. Smith, C.D., Imago Mundi’s logo the Babylonian map of the world. 1996.
  2. http://www.ancientpages.com/2015/09/10/imago-mundi-famous-babylonian-world-map-is-the-earliest-known-in-the-world/.
  3. https://www.thevintagenews.com/2017/01/08/imago-mundi-is-the-name-of-the-babylonian-map-which-is-the-oldest-in-the-world/.
  4. https://traveltoeat.com/babylonian-world-map-british-museum-london/.
  5. http://www.akevler.org/AkevlerMakaleler/833/SonYor/10153/Mete-Firidin/Gozdeki-Batan-Gunes.

66# Deve iğne deliğinden geçebilir mi?

Ne kadar doğrudur bilinmez ama rivayet ederler ki bir gezgin mağarada uzun yıllardır ibadet eden bir zahide rastlamış ve sormuş: “Kuran’ın dediği gibi bir deve iğne deliğinden geçer mi?” adam cevap vermiş: “Ama deve iğne deliğinden geçemez ki!”. Sonra sarhoş bir adama rastlamış ona da sormuş: “Kuran’ın dediği gibi bir deve iğne deliğinden geçer mi?” sarhoş tereddütsüz cevap vermiş: “Kurban olduğum Allah eğer dilerse değil deveyi, dünyayı bile iğne deliğinden geçirir”. Bu bir kıssaydı. Allah haşa boş laf söylemez. Olmayacak bir olayı Kuran’da ümit verir tarzda bildirmez. Demek ki bu olay mümkündür ve vuku bulacaktır. Peki, gerçekten devenin iğne deliğinden geçmesi mümkün mü? Ayriyeten cehennemliklerin ebediyen cehennemde kalması ayetleri ile çelişir mi? Hadi inceleyelim.

Bugün fizikteki gelişmeler bize göstermiştir ki maddeler atom altı parçacıklardan yapılmıştır ve atom altı parçacıklar bazen parçacık gibi bazen dalga gibi hareket edebilirler.[1] Parçacıkların kesin konumu ve hızı aynı anda tespit edilmesi imkânsız olduğu gibi nerede olduğu da sadece bir olasılıktan ibarettir.[2]

Atom altı parçacıkları bazen dalga gibi davranır ve böylece her türlü bariyeri kolaylıkla aşabilir. Bu olaya “kuantum tünelleme” adı verilir [3-7]. Kuantum tünellemede bir parçacığın herhangi bir bariyeri aşması tamamen olasılıklara dayanır.[8] Yani bu parçacığın bu duvarı aşma olayının olasılığı yüzde şu kadar deriz. Aşağıdaki şekilde bir elektronun duvara doğru giderken parçacık gibi davrandığında geçemediğini fakat dalga gibi davrandığında geçtiği şematize edilmiştir.

Ekran Alıntısı.PNG

Şu aşağıdaki bir ve iki dakikalık videolarda ise kuantum tünellemesi kısaca anlatılmıştır.

Bu kuantum tünelleme durumu evrende her an meydana gelmektedir ve yakından tanıdığımız birçok olayın asıl mekanizmasını oluşturur. Örneğin fotosentez bu mekanizmayla olur. Koku alma bu mekanizmayla olur. Yıldızların füzyonu kuantum tünellemesi ile gerçekleşir.[4, 9] Kuantum tünellemesi bugün teknolojide de kullanılmaya başlanmış ve kuantum mikroskopları, kuantum elektrik jeneratörleri yapılmıştır. [9]

Kuantum tünellemesi küçük parçacıklar düzeyinde kolaylıkla oluşabildiği halde atomlar birleşip hayvanlar gibi kompleks yapılar oluşturdukça kuantum tünellemesi gerçekleşme ihtimali çok zayıflar. Örneğin bir insanın herhangi bir nesnenin içinden sıkışmadan rastlantısal olarak geçmesi o kadar düşük bir ihtimaldir ki bu ihtimalin ortaya çıkması için yüzmilyarlarca sene bile çölde bir kum tanesi kadardır.

Brian Green, “evrenin zerafeti” kitabında[10] bu durumu bir örnekle açıklamaktadır. Verdiği örnekte iki kişi kuantum olaylarının sık gerçekleştiği bir bara giderler. Adam bir puro yakar fakat purosu ağzından çıkıp başının arkasına düşer. Bardağındaki buz küpleri bardağı aşarak dışarı fırlar. Bardan çıkarken kapıdan değil duvardan geçerler. Bu örneğin devamında aşağıdaki açıklamaları yapar:

“Belirsizlik ilkesi, kuantum tüneli olarak bilinen çarpıcı bir etkiye de yol açar. Üç metre kalınlığındaki beton bir duvara plastik bir mermi atarsanız, klasik fizik sezgilerinizin olacağını söylediği şey gerçekleşecektir: Mermi size doğru geri tepecektir. Bunun sebebi, plastik merminin böylesine sağlam bir engeli aşacak enerjiye sahip olmamasından başka bir şey değildir. Fakat temel parçacıklar düzeyinde, kuantum mekaniği şüpheye yer bırakmayan bir biçimde, mermiyi oluşturan parçacıkların dalga fonksiyonlarının -yani olasılık dalgalarının- hepsinin duvarı aşıp geçen küçük bir parçası olduğunu söyleyecektir. Bu da, merminin aslında duvara girebilip diğer taraftan çıkabilmek için az da olsa -sıfır değilse de- bir şansı olduğu anlamına gelir. Peki bu nasıl olabilir? Aklımız bir kez daha Heisenberg’in belirsizlik ilkesi karşısında bocalıyor.

Kuantum mekaniğinin matematiği, enerji engeli ne kadar büyük olursa, bu yaratıcı ve çok titiz hesaplamanın gerçekten gerçekleşmesi olasılığının o kadar düşük olacağını gösteriyor. Ancak, beton bir duvarla karşılaşan mikro parçacıklar, klasik fiziğe göre imkânsız olanı yaparak yeterince enerjiyi borçlanabilmekte ve hatta bunu bazen gerçekleştirebilmektedir; başlangıçta gerekli enerjiye sahip olmadıkları bir bölgeye girip bir tünel açabilmektedirler. İncelediğimiz nesneler, gittikçe daha fazla parçacık bileşenleri içererek daha karmaşık hale geldikçe, söz konusu kuantum tüneli yine ortaya çıkabilir. Ancak bu çok daha zayıf bir olasılıktır, çünkü tek tek tüm parçacıklar tünel oluşturmak için hep birlikte yeterince şanslı olmak zorundadır. Fakat George’un purosunun kaybolması, bir buz küpünün bardağın camından geçmesi ve George ile Gracie’nin barın duvarından geçmeleri gibi şok edici olaylar gerçekleşebilir, H-bar’ın çok büyük olduğunu hayal ettiğimiz H-Bar gibi bir fantezi diyarında, bu tür kuantum tünelleri sıradan olaylardır. Ancak, kuantum mekaniğinin olasılık kuralları ve özellikle H-bar’ın gerçek dünyada çok küçük oluşu, bir duvarın içinden geçmeyi her saniye deneyecek olsanız, girişimlerinizden birinde duvardan geçip gidebilme şansınızın olabilmesi için, evrenimizin bugünkü yaşından çok daha uzun bir süre beklemeniz gerektiğini gösteriyor. Ebedi sabır (ve ömürle) er ya da geç duvarın öbür tarafında belirebilirsiniz.”

Evet Brian Green bir kişinin bir nesneden geçmesi için ebedi bir bekleyiş içinde olması gerektiğini söylüyor. Evrenin yaratılışından bugüne kadar bunu denemiş olsa bile muhtemelen başaramayacağını söylüyor, çünkü bu iş için katrilyonlarca yıl kelimesi bile çölde bir kum tanesi olarak kalacaktır. Bu işin gerçekleşmesi ancak ebedi bir bekleme ile mümkün. Eğer bunu herhangi bir sayı ile sınırlarsanız ve bu sayı aklın alamayacağı kadar korkunç bir sayı bile olsa bu ihtimal gerçekleşmeyecektir fakat sonsuz bir bekleyişte mutlaka gerçekleşecektir.

İnsanlığın yeni anladığı bu kuantum tünelleme gerçeği ve kompleks bir yapının ancak ebediyette belirsiz bir zamanda iğne gibi bir nesneyi aşabileceğini söyler. Bu gerçekler cehennemin ebedi bir yurt oluşunu ve bu ebedi bekleyişte devenin iğne deliğinden geçmesiyle örtüşür. Peki, kuran neden deve örneğini vermiştir? Çünkü madde ancak dalga gibi davranırsa başka bir maddenin içinden geçebilir. Devenin şeklini incelediğinizde fizikten hatırlayacağınız dalga yapılarıyla aynı olduğu görülebilir. İşte size Kuran’ın nefes kesici bir örneği daha. Sonraki şekilde dalga ve deve benzerliğine dikkat ediniz.[11] (Devenin dalgaya benzediği fikri bu siteden alınmıştır)

Sine_Wave

www.yeniresim.com_-_Hayvan_Resimleri_-_Deve_2

İnsanların ebedi bekleyişinde gerçek bir deve mi geçirilecek yoksa başka bir ayette belirtildiği gibi cehennemin sarı develere benzeyen kıvılcımları mı (Murselat 33) bir kuantum tünellemesine maruz kalacak Allah bilir. Buradaki develer Murselat 33 ayetine atıfta bulunması olasıdır. Veya ayetin deve ile kast ettiği dalgalardır. Çünkü kuranın indirildiği dönemde insanların dalgaları ifade edecek bir kelimeleri yoktu ve Kuran sonraki insanların çözebileceği bir şekilde bu dalgaları deve benzetmesiyle ifade etti. Eğer gerçek bu ise kuantum tüneline girecek olan bir dalgalanma ile insanın kendisidir. Fakat bu dalgalanmanın olasılığı sizin Türkiye’de iken durduk yerde Amerika’da belirmenizin olasılığından farksızdır. Yani buna bir ömür yetmez. Bin sene bir milyar senede yaşasanız bütün atomlarınızın senkronize şekilde Amerika’da belirme olasılığı yok denecek kadar azdır. Fakat Dünya’da insanlar ebediyen yaşasaydı bu deneyimi mutlaka birgün yaşayacaklardı. Aslında anlatılan evliya menkıbelerine bakarsanız bu kuantum tünelleme işini nefsini temizlemiş evliyaların bir kerameti olarak karşınıza çıkar. Öyleyse şöyle düşünmeden alamıyor insan kendini; Acaba cehennemlikler ebedi bir ateşte iyice temizlenirse, pişman olursa nefsi kurtuluşa bu yolla erebilirler mi? Muhtemelen Belkısın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar Süleyman’ın huzuruna getiren bilge kuantum tünelini kullana ilmini biliyordu. Yine muhtemelen kıldan ince dediğimiz insanı Cennet’e götürecek köprü de üzerinde yürünecek bir köprü değil, bir kuantum tünelidir.

Devenin iğne deliğinden geçmesinden incil’de de bahsedilir. Yani ilahi bir öğreti olarak Hz. İsa bunu kendi havarilerine söylemiştir.

 İsa “Çocuklar” dedi, “Tanrı’nın Egemenliği’ne girmek ne güçtür! Devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliği’ne girmesinden daha kolaydır.” (Markos 10:23-25)

 “Öğrenciler büsbütün şaşırmışlardı. Birbirlerine, “Öyleyse kim kurtulabilir?” diyorlardı. İsa onlara bakarak, “İnsanlar için bu imkânsız, ama Tanrı için değil. Tanrı için her şey mümkündür” dedi.” (Matta 10:26-27)

Evet Hz. İsa’nın dediği gibi insanlar için bu imkansızdı fakat Allah için imkansız diye birşey yoktu.

Ayrıca Kuran’da Hud 106 ayetinde Allah isterse insanları cehennemden çıkaracağını da haber veriyor.

Hud 106-107: “Bedbaht olanlar ateştedirler. Orada onların (öyle feci) nefes alıp vermeleri vardır ki. Ve Rabbin aksini dilemedikçe, gökler ve yer durduğu müddetçe orada kalacaklardır. Çünkü Rabbin her istediğini yapandır.”

Evet Rabbimiz isterse ebedi azaba uğrayan kulları da cehennemden çıkaracağını bu ayet haber veriyor. Son cümlede ise istediğini yapacağını vurgulayarak bitiriyor.

Bu konuda yanlış anlaşılma da olmasın, bu konu devenin iğne deliğinden geçebilmesinin evrende mümkün olduğu ile alakalıdır. Cehennemlikler ebedi bekleyişlerinde cehennemden çıkarlar veya çıkmazlar onu Allah daha iyi bilir. Saygılarımla.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

KAYNAKLAR

  1. Baldzuhn, J., E. Mohler, and W. Martienssen, A wave-particle delayed-choice experiment with a single-photon state. Zeitschrift für Physik B Condensed Matter, 1989. 77(2): p. 347-352.
  2. Meynell, L., Why Feynman diagrams represent. International Studies in the Philosophy of Science, 2008. 22(1): p. 39-59.
  3. http://www.acikbilim.com/2013/03/dosyalar/engelleri-kuantumla-asmak-kuantum-tunelleme.html.
  4. http://www.kuark.org/2013/01/kuantum-tunelleme-nedir/.
  5. https://khosann.com/kuantum-tunelleme-ile-isiktan-hizli-iletisim/.
  6. https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/12686/.
  7. https://www.kozmikanafor.com/kuantum-tunelleme/.
  8. Chudnovsky, E.M., Macroscopic quantum tunneling of the magnetic moment. Journal of applied physics, 1993. 73(10): p. 6697-6702.
  9. https://tr.wikipedia.org/wiki/Kuantum_t%C3%BCnelleme.
  10. Greene, B., Evrenin Zerafeti, süpersicimler, gizli boyutlar ve nihai kuram arayışı, Tübitak Popüler Bilim Kitapları 290,(çeviri: Ebru Kılıç, 2008). 1999, ISBN 978-975-403-474-5, 523s., Ankara.
  11. http://misirlicem.blogspot.com/2008/05/deve-ve-ine-delii.html

65# Dağlar bulutlar gibi hareketli mi yoksa sabit mi?

Soru: Kuranda bir ayette dağların bulutlar gibi hareketli olduğu söylenirken başka ayet meallerinde dağların sabit olduğu söylenmiş. Bunu nasıl açıklarsınız.

Cevap:

Önce dağların bulutlar gibi hareketli olduğu söylenen ayete bakalım.

Neml Suresi: 88. Ayet:
“Dağları görürsün de, onları (yerlerinde) donmuş sanırsın; oysa, onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler”

Bu ayette dağlar bulutlara benzetiliyor. Nasıl ki bulutlar gökyüzünde sürekli bir devinim halinde ise yeryüzünde de kıtalar ve kıtaların topaklanmış hali olan dağlar da hareket halindedir ve tektonik levhaların magma üzerinde yüzmesi ile dağlar yer değiştirir ve aynı noktada sabit kalmaz. Fakat bu devinim bulutlarınki kadar hızlı olmadığı için kendi ömür süremiz içinde gözlemleyemiyoruz. Fakat bilimin, birkaç yüz milyon yıl önce dağların şimdiki konumlarında olmadığından şüphesi olmadığı gibi, bundan birkaç yüz milyon yıl sonra da yeryüzünün haritasının değişeceğinden ve dağların farklı konumlarda olacağından bir şüphesi yok. Peki, dağlar ile bulutlar arasındaki tek benzerlik hareketleri mi? Hayır. Nasıl ki bütün atmosferde su molekülleri partiküller halinde var ise ve bunların bir araya topaklanmasıyla bulutlar oluşuyor ise aynı şekilde yeryüzündeki toprak parçaları da izostasi etkisiyle bir araya topaklanır ve dağları oluşturur. (Bu izostasi konusunu daha önce “Dağlar yeryüzünü depremlerden mi koruyor” paylaşımımda yazmıştım. O araştırmaya uzun emek verildi ve enfes bilgilere ulaştım. Okumadıysanız tavsiye ederim.)

Ekran Alıntısı

Şimdi bakalım, nasıl ki yeryüzünün üzerinde su katmanları yer yer topaklanarak bulutları oluşturup sürekli dolaşıyorsa, magmanın üzerinde de toprak katmanı yer yer topaklanarak dağları oluşturup aynı şekilde hareket etmektedir. Aslında bulutları bu açıdan dağlara benzetmek bile olağan üstüdür. Peki, bu güzel ve bilim dolu benzetmeyi Kuran 1450 sene önce nasıl yapabildi?

aircraft_clouds_sky_Airbus_A340_portrait_display-108522 (1)-horz.jpg

Gelelim ikinci konuya: Dağlar sabit mi? Bazı ayetlerde “revasiye” kelimesi geçmektedir ve bunlara bazı mealciler “sabit dağlar” yakıştırması yapmıştır. Oysaki Arapça’da  dağ “cebel”dir. Çoğulu dağlar “cibal”dir. Kur’an’da hem “cebel”(Haşir, 59/21), hem de “cibal”(Amme, 78/7) kelimesi kullanılmıştır.

Sözlük anlamı itibariyle “revasiye” kelimesi dağ için kullanılmaz. Gerçekte bu kelimenin anlamı ağır baskılar demektir, Allame Elmalılı Hamdi Yazır da ağır baskılar anlamını vermiştir. Fakat bazı meal yazarları buradaki ağır baskıların dağlar olabileceğini düşünmüş ve insanların anlaması için sabit dağlar olarak yazmışlardır. Oysa Allah dağları kast etmek istese idi açıkça dağlar diye yazabilirdi. Fakat burada ağır baskılar anlamına gelen “revasiye” kelimesini kullanmış. Kuranmeali.org sitesinden meallere baktığımda, örneğin Lokman 10’da revasiye kelimesi için sabit dağlar ifadesini kullananların sayısı 15’tir, sabit dağlar ifadesini kullanmayıp başka şekilde ifade edenlerin sayısı ise 26’dır. Elmalılı Hamdi Yazır dâhil 6 kişi kelimenin gerçek anlamı olan “Ağır baskılar” ifadesini kullanmış, diğerleri ise kelime kökünde olmamasına rağmen “Ulu dağlar, büyük dağlar, metin dağlar” gibi ifadeler kullanmıştır.

Yani Kuran “Sabit dağlar” ifadesini hiçbir yerde kullanmamıştır. Burada ağır baskılardan kast ettiği bir veya birkaç gerçek olabilir. Örneğin bilim bugün bize okyanusların yer kabuğunu dengelemede ki muazzam gücünden bahseder. Eğer okyanusların yerkabuğu üzerine muazzam baskısı olmasa idi yer kabuğunda çok daha fazla depremler olacağı, yer kabuğu kırıkları ve volkan püskürmelerinden dolayı yaşamın mümkün olmayacağını bildirir.[1-3]  Öyleyse buradan anlaşılıyor ki Kuran’ın kast ettiği mana okyanuslar veya daha başka bilemediğimiz baskılar olabilir.

Ekran Alıntısı4

Sonuç olarak her iki ayet ayrı coğrafik ve jeolojik olaylardan haber verir, Kuran’da sabit dağlar ifadesi geçmez ve Kuran’ın haber verdiği bu olayların 1450 sene önce bilimle paralel olarak açıklanması ve hiçbir ayetin çelişmemesi ise başlı başına Kuran’ın mucizelerindendir.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

64# Hz. Nuh 950 yıl nasıl yaşamıştır?

Yaşadığımız zamanımızın giderek daha da azaldığını hissediyor musunuz? Şahsen ben hissediyorum ve konuştuğum birçok kişi de çocukken zamanımızın daha uzun olduğunu fakat giderek zamanımızın daha kısaldığını hissettiklerini söylüyorlar. Bu şuna benziyor, marketlerde fiyatlar artmadan önce cebimizdeki bir miktar parayla daha çok alışveriş yapabiliyorduk. Ama şimdi aynı parayla 2-3 parça alınca eriyip gidiyor. İşte aynısı zaman için de geçerli.

supermercado

Peki bunun sebebi nedir? Hikâyenin başlangıcı şöyle:

Einstein tarafından yüzyıl önce keşfedilen özel görelilik yasası evreni zamandan bağımsız olarak düşünemeyeceğimizi çünkü evrenin dördüncü boyutunun zaman olduğunu gösteriyordu.[1] Üstelik zaman stabil değil değişkendi. Evrenin farklı yerlerinde farklı zaman akıntıları vardı; zaman, hızdan veya kütle çekiminden etkilenirdi. Einstein hızlanan bir insan için zamanın daha yavaş akacağını bildiriyordu. Yani uzayda ışık hızına yakın seyahat eden bir astronotun zamanı yavaşlar ve Dünya’da geçen zamanla karşılaştırıldığında çok daha az bir zaman yaşamış gibi olur.[2] Örneğin Dünya’da 90 yıl geçerken ışık hızına yakın bir uzay gemisi içinde gezen bir astronotun (hızına bağlı olarak) 9 yılı geçmiş olabilirdi. Bu kuram 100 yıldır çeşitli deneylerle defalarca ispat edildi. [3]

relativity_time_dilation

Daha sonra, 2011 yılında, üç astronom, evrenin artan bir hızla genişlediğini buldukları için Nobel ödülü aldılar.[4]

Normalde kütle çekiminden dolayı evrenin genişlemesinin giderek hızlanamayacağı biliniyordu. Fakat bu bilim insanları bizden uzaktaki süpernovaların sadece uzaklaşmadığını aynı zamanda hızlanarak uzaklaştığını gösterdiler. Bu hızlanmayı açıklamak için evrende bilinmeyen gizli bir enerji olduğu teorisini öne sürdüler ve bu enerjinin adını karanlık enerji koydular.[5] Bu enerjinin tüm evrenin % 68’ini oluşturduğunu bildirdiler.

Bu teoremden yola çıkarak yukarıdaki iki bulgu birleştirilince eğer geçmiştekinden daha hızlı ilerleyen bir evren dokusu içinde bulunuyorsak zamanımızın giderek yavaşladığı sonucu çıkıyordu.

Genişleyen evren fikri bilim çevrelerince geniş kabul görse de farklı düşünceler de yok değil. Bilbao Üniversitesi’nden Jose Senovilla ve arkadaşları evrenin artan bir hızla genişlemediğini, bunun bir algı hatası olduğunu düşünüyor.[6-11] Bu yeni çalışmaya göre uzay hızla genişlemiyor, fakat zaman yavaşlıyor. Yani Prof. Senovilla genişleyen bir evrene değil; evrenin artan hızla genişlemesine karşı. Zamanın yavaşlamasını şöyle anlatılıyor: “Pilleri bitmek üzere olan bir saatiniz olsun. Piller tamamen doluyken şimdikine göre zaman daha kısa olacak, dakikalar daha hızlı akacaktır. Piller tamamen doluyken 60 dakikalık bir filmi şimdi bir kez daha izlediğinizi varsayalım. Eğer saatinizin pillerinin bitmek üzere olduğunun farkında değilseniz bu kez film bittiğinde saatinize bakarsanız filmin hızlandığını düşüneceksiniz. Çünkü bu kez film 60 dakikadan daha az sürdüğünü düşüneceksiniz. (örneğin saatinize göre 20 dakika geçtiğini fark edip 40 dakikalık bir kısalma olduğunu sanabilirsiniz.) Ancak değişen, filmin süresi değil dakikaların kendisi. Kendi ifadesiyle ‘’zamanın zamanı azalıyor.’’[12]”

Buna göre evrenin hızlanmasına bağlı olarak Dünya’da gittikçe zaman kısalıyor ve bizler eskiden yaşamış insanlara göre aynı ömrü çok daha kısa sürede yaşıyoruz. Burada dikkat edilmesi gereken nokta ömür aynı kalıyor. Fakat zamanı azalıyor. Tıpkı Jose Senovilla’nın yukarıdaki “değişen film değil sizin dakikalarınız” sözünde olduğu gibi. Bu da Hz Nuh’un ve aslında kendi çağdaşlarının nasıl yüzyıllarca yaşadığını açıklıyor.

Hz Nuh’un 1000 yıldan 50 yıl eksik yaşadığını söylediği Ankebut 14. ayete baktığımızda, ayetin orijinali şöyledir: “elfe senetin illâ hamsine âmen”. İmam Ferra bu ayetin Arapça detayını bizlere açıklıyor. Lütfen buraya dikkat! “Ayet bilinçli olarak Elfe (bin) sayısı senetin (sene) kelimesi ile kullanırken, hamsine (50) sayısını âmen (yıl) kelimesi ile kullanılıyor. Niçin Allah her iki ifadeyi de sene ya da yıl olarak kullanmıyor? Sebebini İmam Ferra şöyle yorumluyor: Sene ile yıl Arapçada aynı anlamı karşılamaz. Arapçada sene (senetin) verimsiz geçen zaman dilimini ifade ederken ‘âm (yıl) verimli geçen zaman dilimini kast eder.”[13]

Bu ince ayrıntıyı yakalayan İmam Ferra 1200 yıl önce yaşamış bir âlimdir. O zaman ise zamanın göreli olduğu kavramı bilinmiyordu. Bilinseydi muhtemelen burada Allah’ın sene kelimesini ifade ederken iki ayrı kelime kullanmasının, bizlere zamanın göreli olduğunu anlatmak istemesinden kaynaklandığını anlayacaktı. Ama bu ince ayrıntıyı bu günlere taşıdığından dolayı kabri nur olsun diyoruz.

Bazılarının, bu ayetlerin rakamsal bir değeri olmadığı ve sadece çokluk ifade ettiği iddialarına da katılmıyorum, çünkü Kuran’ın hemen anlayamadığımız sözlerine “burada benzetme yapılıyor” gibi ifadelerle geçiştirsek te zamanı gelince bunların nasıl derin bir gerçek ihtiva ettiğini şu ana kadar ki tecrübelerimle hem ben gördüm, hem herkes günden güne görmektedir.

Bu yeni bilimsel bulgular ışığında, Hz Nuh’un bizim ömrümüzle karşılaştırıldığında göreceli 950 senelik bir zaman yaşamış olduğu söylenerek, bu gerçek Kuran’da ifade ediliyor. Peki, eskiye göre zamanımızın kısaldığını ve dolayısıyla eskilerin aynı bedenle aynı biyoloji ile bizden daha uzun hissedilen bir zamanı yaşadıklarını Jose Senovilla ve ekibi daha birkaç yıl önce açıklamışken bu gerçek 1450 sene öncesinde yazılmış Kuran-ı Kerim’de nasıl var olabilir. Üstelik böyle bir teorem şu ana kadar en dahi insanların aklının ucuna bile gelmedi.

Önemli mi bilmiyorum ama bir ayrıntı daha nakledeyim. Bu ayet 29. surenin 14. ayetidir. Araştırdığımda Jose Senovilla’nın zamanın yavaşladığını açıklaması da hicri 1428 in son ayında olmuş fakat yaygınlaşması ise 1429 (2008) yılında olmuş. [14] Anlaşılıyor ki kıyamet yaklaştı (kamer 1) ayeti de bize önemli bir ders veriyor ve gittikçe kıyametin zamanının azalacağını haber veriyor.

Horaires-Cadres-copie-1

Kuran’ın anlaşılmaz görülen ayetlerinin altında öyle mucizeler saklanmış ki bu mucizeler ancak zamanı gelince aydınlatılabiliyor. Bu sürede insanlar sadakat testinden geçiyor gibi. Bu tür ayetleri alaya alıp insanları yollarından çevirmek isteyenler en sonunda karşılaştıkları bilimsel gerçekler karşısında büyük bir mağlubiyete uğrayıp kendilerini gülünç ve “akıl edemeyen” konumuna düşürmüş oluyorlar. Allah’ın “müteşâbih ayetleri ancak âlim olan kullarım anlar” dediği gerçekte bu olsa gerek.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

time-slowing

KAYNAKLAR

  1. Townsend, P.K. and M.N. Wohlfarth, Accelerating cosmologies from compactification. Physical review letters, 2003. 91(6): p. 061302.
  2. Fock, V., The theory of space, time and gravitation. 2015: Elsevier.
  3. Fiscaletti, D. and A. Sorli, Space-time curvature of general relativity and energy density of a three-dimensional quantum vacuum. Annales Universitatis Mariae Curie-Sklodowska, sectio AAA–Physica, 2015. 69: p. 55.
  4. Schmidt, Q. and A. Brian, Illuminated Universe. Nature, 2016. 537: p. S205.
  5. Caldwell, R.R., M. Kamionkowski, and N.N. Weinberg, Phantom energy: dark energy with w<− 1 causes a cosmic doomsday. Physical Review Letters, 2003. 91(7): p. 071301.
  6. https://curiosity.com/topics/some-physicists-think-time-may-be-slowing-down-and-will-eventually-stop-curiosity/.
  7. https://www.wired.com/2007/12/scientists-time/.
  8. https://www.nature.com/scientificamerican/journal/v303/n3/full/scientificamerican0910-84.html.
  9. https://www.express.co.uk/news/science/794842/time-SLOWING-down-FROZEN-chilling-theory.
  10. https://futurism.com/is-time-disappearing-from-the-universe/.
  11. http://www.digitaljournal.com/article/326896.
  12. https://www.kozmikanafor.com/genisleyen-evren/.
  13. https://www.fehmiuyar.net/chapter/kur-an-nuh-un-950-yil-yasadigini-mi-iddia-ediyor.html.
  14. https://www.newscientist.com/article/mg19626354-000-is-time-slowing-down/.

63# Evrenin şekli nasıldır ve sonu nasıl olacak? Kuran ve Bilim ne diyor?

Einstein’ın Genel Görelilik teorisine göre, uzayın kendisi kütle çekimi tarafından bükülebilir. Sonuç olarak, evrenin yoğunluğu şeklini ve geleceğini belirler.

Evrenin şeklinin belirlenmesi için “kritik yoğunluk” terimi vardır ve Ω ile gösterilir. Eğer evrenin yoğunluğu kritik yoğunluktan düşükse bu demektir ki kütle çekiminin genişlemeyi yavaşlatmak için yeterli gücü olmayacaktır ve evren sonsuza kadar genişleyecektir. Fakat yeterli yoğunluğa sahipse genişleme bir seviyeden sonra duracaktır ve büyük çöküş başlayacaktır. Evrenin bu yoğunluğunu göstermek için bilim insanları Ω değerini kullanırlar. [1]

  1. Eğer bu Ω değeri 1’e eşitse evren düz olmalıdı Düz evren modelinde genişleme sürer fakat belirli bir seviyeden sonra durur.
  2. Ω 1’den büyükse evren küre şeklinde olmalıdır. Buna ise kapalı evren Bu durumda evren belirli bir genişlemeden sonra tekrar kendi içine çökecektir.
  3. Eğer 1’den küçükse “at eğeri” şeklinde bükülü olmalıdı Bu açık evren olarak bilinir. Evren at eğeri şeklinde ise çökme yaşanmayacak ve sonsuza kadar genişleme devam edecektir.

evrenin-sekli

Evrenin olası ölüm teorileri ise çok miktarda olmasına rağmen bunlardan dördü rağbet görmüştür. Bunlar:

  1. Büyük çöküş (Big colapse): Üzerinde en çok durulan ihtimal büyük çöküş olarak gö Bu yaklaşıma göre evren sürekli genişliyor ve bu genişleme bir gün son noktaya ulaşacak. Son noktaya gelecek büyümeden sonra ise evren içine çökecek ve yok olacak. Kısaca bir balon gibi düşünebilirsiniz.[2]cernphysics1_3-00
  2. Büyük donma (Big freeze): Birçok araştırmacının tam olarak reddetmediği ihtimallerden biri büyük donma. Bu yaklaşıma göre, evrende ısı tamamen kaybolabilir. Bu durum uzayın yapısını değiştirebilir ve zamanla her şey sıfıra indirgenebilir.[3]
  3. Büyük sıçrama (Big bounce): Bu teori evrenin kendi içine çökeceğini sonra bir daha bigbang yaşayıp tekrar genişleyeceğini ve evrenin bunu sürekli tekrarladığını söyler[4]

bigcrunch

4. Büyük yırtılma (Big rip): Bu ihtimalin temeli ise karanlık enerjiye dayanıyor. Tıpkı büyük değişim gibi biraz uçuk bir teori olmasıyla beraber, aksi de ispatlanabilmiş değ Bu teoriye göre karanlık enerji diye nitelendirdiğimiz gizemli güç sandığımızdan çok daha farklı bir şey olabilir ve diğer üç teoriye gerek kalmadan kendi kendine evreni sonlandırabilir.[5]

41qWbYsVk-L._SX425_

Buraya kadar anlatılanlar modern bilimin evrenin sonu hakkındaki tahminleri. Bunlardan hangisinin kesin olarak gerçekleşeceği öngörülemiyor. Fakat bir yüzyıl ötesine kadar kimse evrenin bir başlangıcının ve sonunun olduğunu düşünmüyordu. Buna Newton ve Einstein gibi dahi fizikçilerde dâhil. Hatta insanlar evrenin sonsuza kadar var olacağından o kadar emindi ki ve bilinçaltlarına dahi işlemişti ki Einstein yaptığı hesaplamalara göre evrenin sabit olmadığını görünce hesaplarına kozmolojik sabit diye bir birim ekleyerek kalıcı evren modelini geliştirdi. Daha sonradan evrenin kalıcı olmadığı anlaşılınca Einstein bu kozmolojik sabiti sildi ve kozmolojik sabit terimini hayatının en büyük hatası olarak nitelendirdi.

İnsanlık evrenin bir başlangıcı ve sonunun olduğunu bilimsel olarak yeni anlamışken Kuran evrenin kıyametini 1450 sene önce haber vermişti ve üstelik “Büyük çöküşten” haber veriyordu.

Enbiya 104: Yazılı kâğıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız.

Şu ayetin harikalığına bakın ki kimsenin evrenin sonunu düşünmesine imkân yokken Kuran evrenin sonunun büyük çöküş olacağını söyleyerek akıllarımıza durgunluk veriyor. Yani evren kağıtların dürülmesi gibi dürülecek diyor. Bu gerçekten akıllı bir insan için olağanüstü bir haber ve inanmak için tek başına bile yeterli bir kanıt. Üstelik büyük çöküşten sonra tekrar iade olacağını yani Büyük sıçrama kuramının gerçekleşeceğini bildiriyor.

Mucize bitmedi ayet evrenin şeklinden de haber veriyor. Yani bir kağıt gibi düzdür diyor. Şu anda yapılan hassas ölçümlerde göstermiştir ki evren % 99,96 doğruluk payı ile düzdür. [6, 7, 8, 9] Üstelik mucize bununla da kalmıyor tek bir sayfa demiyor ve birbirlerine paralele duran sayfaların hep birlikte dürüleceğinden bahsediyor. Yani evrenimizin tek olmadığından ve paralel evrenler olduğundan haber veriyor. Evrenin düz olması bilim insanlarının tahminine göre büyük çöküş ihtimalini azaltsa da bunun doğru olmadığı ileride açıklanacaktır. Ve elimizdeki kuran mucizelerine dayalı olarak söyleyebilirim ki bilim ileride evrenin büyük çöküşten başka şansının olmadığını büyük bir kesinlikle kabul edecektir.

İnsanlar ancak tecrübeleri ile düşünür, gördükleri kadar hayal edebilirler. Peki 100 sene öncesinde Einstein tarafından bile hayal edilemeyen böyle muazzam bir gerçek 1450 sene önce yazılmış ve Allah’ın kitabı olduğu söylenen Kuran’da nasıl var? Bunun tek bir açıklaması var; Çünkü Kuran şüpheye meydan vermeyecek kanıtlarla Allah’ın kitabıdır.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

KAYNAKLAR

  1. Bahcall, N.A., et al., The cosmic triangle: Revealing the state of the universe. science, 1999. 284(5419): p. 1481-1488.
  2. Wang, Y., et al., Current observational constraints on cosmic doomsday. Journal of Cosmology and Astroparticle Physics, 2004. 2004(12): p. 006.
  3. Glanz, J., Astronomy: Cosmic motion revealed. 1998, American Association for the Advancement of Science.
  4. Popławski, N., Nonsingular, big-bounce cosmology from spinor-torsion coupling. Physical Review D, 2012. 85(10): p. 107502.
  5. Briscese, F., et al., Phantom scalar dark energy as modified gravity: Understanding the origin of the Big Rip singularity. Physics Letters B, 2007. 646(2-3): p. 105-111.
  6. http://www.evrenselbilim.com/evrenin-sekli-nedir/
  7. http://bilimvesaire.com/2017/07/bilim/uzayin-sekli-nedir-minutephysics-video/
  8. http://rasyonalist.org/yazi/kozmoloji-evrenin-geometrisi/
  9. https://www.space.com/34928-the-universe-is-flat-now-what.html

fft371_mf30559943.Jpeg

62# Peki Allah’ı kim yarattı?

Ünlü bilim insanı Bertrand Russell bilimsel bir konferans esnasında ayın dünyanın etrafında, dünyanın güneş, güneşin samanyolu galaksisinin yörüngesinde döndüğünü anlatırken arkalardan yaşlı bir teyze ayağa kalkmış ve;

“Bu dediklerin çok saçma. Dünya 4 filin üzerindedir.” demiş. Sonrasında ise Bertrand Russell ile teyze arasında şöyle bir diyalog geçmiş;

– “peki o filler neyin üzerinde?”

– “Onlar da dev bir kaplumbağanın sırtında.”

– “Peki o kaplumbağa neyin üstünde?”

– “Çok akıllısın genç adam çok. Ama ondan aşağısı hep kaplumbağa!”

Kaynak: Stephen Hawking-Zamanın kısa tarihi

—————————————————————————————————————————————–

Kadının söylediği bu fil ve kaplumbağa kadim bir Hint inanışıdır.

Şimdi hayalen bin sene önceye gidin ve bu insanlara Dünya’nın bir şey üstünde durması gerekmediğini ve bir şey üstünde durmadığını anlatın. Bunu akılları almayacak, çünkü onlara göre birşeyin üstünde olması lazım yoksa aşağı düşerdi. Bilim gelişip te Dünyamızın bir şey üstünde durması gerektiğini ispatlayana kadar insanın aklı ve hayali almazdı ve mantıklı gelmezdi. Fakat şu an biliyoruz ki Dünya’nın bir şey üstünde durmasına gerek yok.

Kadim Hintlilerin anlamakta zorlandığı bu gerçeğin bir benzerini şimdilerde ateistler anlayamıyorlar.

İnsanı Allah yarattıysa ve herşeyin yaratıcısı varsa, Peki Allah’ı kim yarattı? Soruları bu.

Aslında cevabı Hintlilerin bulacağı cevap kadar bir yönden anlaşılması güç ve bir o kadar da basit. Herşey Dünya’nın üzerinde durur ama Dünya’nın bir şey üzerinde durmasına gerek yok. Altı, üstü boş. Güneşin büktüğü uzayda güneş etrafında dolaşır.

Aynı şekilde Allah ta herşeyin yaratıcısı, zamanın ve uzayın yaratıcısı, O olmadan hiçbirşey olmaz. Fakat O’nun varlığı birşeye muhtaç değil. O yaratır fakat yaratılmamıştır.

Kadim Hintlilere garip gelse de herşey Dünya üstünde durabilir ama Dünya’nın bir şey üstünde durmaya ihtiyacı yok. Gerçek bu. Ateistlere garip gelse de Allah herşeyin yaratıcısıdır, fakat kendinin yaratılmaya ihtiyacı yok. Gerçek bu.

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

earthtortoise (boyutlandırma)

61# Hz. Muhammed’in Peygamberliğinin Kanıtları

Şimdi kendinizin peygamberlik iddiası ile ortaya çıkmış yalancı biri olduğunuzu düşünün.

İnsan neden böyle bir yalana ihtiyaç duyabilir?

  • Kendisine sosyal statü sağlamak, zengin olmak, reis olmak, saygı duyulmak, rahat etmek gibi sebepleriniz olacaktır.
  • Allah’ı kendi yalanınıza bulaştırma potansiyeliniz olduğuna göre aslında çok bencil, geleceği düşünmeyip peşin rahat isteyen, kendi keyfini her türlü ahlaki değer ve adalet kuralının üstünde tutan biri olmanız gerekir. Çünkü Allah adına yalan söylüyorsanız aslında Allah’a inanmamanız gerekir.
  • Eğer Allah’a inanmıyorsanız neden başkalarının çıkarlarını kendi çıkarları gibi görmek olan ahlaki değerlere saygı duyasınız? Sizden hesap soracak biri yoksa Dünya’nızı olabildiğince keyif verici ve sıkıntıları azaltıcı bir yere döndürmek istersiniz.
  • Eğer iddia etiğiniz yalancı peygamberliğiniz bunları size karşılamıyorsa üstüne üstlük size sıkıntılar, belalar, canınıza kast eden düşmanlar, sizi yurdunuzdan rahatınızdan eden düşmanlar oluşturuyorsa yalancılıkla kâr edeyim derken zarara girdiğinizi fark edersiniz ve bu oyunu fazla sürdürmek istemezsiniz.
  • İnsanları kendinize kul ve köle yapmak, herkesi kendi rahatınız için çalıştırmak istersiniz.
  • En iyi siz yiyip içmeli, en iyide siz giyinmelisiniz. Yoksa sıkıntı çekmenin bir anlamı kalmaz.

Şimdi Hz Muhammed’e bu açılardan bir bak:

  • Elçi olduğunu açıkladıktan sonra 13 yıl boyunca Mekke’de sadece eziyet gördü. Ona inananlarda kaçırılıp şehit ediliyorlardı. Kendisinin ise can güvenliği yoktu. 3 yıl Müslümanlar boykot edildi ve hepsi açlıktan ölecek düzeye geldi. Yerden buldukları deri parçalarını ve ağaç kabuklarını yemek zorunda bırakıldılar. Peygamberimiz zorluklardan bıkıp vaz geçti mi? Hayır vaz geçmedi. Yalancı biri ne yapardı? O’nun yaşadıklarının binde birini yaşasaydı hatta ilk ciddi zorlukta vaz geçerdi.
  • Tarih kayıtları Mekkeli müşriklerin O’na reislik ve istediği kadar kadın teklif ettiğini yazar. Peki, rahatını isteyip reislikte gözü olsaydı bu teklifi reddedip sıkıntıların her geçen gün arttığı hayata döner miydi? Dönmezdi. Ama rahatı ve reisliği değil sıkıntılı hayata geri dönmeyi tercih etti.
  • Peygamber rahatını bırakıp ta günde 5 defa namaz kılmayı kendisine ve inananlara farz kıldı. Üstüne üstlük sadece Peygambere farz olmak üzere birde gece namazı ayeti geldi ve her gece sabaha kadar inanmadığı bir namazı kıldı (!) Sabah namazına kalkmak bile rahatını terk etmek olduğu halde O geceleri bile uyanıp namaz kılardı. Oysaki en azından sabah namazını söylemeyip geceleri tatlı tatlı uyusaydı, zaten gün boyunca yeterince düşman ve sıkıntılar O’nu bekliyordu. Yok hayır öyle yapmadı, O’nun yüzü hep Yaratıcıya dönüktü. Bizler Müslüman olduğumuz halde O’nun bu yaptıklarını yapamıyorsak, yalancı bir egoist olsaydık bunların yüzde birini yapabilir miydik?
  • Peygamber normal zamanlarda namazını terk etmediği gibi savaş zamanlarında da terk etmemiştir. Peki, can boğaza dayandığı böyle zamanlarda en azından namazı değil de canını düşünmesi gerekmez miydi? Ama öyle de yapmadı, hep namazını düşündü.
  • Namazı geçtim bu insan kendisine orucu neden emretti? Rahatına düşkün sefil bir yalancı bir öğün yemek yemese sinir krizleri geçirdiği halde bu insan bazen aralıksız 3 gün bir şey yemeden oruç tutardı. Rahat etmek için reis olmayı isteseydi neden bedevi reisleri gibi bir eli yağda bir eli balda yaşamadı.
  • Elçi olduğunu ilan ettiğinde zaten zengin iken bütün servetini İslam için harcayıp sonunda kalkanını bile bir Yahudi de borç karşılığı rehin bırakmış bir halde vefat etti. Neden kimseden gelen yardıma tenezzül etmedi, neden kendine zekât ve sadaka kabul etmeyi haram kıldı, neden güçlü olduğu halde düşmanlarının mallarına el koyma yoluna gitmedi ve hep adaletli davrandı?
  • Ona ve Müslümanlara etmediği zulümleri bırakmayan Mekke’yi ele geçirdiği zaman neden kimseden en ufak intikam almadı? Peygamber olmayan bir insan ancak bir peygamberin gösterebileceği bu olgunluğu ve sabrı ne kadar gösterebilirdi?
  • Bedir savaşında 313 kişi ile 1000 kişinin üstüne yürür müydünüz? Uhud savaşında 1000 kişi ile 3000 kişinin üstüne gider miydiniz? Ordu derseniz az, düşman derseniz 3 katı. Mantığınızı kullanırsanız öldürülmeniz kaçınılmaz. O’nu bu kadar kendinden emin yapan neydi?
  • Cahil bedevi toplumları eğitmek deveye hendek atlatmaktan zordur. 23 senede o en cahil ve karanlık toplumu Dünya’nın en iyi bilgeleri, en adaletli ve ahlaklı insanları yapmıştır. Siz ömrünüzde 2 kişiye bile sigarayı veya içkiyi bıraktırabildiniz mi? Oysa Hz Peygamber o toplumdan zinayı, içkiyi, yalanı, dolandırıcılığı, haksız yere adam öldürmeyi ve daha nice kötü adetleri kaldırdı ve yerlerine adaleti, yoksullara yardımı, insan eşitliğini, kardeşliği, dürüstlüğü getirdi. Siz yalancı olsaydınız kendinizde olmayan bu özellikleri topluma bir karakter olarak aşılayabilir miydiniz?

Şimdi Sahabeler açısından düşünün:

  • İçlerinde azıcık şüphe duysaydılar O’nun arkasından gidip te mallarını Mekke’de bırakıp canlarını tehlikeye atarlar mıydı?
  • İnanmadıkları bir kişi için savaşlara girip şehit olurlar mıydı?
  • Savaşta babasıyla, kardeşiyle karşılaşacağını bildiği halde o savaşa giderler miydi?
  • Peki, peygamberin her halini hareketini inceden inceye dikkatle takip eden insanlar en ufak bir kusurunu görseydi O’na inanırlar mıydı?
  • Peki, siz yalancı bir peygamber olsaydınız hayatınızın sonuna kadar her hareketiniz peygamberliğe uyacak olgunlukta ve bilgelikte olabilir miydi? Olmadığınız bir insanın taklidini yaparak insanları ne kadar süre kendinize inandırabilirdiniz? Oysa ki insanların etrafınızdan dağılması için bir gün tek bir yerde gerçek yüzünüzü göstermeniz yeterli iken.
  • Hz Peygamber sahabelerine kendini bir Tanrı olarak tanıtmadı. Yalancı bir peygamber bu zorlukları aşıp bu mertebeye gelseydi insanlara kendine tapmasını emretmez miydi? Oysa O kendinin de sizler gibi bir insan ve kul olduğunu anlatıp durdu? “Kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum ve Allah’ın kuluyum” dedi.

Allah hatırına kafanızı kullanın biraz. Bu insanın her hali ben Allah’ın elçisiyim demiyor mu?

 

İnstagram: https://www.instagram.com/bilimveyaratilisagaci/

Facebook: https://www.facebook.com/bilimveyaratilisagaci/

 

islam-dusunce-tarihindeki-felsefe-ekolleri-nelerdir_6228_15-47-22.jpg